dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2012 Pazartesi

Hz. Ömer’in (r.a.) Duaları

Hz. Ömer “Ey Allah’ım! Beni gafil bir şekilde yakalamandan, gaflet içerisinde bırakmandan ve gafillerden kılmandan sana sığınıyorum”diye dua ederdi. (1).
Hz. Ömer şöyle dua ederdi: Ey Allah’ım! Amelimi salih kıl. Yalnızca senin için kıl ve amelimde başkası için hisse bırakma (2).
Hz. Ömer şöyle dua ederdi: Yarabbi! Beni ebrarlarla beraber öldür. Beni şerlilerin içerisine koyma. Ateşin azabından beni koru. Hayırlı insanlara beni ilhak eyle (3).
Hz. Ömer’den çoğu kere işittiğim şuydu: Ey Allah’ım! Bana afiyet ver, beni affeyle (4).
Ben babamın “Ey Allah’ım! Bana yolunda şehitlik mertebesi ver ve bana Peygamber’inin şehrinde ölmeyi nasip et”diye dua ettiğini işittim. “Peygamber beldesinde olursan nerde şehid olacaksın?”dedim. Bana “Allah, dilediğini her yerde yapar”dedi (5).
Hz. Ömer “Yarab! Benim zulüm ve küfrümü affet”diye dua etti. Arkadaşlarından birisi “Ey mü’minlerin emiri! Zülüm tamamdır. Fakat buradaki küfür ne demektir?”diye sordu. Hz. Ömer “İnsan, zülüm ve nankörlük yapar”dedi (6).
Hz. Ömer Kâbe’yi tavaf ederken şöyle diyordu: Ey Allah’ım! Eğer beni saaddette yazmışsan orada beni sabit kıl. Eğer beni şekavette yazmışsan, beni sil ve beni saidler listesine yaz. Çünkü sen dilediğini siler, dilediğini yerinde bırakırsın. Ümmü’l-Kitap senin katındadır (7).
Hattab’ın oğlu Ömer’i gördüm, kıtlık zamanında Rasûlullah’ın mescidinde gece yarısı namaz kılıyor ve “Yarab! Bizi kıtlıkla helak etme. Bizden belayı kaldır”diyor ve bu kelimeleri tekrarlıyordu (8).
Hz. Ömer’in kıtlık senesinde bir izarı vardı. İzarın üstünde onaltı yama bulunuyordu. Abası da beş buçuk karıştı. Şöyle dua ediyordu: Ey Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i benim günahım yüzünden helak etme! (9).
Hz. Ömer şöyle dua ederdi: Yarab! Beni bir rekat namaz kılmış veya bir kere secde etmiş bir kimsenin eliyle öldürtme ki, kıyamet gününde o bir rekat namazla ve tek secde ile benimle tartışmasın (10).
Hz. Ömer küçük taşlardan bir yığın yaptı. Elbisesinin bir kısmını onun üzerine attıktan sonra orada sırtüstü uzandı ve ellerini göklere kaldırarak ‘Yarab! Yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı, yardımcılarım yeryüzüne yayıldı. Sana karşı bir kusur işlememiş ve kulluğumu ihmal etmemişken beni huzuruna al”diyerek dua etti (11).
Hz. Ömer halife seçildiğinde minberin üzerine çıkarak Allah’a hamdu senâlar ettikten sonra ‘Ey insanlar! Ben bir dua edeceğim, siz de amin deyin”dedi ve şöyle dua etti: Allah’ım! Benim mizacım serttir, beni yumuşat. Ben cimriyim, beni cömert kil. Ben zayıfım, bana güç ver (12).
Hz. Ömer bir cenaze üzerine namaz kıldığında “Allah’ım! Şu kulun dünyadan ayrılmış, dünyayı geride kalanlara bırakmıştır. Sen ona muhtaç olmadığın halde, o sana muhtaçtır. Dünyadayken “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed, Allah’ın kulu ve rasûlüdür”diye şehadet ederdi. Ey Allah’ım! Onu affet. Onun kusurlarından vazgeç ve onu peygamberine kavuştur”diye dua ederdi (13).
Hz. Ömer herhangi bir ölünün üzerine toprak attıktan sonra “Yarab! Aile efradını, malını ve aşiretini sana teslim etti. Günahı büyüktür. Onu affet”derdi”(14).
[1] İbn Ebî Şeybe ve Ebu Nuaym.
[2] İmam Ahmed, Zühd (Hasan’dan).
[3] İbn Sa’d ve Buharî (Amr b. Meymun’dan).
[4] Kenz, I/303 (İmam Ahmed, Zühd, Ebû Aliye’den).
[5] İbn sa’d ve Ebu Nuaym (Hz. Hafsa’dan).
[6] İbn Ebî Hatim (Hz. Ömer’den).
[7] Kenz, I/304 (Le’lekâî, Ebu Osman en-Nehdî’den).
[8] İbn Sa’d, III/319 (Said b. Zeyd, babasından).
[9]. İbn sa’d, III/320.
[10] Müntehab, IV/413 (Buharî, İmam Mâlik, İbn Rahuye ve Ebu Nuaym, Zeyd b. Eslem’den, o da babasından).
[11] Ebu Nuaym, Hilye, I/54 (Said b. Müseyyeb’den).
[12] Ebu Nuaym, Hilye, I/53 (Esved b. Hilâl el-Muharibî’den).
[13] Ebu Ya’lâ (Said b. Müseyyeb’den) Kenz, VIII/113.
[14] Kenz, VIII/119 (Beyhâkî, Kesir b. Müdrik’den).
Kaynak: Hayâtû’s Sahâbe
hikmet.net sitesi...

5 Kasım 2011 Cumartesi

Marifet Meydanı Olarak Arafat

05 Kasım 2011
Netgazete.com

MEKKE -İHA- Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Mekke'de, Arafat vakfesi öncesinde hacı adaylarına seslendi.

Öğleden sonra Arafat'ta vakfeye duracak olan Türk hacı adaylarına hitap eden Görmez, "Allahın misafirleri aziz kardeşlerim. Bizleri herşeyden önce mübarek, mukaddes Arafat meydanında yüce huzuruna kabul eden Allahmıza sonsuz hamdü senalar olsun. Bize beytine misafir olarak kabul etme lütfunda, kereminde, ihsanında bulunan yüce Rabbimize nihayetsiz şükürler olsun" diyerek konuşmasına başladı.


Görmez, "Cennetini yitirdikten sonra bu meydanda yüce Rabbimize iltica eden Hazreti Adem'e, Hazreti Havva'ya selam olsun. Başlı başına Allah'a sadakatin timsali olan bir ümmet olan İbrahim aleyhisselama, Allah'a yakınlığın ve teslimiyetin timsali olan İsmail aleyhisselama selam olsun. Hacer validemize selam olsun. Adem'in yakarışını, İbrahim'in sadakatini, İsmail'in teslimiyetini, bize hayat veren bir bayrama dönüştüren efendiler efendisi Muhammed Mustafa "sallallahü aleyhi ve sellem'e salat ve selam olsun. Veda Hutbesi'ni burada irad eden Muhammed aleyhisselama, bütün peygamberlere, bütün müminlere selam olsun. Salatü selam, tahiyyatü ikram, her türlü ihtiram Ona, Onun aline, ashabına olsun. Dünyanın dört bir yanından Beytullahın sahibine misafir olmak için gelen, dilleri, ırkları, ülkeleri farklı, fakat imanları, duyguları, coşkuları aynı olan ak kefenler içinde Arafat meydanını dolduran bütün kardeşlerimize selamlar olsun" dedi.

"HACI OLMAK BÜYÜK BİR SINAVDAN, DERİN BİR ÇİLEDEN GEÇİP AZGIN BİR ATEŞLE PİŞEREK EŞSİZ BİR TANIKLIĞIN KIYISINA VARMAKTIR"
"Allah'ın beytini ziyaret etmek, Beyt'in Rabbine manen iltica etmek, O'na vasıl olmak, Allah Resulunun doğup büyüdüğü, tevhid mücadelesi verdiği bu kutsal topraklarda İslamın canlı tarihini yaşamak, hac etmek üzere mesafeler kat ederek buralara geldiniz" diyen Görmez, "Ancak şunu bilmelisiniz ki, hac etmek, hacı olmak sıradan bir olay değildir. Hac etmek, hacı olmak büyük bir sınavdan, derin bir çileden geçip azgın bir ateşle pişerek eşsiz bir tanıklığın kıyısına varmaktır. Hac, büyük bir niyetin karara, büyük bir kararın, büyük bir eyleme dönüşmesidir. Hac, kalbin en büyük eylemi, bütün ibadetleri içinde mündemiç büyük bir ibadettir. Hac, kulun Allah'a verdiği en büyük sözdür. Allah ile yapılan bir ahidleşme, Allah ile varılan büyük bir misaktır. Haccın her farzı, her rüknü, her menasiki Rabbimize verdiğimiz ruhi, kalbi, fiili bir sözdür" şeklinde konuştu.

Görmez, "Kardeşlerim, bizler hacca niyet etmekle, yer yüzünde en büyük gayemizin, Rabbimizin rızası olduğunu ilan ettik. Bunu söz olarak verdik. Rabbim sana geliyoruz dedik. Sadece ve sadece O'na iltica edeceğimizi söz verdik. İhramı kuşanmakla biz, renksiz, dikişsiz, rozetsiz, bayraksız, ihramı giymekle, helal, haram dairesinden çıkmayacağımıza,şimdiye kadar kıymet ölçüsü olarak bildiğimiz hiçbir şeye ama hiçbir şeye, servete, makama, mevkiye, milliyete, cinsiyete, beşeri unsurlara değer vermeyeceğimize, en büyük şanın, şerefin, değerin, izzetin Rabbimize kul olmakta olduğunu ilan ettik" dedi.

Görmez konuşmasına şöyle devam etti:
"Kardeşlerim, bizler mikat ile vaktimizi kuşanmaya ve Rabbimizle olan vakitleşmelere, muahedelere sadık kalacağımıza söz verdik. Mikattan itibaren, dilimizden düşürmediğimiz telbiye, bu sözün, bu ahdin, bu misakın ikrarıdır. O'ndan başkasına Lebbeyk ile yönelmeyeceğimizi hamdin, nimetin, mülkün yegane sahibinin Rabbimiz olduğunu ikrar ve ilan ettik.

Kardeşlerim, Allah'ın evini, Kabe'yi solumuza alarak kalbimize O'na yakın kılarak yaptığımız sevaplarımız, kalblerimizin yegane kıblesinin Rabbimiz olduğunu ilan etmektir. Safa ve Merve arasında say'imiz, Hacer validimiz misali, beşeri olandan ilahi rahmete koştuğumuz abı hayatın, Rabbimizin elinde olduğuna inandığımızın haykırışıdır."

"ARAFAT MARİFET MEYDANIDIR. MARİFETULLAHA ERME ÇABASIDIR"
Görmez, "Kardeşlerim, bugün şimdi yolumuz uzaklaşa uzaklaşa Kabetullaha geldi, Kabe'nin sahibine yakın olma adına Arafat'a düştü. Beytinden kendisine yönelmek, iltica etmek adına Arafat'tayız. Arafat önce kendini bilme, kendini bulma, kendini tanıma çabasıdır. Tek muradımız, kendini bilen, Rabbini bilir hükmünce kendimizi tanıyıp Rabbimizi tanımaktır. Arafat marifet meydanıdır. Marifetullaha erme çabasıdır. Arafat irfan meydanıdır. Arif olmaya, hakikati bilmeye, tanımaya, anlamaya karar vermektir Arafat.

Arafat itiraftır. Günahlarımızı itiraf etme yeridir. Bütün günahlardan sıyrılıp gözyaşlarıyla arınmaktır. Arafat tearüftür, tanışmaktır, ayrılıkları kalblerden silip tanışmak, iyilik ve takva yolunda yarışmak, gönüller arasında eşitlik ve kardeşlik köprüleri kurmaktır. Arafat bir mahşerdir. Ölüm elbisesini giymiş, sorguya hazır vaziyette yüce yaratıcıya yönelmek için toplanmaktır" dedi.

"ARAFAT, İNSANLIĞA KANA BULAYAN, İKİ DÜNYA SAVAŞI ÇIKARAN IRKÇILIĞA VE HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞA KARŞI BİR DURUŞTUR"
Görmez, "Arafat'taki ibadetimiz vakfedir. Öğle namazından sonra hep birlikte vakfeye duracağız Allah'ın izniyle. Vakfe bir duruştur. Sizin buradaki duruşununuz, kadını ile erkeği ile, milyonlarca kardeşiniz ile ak kefenler içinde vakfeye duruşunuz, dünyamızı ateşe veren, insanlığı kana bulayan, başımıza iki dünya savaşı çıkaran ırkçılığa ve her türlü ayrımcılığa karşı bir duruştur" şeklinde konuştu.

Görmez konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Sizi gören bütün insanlar, ırk ayrımı yaptığına, insanların teninin rengine göre yüceltip aşağıladığına, cinsiyetine göre değerlendirdiğine utanacaklardı. Sizin bu duruşunuz Resul-i ekremin hala Arafat meydanında yankılanan, "Hepiniz Ademdensiniz. Adem de topraktandır" sözünün tahakkukudur. Sizin buradaki duruşunuz, zalime karşı mazlumun yanında bir duruştur. Sizin buradaki duruşunuz hakkın, hakikatin, adaletin, iyinin, doğrunun, sevginin, yetimin, miskinin, mazlumun, mağdurun yanında bir duruştur.

Arafat bir diriliştir. Arafat dirilişimizdir. Arafat'a bugün ölmeden önce öldüğümüzü, dünyanın oyun ve eğlencesini terk edip, dirilişe doğru kutlu bir yolculuğa çıktığımızı fark ettik. Buradaki varlığınız şeytan ve yoldaşlarını mutsuz edecektir. Buradaki duruşunuz şeytana ve kötülüklere karşıdır. Bundan böyle hep şeytana karşı duracaksınız, bütün kötülüklere karşı haykıracaksınız. Siz ete, kemiğe bürünmüş bir barışsızınız.

Ey Arafat sakinleri, Ey Allah'ın misafirleri, kitabın hak olduğunu, Muhammed Mustafa'nın haklı olduğunu ispatliyor varlığınız. Allahın bir olduğu hakikatine kalıbınızla, varlığınızla imza atıyorsunuz. Yüzlerinizdeki ışıltılarla, göz yaşlarınızla şahitsiziniz Muhammed Mustafa'nı davasının hak olduğuna. Ne güzel nasiptir bu. Ne şanlı duruştur bu! Onun yerinde siz duruyorsunuz. Peygamber'in yerindesiniz, eshabın yerinde duruyorsunuz. Adem babanızdan kalan boşluğu dolduruyorsunuz. İbrahimin çağrısına cevap olarak ete kemiğe büründünüz. Bize kardeşlerim diye hitap eden, bizi özleyen Hazreti Peygamber'in hasretini gerçekleştiriyorsunuz. Ne mutlu size, ne mutlu size!

Sevgili kardeşlerim, burayı bizden önce şenlendiren Resuli Ekrem ve sahabelerin izindeyiz şimdi. Veda Hutbesi ile bize seslenen merhamet Peygamberi'nin 'kardeşlerim' hitabını hak edecek miyiz? Burada yankılanan o sesi bir kez daha duymaya çalışın. Buradan ayrılırken, Onun terk etmemizi istediklerini de terk edelim! Ardımızda bırakalım kin ve nefreti, ayağımızın altına alalım, yığmayı, biriktirmeyi, cimriliği. İnsan onurunu zedeleyen gıybet ve dedikodular arkamızda kalsın. Irkçılık ve hased, ayrımcılık ve nefret geride kalsın. Bize emanet edilen kadınlarımıza nezaketle davranmayı öğrenerek dönelim buradan. Öylece gidelim şeytan taşlamaya. Attığınız her taş içinizdeki bir kötülüğü şeytana iade etsin. Şeytan ile aramızı açalım. Tavır alalım şeytanın yoldaşlarına, öylece atalım taşlarımızı. Ümit dirilsin içimizde, ümitsizlik ölsün, nefret ölsün yüreğimizde, sevgi yaşasın. Kibirler küçülsün, büyüklenmeler yok olsun, tevazu ayağa kalksın, yürüyelim kardeşlerim, öylece yürüyelim. Peygamberlerin yürüdüğü bu yolda Onların yerinde yürüdüğümüzü, Onların yerine yürüdüğümüzü bilerek yürüyelim. Peygamberlerin getirdikleri değerlere yürüyelim. Mina'ya akarken durulmuş bir nehir gibi akalım. Rahmet denizi bizi bekliyor, yuvaya dönüyoruz. Dönerken Rahmet tepesinden avuç avuç rahmet taşıyalım hanelerimize, çocuklarımıza, sevdiklerimize Arafat'tan avuç avuç marifet taşıyalım, ülkemize, dünyamıza. Mina'dan sevgi, muhabbet taşıyalım bütün insanlığa.

Yarın, Allah izin verirse geceden itibaren akın akın Müzdelife'ye gideceksiniz. Kur'an-ı kerimin ifadesiyle "insan seline kapılıp yola akacağız" devam edeceğiz. Telbiye getireceğiz. Yarın beyaz güvercinler misali Meşari hareme doğru uçma zamanıdır. Arafat'ta gündüz kaldık, Meşari hareme yolculuk gece ve karanlıkta olacak. Sınav hala devam ediyor. Taşları Meşari harem toprağından bizzat kendi ellerimizden toplayacağız. Taş topraklarken elimizle yaptıklarımızı düşüneceğiz. Hayatım, mız bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçecek. Gecenin karasında, kalblerin karasını aklamak için kendimizi unutup, Rahmana yöneleceğiz. Günahlarımız ve pişmanlıklarımız için bir taraftan tövbe ederken, bir taraftan da onları def etmek, taşlamak üzere Mina'yı arzulayacaksınız. Gece boyunca Müzdelife'de kalırken, bakışlarınızı afaktan enfüse çevirmeniz gerekecek. Kulağınızda Resuli ekremin Veda Hutbesi'nden şu sözler tekrar yankılanacak, "Hepiniz Ademdensiniz. Adem de topraktandır."

Mina'da cemerat var, şeytan taşlama var. Mina zaten aşırı istek, arzu demektir. Günün ilk ışıklarının gecenizi ve gündüzünüzü aydınlatmasıyla mahşerin kalabalığına karışma zamanı gelecek. Müzdelife'nin zahidi iken, Mina'nın mücahidi olacaksınız. Yorgun bedenlere, çökmüş omuzlara, yaklaşan bayram sabahının muştusu imdat edecek. Göreceksiniz ki gece ay hac ediyordu, gündüz güneş hac ediyor. Mina emniyet mekaknı, sınavın sonucunu alacağınız mekandır. Sakın o atmak için topladığınız taşları, sadece taş sanmayınız. O taşlar sizin bugüne kadar biriktirdiğiniz kusurlarımız, günahlarımız, kötülüklerimizdir, şimdi o taşları atarken, hem şeytanı, hem de kendi kötülüklerimizi taşlamış olacağız. Şeytanı ve kötülükleri uzaklaştırırken, Rabbimize yakınlığı, kurbiyeti elde edeceğiz. Bu kurbiyeti kurbanla pekiştireceğiz inşallah. Mina bayram sabahıdır. Kurtuluş günüdür. Gözleriniz bedeniniz yorgun. Ama kalbiniz dip diridir. Nefsin kötülüklerinden, dünyanın gelip geçiciliğinden, esaret zincirlerinden kurtulmak için şeytanı taşladıktan sonra, Kabeyi tavaf edecek, Safa ile Merve arasında say edeceksiniz. Artık bu sizin için bir bayramdır. Bayram günü, müminlerin diriliş günüdür. O gün, hacı olduğunuz gündür. Bayrama kavuştuğunuz için kurban keseceksiniz. İhramda iken bir otu koparmak yasaktı. Şimdi Allah'a bağlılığın gereği, bir canlıyı kurban edeceksiniz. Kurban ettiğin deve, koyun değil, heva ve hevesiniz, şehvetiniz, iradenizdir. O'nun rızası için hepsini kurban etmelisiniz ki, bayramı yüreğinizde yakınlığı özbenliğinde hissedebilesiniz. Çünkü bu bayram yakınlık bayram. Bu bayram kurbiyet anıdır. Önce taş atacaksınız. Attıkça paklanacaksınız. Bu bir sınavdır. Sonra bir baş kurban edecesiniz. Can sınavından geçecesiniz. Daha sonra tıraş gelecek. Sembolik olarak kendi varlığınızın bir parçasını da kurban edeceksiniz. Kurban bayramı, haccın anlamını yaşayanların bayramıdır. Velev ki, çok uzak coğrafyalar da olsa bile, sizler burada bu yakınlaşmayı yaşayanlar, kazandığınız güzellikleri gittiğiniz yerlere taşıyacaksınız. Gittiğiniz yerlere taşıyacaksınız. Kendi mekanlarınızda manevi bir kan dolaşımına sebep olacak tertemiz kanlar olacaksınız.

Damarlarda dolaşan tap taze kan, daha sonra kimi hacılara hicran yolu, kimilerine hasret yolu gözükecek. Kimi hacılara ise hicret yolu... Allah hicretinizi kabul etsin! Allah haccınızı mebrur etsin! Allah bayramımızı mübarek etsin! Allah haccınızı mebrur etsin! Allah say'inizi meşkur etsin! Kutlu olsun, mübarek olsun! Bütün Arafat'ın sakinlerine selam olsun, Allah'ın selamı rahmeti, bereketi, hepinizin, hepimizin üzerine olsun!".



8 Mayıs 2009 Cuma

Anne-Babaya Hürmet

Anne-baba, insanın en başta hürmet edeceği kudsî iki varlıktır. Onlara hürmette kusur eden, Hakk'a karşı gelmiş olur. Onları hırpalayan er-geç hırpalanmaya maruz kalır. İnsan daha küçük bir canlı olarak var olmaya başladığı andan itibaren hep anne-babanın omuzlarında ve onlara bir yük olarak gelişir. Bu konuda ne peder ve validenin çocuklarına karşı olan şefkatlerinin derinliğini tayine, ne de çektikleri sıkıntıların sınırını tesbite imkân vardır.


Anne-babanın kadrini bilip, onları Hakk'ın rahmetine ulaşmaya vesile sayanlar, bu dünyada da öte dünyada da en talihlilerdendir. Onların varlıklarını istiskal edip, hayatlarına karşı bıkkınlık gösterenler ise, sürüm sürüm olmaya namzet bir kısım bedbahtlardır.

İnsan anne-babasına karşı hürmeti nisbetinde, Yaratıcısına karşı da hürmetkâr sayılır. Onlara hürmeti olmayanların Allah'a da hürmet ve saygısı yoktur. Günümüzde, ne garip tecellilerdendir ki, sadece Allah'a karşı saygısız olanlar değil, O'nu sevdiğini iddia edenler de anne-babalarına isyandan geri kalmamaktadırlar.

Özellikle anneler, dünyada ukba eksenli varlıklardır. Hilkatteki rol ve istihdamları ile elde ettikleri mükâfatları, çektikleri zorluk ve sıkıntılarıyla gördükleri karşılık arasındaki orantısızlık bu gerçeğin en açık delilidir. Bunun böyle olduğunu anlamak için uzun boylu araştırmaya da gerek yoktur. Onların bir ömür neler ekip neler biçtiklerine, neler çekip neler bulduklarına göz atmak yeterlidir.
İslâm aileye ve onun temel iki direği olan anne-babaya çok önem vermiş, sağlam ailelerden oluşan toplumun sağlıklı olacağını ifade ederek bu konuda birçok önemli prensip vazetmiştir. Allah hakkından sonra anne-baba hakkı zikredildiği gibi, cennet de annelerin ayakları altına serilmiştir.

Cenab-ı Hakk şöyle ferman ediyor: "De ki: "Gelin, Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin."(En'am, 6/151) "Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. (Ana karnında) taşınması sütten kesilmesi otuz ay sürdü."(Ahkaf, 46/15) "Bana ve ana babana şükret, dönüş banadır."(Lokman, 31/14)
Bir insanın en yakını anne-babasıdır. Her iyilikte olduğu gibi, dualarımızda da önceliğin onlara verilmesi gerektiğini Kur'ân şu ifadelerle belirtiyor: "Ey Rabbim! Amellerin hesap olunacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla!"(İbrahim, 14/41) Demek ki, önce insanın kendisi, sonra anne-babası geliyor. Zaten bu husus insan olmanın, insanî duygularla bezenmenin bir ifadesidir. Aslında insan olan bir insan en yakın daireden en uzak daireye uzanan çizgide derecelerine göre diğer insanların dertleriyle dertlenir, sevinçlerinden sevinç duyar. Diğer bir nokta da şudur: Nasıl bir insanın anne-babası hakkında yaptığı istiğfar makbul ise, öyle de insanın anne-babasının mazhar olduğu nimetler adına şükrü de geçerlidir. Yani bir insan anne-babasına gerçek anlamda evlatlık yapmadıysa, geride onun yapacağı şey şudur: Dilini onlar hesabına hayırda kullanmak... "Allah'ım! Hamdim, tesbihim, tehlilim, istiğfarım onlara raci olsun."demek bu türdendir. Nitekim Hz. Süleyman, şöyle derken bunu yapanlardan olduğunu göstermiştir: "Rabbim, beni, gerek bana, gerek anne-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl."(Neml, 27/19)

Bir başka ayette şu ifadeler bulunuyor: "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi yaşlanırsa, kendilerine "öf!"bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onlara şefkat, tevâzu ile kol kanat ger ve şöyle diyerek dua et "Ya Rabbi! Küçüklüğümde onlar beni nasıl özenle yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!"(İsra, 7/23-24)

Bu ayetleri Üstad Bediüzzaman şöyle tefsir etmektedir:"Ey hanesinde ihtiyar bir vâlide veya pederi veya akrabasından veya iman kardeşlerinden bir amel-mânde veya âciz, alîl bir şahıs bulunan gafil! Şu âyet-i kerimeye dikkat et bak: Nasıl ki bir âyette, beş tabaka ayrı ayrı surette ihtiyar vâlideyne şefkati celbediyor. Evet dünyada en yüksek hakikat, peder ve vâlidelerin evlâdlarına karşı şefkatleridir. Ve en âlî hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünki onlar, hayatlarını kemal-i lezzetle evlâdlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyle ise, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş her bir veled; o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnud etmektir. Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.

İşte o mübarek ihtiyarların vücudlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır bil, ayıl! Evet hayatını senin hayatına feda edenin zeval-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!

Ey derd-i maişetle mübtelâ olan insan! Bil ki senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dafiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme: "Maişetim dardır, idare edemiyorum."Çünki onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dîk-ı maişetin daha ziyade olacaktı. Bu hakikati benden inan. Bunun çok kat'î delillerini biliyorum, seni de inandırabilirim. Fakat uzun gitmemek için kısa kesiyorum. Şu sözüme kanaat et. Kasem ederim şu hakikat gayet kat'îdir, hattâ nefis ve şeytanım dahi buna karşı teslim olmuşlar. Nefsimin inadını kıran ve şeytanımı susturan bir hakikat, sana kanaat vermeli. Evet kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahman, Rahîm ve Latif ve Kerim olan Hâlık-ı Zülcelali Vel'ikram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet latif bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi; çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. Onların iaşelerini, tama'kâr ve bahil insanlara yükletmez. "Şüphesiz rızık veren sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır."(Zariyat, 51/58) "Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizlerin de onların da rızkını veren Allah'tır."(Ankebut, 29/60) âyetlerinin ifade ettikleri hakikatı, bütün zîhayatın enva'-ı mahlukları lisan-ı hal ile bağırıp, o hakikat-ı kerimaneyi söylüyorlar. Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi, bereket suretinde geliyor. Bunu teyid eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki; iki-üç sene evvel her gün yarım ekmek, -o köyün ekmeği küçük idi- muayyen bir tayinim vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayinim hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kerre de fazla kalırdı. İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat'î bir surette ilân ediyorum: Onlar bana bâr değil; hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.

Ey insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise mahlukatın en mükerremi olan insan ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alîl ihtiyareler ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak bulunan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sadık muhib olan peder ve vâlide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti."sırrıyla, ne derece sebeb-i def'-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.

İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın. "Ceza, yapılan hatanın cinsinden olur."sırrıyla, sen vâlideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define; onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seri-üt teessür kalblerini rencide etmek ile "hem dünyada hem de ahirette zarar ettiler"sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman'ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.

Âhiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zât vardı. Dininde, dünyasında muvaffakıyetli görüyordum. Sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o muvaffakıyetin sebebi: O zât ise, ihtiyar peder ve vâlidelerinin haklarını anlamış ve o hukuka tam riayet etmiş ve onların yüzünden rahat ve rahmet bulmuş. İnşâallah âhiretini de tamir etmiş. Bahtiyar olmak isteyen ona benzemeli. "Cennet anaların ayakları altındadır."diyen Yüce Nebiye salat ve selâm olsun."

Konuyla ilgili birçok hadis-i şerif de bulunmaktadır. Bir iki tanesini kaydetmekle yetiniyoruz.

Peygamber Efendimiz bir gün: "Yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!"dedi. "Kime yazıklar olsun"denilince şu cevabı verdi: "Anne- babasının ikisi veya biri yanında yaşlandığı halde cennete giremeyen!""Allah'ın rızası, babanın rızasındadır. Allah'ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğindedir.""Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen onu terk et dilersen muhafaza et."

Ölümlerinden sonra anne-babanın kalan haklarını Efendimiz şöyle dile getiriyor: "Onlara dua, günahlarının affı için Allah'tan istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, onlar vasıtasıyla akraba olanlarla sıla-i rahmi yerine getirmek ve dostlarına ikramda bulunmak."

Kaynak: Hikmet.Net Sitesi

16 Ocak 2009 Cuma

Allah’ın (cc) En Güzel İsimleri (Esma-ul Husna)

1-ALLAH Her şeyin gerçek mabudu
2-RAHMAN Dünyada bütün mahlukatı rızıklandıran
3-RAHİM Ahirette yalnız dostlarına rahmet edecek
4-MELİK Bütün mevcudatın gerçek sahibi ve hükümdarı
5-KUDDÜS C.C. Bütün mahlukatı maddi ve manevi kirlerden arındıran
6-SELAM Her türlü tehlikeden kullarını selamette kılan
7-MÜMİN Kalplerde iman nurunu yakan ve kullarına güven veren
8-MÜHEYMİN Bütün varlıkları ilim ve kontrolu altında tutan
9-AZİZ Sonsuz izzet sahibi olan
10-CEBBAR C.C. İstediğini zorla yaptıran
11-MÜTEKEBBİR Sonsuz büyüklük ve azamet sahibi

12-HALİK Her şeyi yoktan yaratan
13-BARİ Eşyayı ve herşeyin aza, cihazatını birbirine uygun yaratan
14-MUSAVVİR Her varlığa münasip şekil giydiren
15-GAFFAR C.C. Çok affeden
16-KAHHAR Her şeye galip gelen ve bütün düşmanlarını kahreden
17-VEHHAP Bol bol hediyeler veren
18-REZZAK Bütün rızka muhtaç olanları rızıklandıran
19-FETTAH Her şeyi hikmetle açan
20-ALİM C.C. Her şeyi hakkıyla bilen
21-KABİD İstediğinin maddi ve manevi rızkını daraltan
22-BASİT İstediğinin maddi ve manevi rızkını genişleten

23-RAFİD İstediği kulunu şeref sahibi iken rezil rüsvay eden
24-RAFİ Dilediklerinin mertebesini yükselten
25-MUİZZ C.C. İstediğine izzet veren ve şereflendiren
26-MÜZİLL İstediğini zelil kılan
27-SEMİ Gizli açık her sesi işiten
28-BASİR Her şeyi bütün incelikleriyle gören
29-HAKEM Hükmeden hakkı yerine getiren
30-ADL C.C. Tam adaletli, Allah adildir zalimleri sevmez
31-LATİF Lutfu keremi bol olan
32-HABİR Her şeyden haberdar olan

33-HALİM Yaratıklarına son derece yumuşak muamele eden
34-AZİM Kendisine büyük ümitler beslenen
35-GAFUR C.C. Kullarının günahlarını bağışlayan
36-ŞEKUR Rızası için yapılan işleri bol sevapla karşılayan
37-ALİYY Her şeyiyle yüce olan
38-KEBİR Varlığının kemaline hudut yoktur
39-HAFIZ Her şeyi muhafaza eden
40-MUKİT C.C. Her türlü mahlukata münasip rızık veren
41-HASİB Kullarının bütün fiillerinin hesabını gören
42-CELİL Yücelik ve ululuk sahibi
43-KERİM İyilik ve ikramı bol olan

44-RAKİB Bütün varlıklar üzerinde gözcü
45-MUCİB C.C. Kullarının dualarına cevap veren
46-VASİ İlim ve insanı her şeyi içine alan
47-HAKİM Her şeyi yerli yerinde yapan
48-VEDÜD İtaatkar kullarını çok seven
49-MECİD Azamet şeref ve hakimiyeti sonsuz
50-BAİS C.C. Peygamberler gönderen ve ölüleri dirilten
51-ŞEHİD Kullarının her yaptığını gören
52-HAKK Varlığı hiç değişmeden duran, daima sabit
53-VEKİL Kendine güvenen kullarının işini en iyi yoluna koyan
54-KAVİY Güç ve kuvveti sonsuz olan
55-METİN C.C. Hiçbirşey hükmünü sarsmayan ve kendisine güvenilen

56-VELİY Müminlerin dostu olan
57-HAMİD En çok övülen ve en çok övgüye layık olan
58-MUHSİ Her şeyin sayısını bir bir bilen
59-MÜBDİ Mahlukatı örneksiz ve yoktan yaratan
60-MÜİD C.C. Mahlukatı öldükten sonra yeniden dirilten
61-MUHYİ Canlılara hayat veren
62-MÜMİT Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan
63-HAYY Gerçek hayat sahibi olan
64-KAYYUM Gökleri yeri ve bütün mahlukatı ayakta tutan
65-VACİD C.C. İstediğini bulan

66-MACİD Sonsuz şan ve yücelik sahibi
67-VAHİD İsimlerinde sıfatlarında ve fiillerinde ortağı olmayan
68-SAMED Her şey kendisine muhtaç, O kimseye muhtaç değil
69-KADİR Sonsuz kudret sahibi olan
70-MUKTEDİR C.C. Her şeye gücü yeten
71-MUKADDİM Dilediğini öne geçiren
72-MUAHHİR İstediğini arkaya bırakan
73-EVVEL Herşeyden önce olan
74-AHİR Herşeyden sonra olan
75-ZAHİR C.C. Varlığı apaçık görünen
76-BATIN Herşeyin iç yüzünden haberdar olan

77-VALİ Mahlukatın işlerini yoluna koyan
78-MÜTEALİ Ali, büyük
79-BERR Herkesten fazla iyilik yapan
80-TEVVAB C.C. Bütün tevbeleri kabul eden
81-MÜNTEKİN Suçluları müstehak oldukları cezaya çarptıran
82-AFÜVY Kullarını çok çok affeden
83-RAUF Kullarına çok şefkat edip esirgeyen
84-MALİKÜLMÜLK Hakiki mülk sahibi O dur. Dilediğine verir, dilediğinden alır
85-ZÜLCELALVELİKRAM Büyüklük, fazl ve kerem sahibi
86-MUKSİT Bütün işleri denk, birbirine uygun
87-CAMİ İstediğini istediği şekilde toplayan

88-GANİY Gerçek zenginlik sahibi ve hiçbir şeye muhtaç olmayan
89-MUĞNİ Mahlukatının ihtiyacını giderip zengin kılan
90-MANİ C.C. İstediği şeyin meydana gelmesine engel olan
91-DARR Hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyleri yaratan
92-NAFİ Faydalı şeyleri yaratan
93-NUR Alemleri, istediği simaları ve gönülleri
94-HADİ Kullarına hidayet veren
95-BEDİ C.C. Eser ve insanıyla varlığı apaçık görünen
96-BAKİ Varlığının sonu olmayan
97-VARİS Bütün mülk ve servetlerin hakiki sahibi
98-REŞİD Bütün işlerini ezeli hikmetine göre neticeye ulaştıran
99-SABUR C.C. Asileri hemen cezalandırmayıp çok sabreden

C.C.(Celle Celalühü)


Kaynak: Ilim Bahcesi Sitesi
Related Posts with Thumbnails

En çok ilgi görenler

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı