<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621</id><updated>2012-01-17T19:22:10.767+02:00</updated><category term='hz. peygamber (sav)'/><category term='marifetullah'/><category term='ibadet'/><category term='bayram'/><category term='tefekkür'/><category term='inanç'/><category term='dua'/><category term='ahlak'/><category term='mevlana'/><category term='hikmet'/><category term='erdem'/><category term='ahiret'/><category term='musiki'/><category term='sosyal hayat'/><category term='tasavvuf'/><category term='sahabeler'/><category term='insan'/><category term='kutlu zamanlar'/><category term='kuran-ı kerim'/><title type='text'>Hikmet Bahçesi</title><subtitle type='html'>"Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiş demektir." (Bakara: 269)</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>107</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-173672792531574796</id><published>2012-01-13T19:18:00.001+02:00</published><updated>2012-01-17T19:22:10.773+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal hayat'/><title type='text'>Sıla-i Rahim ve Ömür Uzatılması</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;'Nesebinizden sıla-i rahim yapacaklarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır.' Buharî ve Tirmizi'nin rivâyet ettiği bu ve bunu destekler mahiyette başka hadislerde, sıla-i rahimin ömrü uzattığı beyan edilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Ömrün uzaması ile ilgili olarak Seyyidina Hz. Âdem ve Hz. Davut arasındaki ömür teâtisi (alış-verişi) gösterilebilir. Kader levhalarında ömrünü az bulduğu Hz. Davut'a, kendi ömründen 40 sene veren Hz. Âdem, Hz. Davut'un 80 yıl yaşamasına vesile olmuştur. Kur'ân'da bulunmayan bu mesele, Kur'ân'dan sonra mühim iki kaynak olan Buharî ve Müslim'de anlatılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Bunun dışında öteden beri ehlullah arasında ömrün birbirine verilmesi meselesi de mütearef bir konudur. Kanatimce bu mesele ancak, verenin ve alanın ruhî dokularının uyuşması, aynı frekansı paylaşmaları ve Allah'ın bu fiilî ve kavlî duaya meşietiyle cevap vermesiyle gerçekleşebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Her isteyenin veremeyeceği gibi, her isteyenin de alamayacağı bu alış-verişte netice itibarıyla 'illet-i tâmme'nin gerçekleşmesi ve Cenâb-ı Hakk'ın o mevzuda iradesinin taallukuna bağlıdır. İhtimal sıla-i rahim yapılınca o illet tahakkuk ediyor ve Allah ömrü uzatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Ömür uzamasının bir başka tevili de şöyle olabilir; Cenâb-ı Hak insanın yaptığı şeyleri bereketlendirip, nemalandırarak o insanın hayatını uzun bir ömür yaşamışçasına bereketlendirebilir. Şayet ömrün uzaması esprisi, insanın âhiret hesabına yönelik kazancıyla değerlendiriliyorsa, bu durumda insan âhiret adına çok kazanmış demektir. Mesela bunlardan birisi Kadir gecesidir ki, bin aya bedel olduğu ifade ediliyor. Eğer insan o gecede, o İlâhî teveccühü yakalarsa, sanki seksen sene yaşamış gibi olur. Bu, o insanın ömrü uzasaydı ve seksen sene de yaşasaydı işte o kadar sevab kazanacaktı demektir. Sadakanın, hasenatın, sıla-i rahimin ömür uzatması da bu şekilde olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Ömrün uzatılması meselesinin niçin sıla-i rahime tahsis edildiği hakkında şunlar söylenebilir; günümüzde en çok gadre uğrayan İslâmî prensiplerden biri de hiç şüphesiz yakın akrabanın unutulmasıdır. Evet, derecesine göre yakınların yer yer ziyaret edilmesi; onlarla aramızda vuslatın sağlanması; başta anne-baba, anne-babanın evlatları, sonra kardeşler, nene, dede; anne menzilinde dayı-teyze, baba menzilinde amca-hala gibi yakınların, anne-babaya karşı bile saygının çok ciddi sarsıldığı bir dönemde görülüp gözetilmesi mevzuu çok önem arz etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Hz. Hatice validemiz çok akıllı bir kadındır ve o sanki bir peygambere zevce olmak için yaratılmıştır. Efendimizle ilk vahyin heyecanını paylaştığı dönemde bu büyük kadın, peygamberimizin, Cebrail (a.s.)'den ilk âyetleri aldıktan sonra 'kendimdem korkuyorum.' demesine mukabil; 'Hayır ebediyen Allah seni zâyi etmeyecektir. Şüphesiz sen sıla-i rahim yapıyor, ihtiyacı olanın elinden tutuyor, yoksula bakıyorsun...' der.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Hz. Hatice validemizin bunu demesi, Varaka b. Nevfel'in de bu istikamette bir mütalâada bulunmasından anlaşılıyor ki, sıla-i rahim, o toplumda zor yapılan ve talip olunan bir şey. Hz. Ebû Bekir, Efendimiz'e yapılanlar karşısında O'na sahip çıkarken, 'Senin gibi, fakirin, yoksulun elinden tutan, sıla-i rahim yapan birine bu yapılmaz' diyor. Ve yine komşulukla korumaya almak istediğinde, Kureyş'e karşı sıla-i rahimi referans olarak veriyor. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki sıla-i rahim o dönemde de herkes için gâye-i hayâl ve çok önemli bir şey...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Bir diğer yanıyla tarihte, pederşâhî, cedşâhî, ceddü'l-cedşâhî aile şekillerini görmek mümkün. Eskiden bizim toplumumuz da öyleydi. Bir baba-anne veya dedenin etrafında dünya kadar gelin ve evlat bulunurdu. Hâlâ bazı yerlerde de bu vardır. Bunlar aslında toplum molekülünün düşük çapta hücreleri gibi şeylerdir ki, ne kadar sağlam, sıhhatli, birbiriyle irtibat içinde olurlarsa o kadar sıhhatli bir toplum meydana gelir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Türk toplumunda genel toplum değerleri çok târumâr olmuştur. Bu ülke âdeta toplumun değerleri açısından Akif'in: 'Harab eller, kimsesiz çöller, başsız ümmetler, emek mahrumu günler, fikr-i ferdâ bilmez akşamlar...' ifadelerinde kendini bulmuştur. Fakat Türk toplumunun aile yapısı bu üst üste gelen handikapları aşmamıza yardım etmiştir. O dönemde mektep bozulmuş, din tezyif edilmiş, muallim Allah'ın yerine konmuş; sokak bozulmuş, gazete ve mecmua dine hücum eder olmuş.. evet bütün bunlara rağmen bu toplum hâlâ ayakta ise zannediyorum o da işte bu sağlam aile yapısındandır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;Böyle acımasızca tahrip edilen bir cemiyetin tamirinde sıla-i rahimin rolünün çok büyük olduğuna inanıyorum ben. Dolayısıyla toplumu oluşturan hücreler, o hücreye esas teşkil eden atomlar, birbirlerine alabildiğine yakın olmalı. Herkes en dar daireden en geniş daireye kadar yakınlarını ziyaret edip, ihtiyaçlarını gidermeli, dertlerini dinlemeli ve karâbetin hakkını vermelidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;span&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://tr.fgulen.com/content/view/11630/98/"&gt;http://tr.fgulen.com/content/view/11630/98/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-173672792531574796?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/173672792531574796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=173672792531574796&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/173672792531574796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/173672792531574796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2012/01/sla-i-rahim-ve-omur-uzatlmas.html' title='Sıla-i Rahim ve Ömür Uzatılması'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-8408693809248322115</id><published>2011-11-05T00:39:00.002+02:00</published><updated>2011-11-13T22:56:42.345+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marifetullah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inanç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dua'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadet'/><title type='text'>Marifet Meydanı Olarak Arafat</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;05 Kasım 2011&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Netgazete.com&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;MEKKE -İHA- Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Mekke'de, Arafat vakfesi öncesinde hacı adaylarına seslendi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öğleden sonra Arafat'ta vakfeye duracak olan Türk hacı adaylarına hitap eden Görmez, "Allahın misafirleri aziz kardeşlerim. Bizleri herşeyden önce mübarek, mukaddes Arafat meydanında yüce huzuruna kabul eden Allahmıza sonsuz hamdü senalar olsun. Bize beytine misafir olarak kabul etme lütfunda, kereminde, ihsanında bulunan yüce Rabbimize nihayetsiz şükürler olsun" diyerek konuşmasına başladı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://www.netgazete.com/Resources/2011/11/5/802260_2.gif" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görmez, "Cennetini yitirdikten sonra bu meydanda yüce Rabbimize iltica eden Hazreti Adem'e, Hazreti Havva'ya selam olsun. Başlı başına Allah'a sadakatin timsali olan bir ümmet olan İbrahim aleyhisselama, Allah'a yakınlığın ve teslimiyetin timsali olan İsmail aleyhisselama selam olsun. Hacer validemize selam olsun. Adem'in yakarışını, İbrahim'in sadakatini, İsmail'in teslimiyetini, bize hayat veren bir bayrama dönüştüren efendiler efendisi Muhammed Mustafa "sallallahü aleyhi ve sellem'e salat ve selam olsun. Veda Hutbesi'ni burada irad eden Muhammed aleyhisselama, bütün peygamberlere, bütün müminlere selam olsun. Salatü selam, tahiyyatü ikram, her türlü ihtiram Ona, Onun aline, ashabına olsun. Dünyanın dört bir yanından Beytullahın sahibine misafir olmak için gelen, dilleri, ırkları, ülkeleri farklı, fakat imanları, duyguları, coşkuları aynı olan ak kefenler içinde Arafat meydanını dolduran bütün kardeşlerimize selamlar olsun" dedi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;"HACI OLMAK BÜYÜK BİR SINAVDAN, DERİN BİR ÇİLEDEN GEÇİP AZGIN BİR ATEŞLE PİŞEREK EŞSİZ BİR TANIKLIĞIN KIYISINA VARMAKTIR" &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Allah'ın beytini ziyaret etmek, Beyt'in Rabbine manen iltica etmek, O'na vasıl olmak, Allah Resulunun doğup büyüdüğü, tevhid mücadelesi verdiği bu kutsal topraklarda İslamın canlı tarihini yaşamak, hac etmek üzere mesafeler kat ederek buralara geldiniz" diyen Görmez, "Ancak şunu bilmelisiniz ki, hac etmek, hacı olmak sıradan bir olay değildir. Hac etmek, hacı olmak büyük bir sınavdan, derin bir çileden geçip azgın bir ateşle pişerek eşsiz bir tanıklığın kıyısına varmaktır. Hac, büyük bir niyetin karara, büyük bir kararın, büyük bir eyleme dönüşmesidir. Hac, kalbin en büyük eylemi, bütün ibadetleri içinde mündemiç büyük bir ibadettir. Hac, kulun Allah'a verdiği en büyük sözdür. Allah ile yapılan bir ahidleşme, Allah ile varılan büyük bir misaktır. Haccın her farzı, her rüknü, her menasiki Rabbimize verdiğimiz ruhi, kalbi, fiili bir sözdür" şeklinde konuştu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görmez, "Kardeşlerim, bizler hacca niyet etmekle, yer yüzünde en büyük gayemizin, Rabbimizin rızası olduğunu ilan ettik. Bunu söz olarak verdik. Rabbim sana geliyoruz dedik. Sadece ve sadece O'na iltica edeceğimizi söz verdik. İhramı kuşanmakla biz, renksiz, dikişsiz, rozetsiz, bayraksız, ihramı giymekle, helal, haram dairesinden çıkmayacağımıza,şimdiye kadar kıymet ölçüsü olarak bildiğimiz hiçbir şeye ama hiçbir şeye, servete, makama, mevkiye, milliyete, cinsiyete, beşeri unsurlara değer vermeyeceğimize, en büyük şanın, şerefin, değerin, izzetin Rabbimize kul olmakta olduğunu ilan ettik" dedi. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görmez konuşmasına şöyle devam etti: &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Kardeşlerim, bizler mikat ile vaktimizi kuşanmaya ve Rabbimizle olan vakitleşmelere, muahedelere sadık kalacağımıza söz verdik. Mikattan itibaren, dilimizden düşürmediğimiz telbiye, bu sözün, bu ahdin, bu misakın ikrarıdır. O'ndan başkasına Lebbeyk ile yönelmeyeceğimizi hamdin, nimetin, mülkün yegane sahibinin Rabbimiz olduğunu ikrar ve ilan ettik. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kardeşlerim, Allah'ın evini, Kabe'yi solumuza alarak kalbimize O'na yakın kılarak yaptığımız sevaplarımız, kalblerimizin yegane kıblesinin Rabbimiz olduğunu ilan etmektir. Safa ve Merve arasında say'imiz, Hacer validimiz misali, beşeri olandan ilahi rahmete koştuğumuz abı hayatın, Rabbimizin elinde olduğuna inandığımızın haykırışıdır." &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;"ARAFAT MARİFET MEYDANIDIR. MARİFETULLAHA ERME ÇABASIDIR" &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görmez, "Kardeşlerim, bugün şimdi yolumuz uzaklaşa uzaklaşa Kabetullaha geldi, Kabe'nin sahibine yakın olma adına Arafat'a düştü. Beytinden kendisine yönelmek, iltica etmek adına Arafat'tayız. Arafat önce kendini bilme, kendini bulma, kendini tanıma çabasıdır. Tek muradımız, kendini bilen, Rabbini bilir hükmünce kendimizi tanıyıp Rabbimizi tanımaktır. Arafat marifet meydanıdır. Marifetullaha erme çabasıdır. Arafat irfan meydanıdır. Arif olmaya, hakikati bilmeye, tanımaya, anlamaya karar vermektir Arafat. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arafat itiraftır. Günahlarımızı itiraf etme yeridir. Bütün günahlardan sıyrılıp gözyaşlarıyla arınmaktır. Arafat tearüftür, tanışmaktır, ayrılıkları kalblerden silip tanışmak, iyilik ve takva yolunda yarışmak, gönüller arasında eşitlik ve kardeşlik köprüleri kurmaktır. Arafat bir mahşerdir. Ölüm elbisesini giymiş, sorguya hazır vaziyette yüce yaratıcıya yönelmek için toplanmaktır" dedi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;"ARAFAT, İNSANLIĞA KANA BULAYAN, İKİ DÜNYA SAVAŞI ÇIKARAN IRKÇILIĞA VE HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞA KARŞI BİR DURUŞTUR" &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görmez, "Arafat'taki ibadetimiz vakfedir. Öğle namazından sonra hep birlikte vakfeye duracağız Allah'ın izniyle. Vakfe bir duruştur. Sizin buradaki duruşununuz, kadını ile erkeği ile, milyonlarca kardeşiniz ile ak kefenler içinde vakfeye duruşunuz, dünyamızı ateşe veren, insanlığı kana bulayan, başımıza iki dünya savaşı çıkaran ırkçılığa ve her türlü ayrımcılığa karşı bir duruştur" şeklinde konuştu. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görmez konuşmasını şöyle sürdürdü: &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sizi gören bütün insanlar, ırk ayrımı yaptığına, insanların teninin rengine göre yüceltip aşağıladığına, cinsiyetine göre değerlendirdiğine utanacaklardı. Sizin bu duruşunuz Resul-i ekremin hala Arafat meydanında yankılanan, "Hepiniz Ademdensiniz. Adem de topraktandır" sözünün tahakkukudur. Sizin buradaki duruşunuz, zalime karşı mazlumun yanında bir duruştur. Sizin buradaki duruşunuz hakkın, hakikatin, adaletin, iyinin, doğrunun, sevginin, yetimin, miskinin, mazlumun, mağdurun yanında bir duruştur. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arafat bir diriliştir. Arafat dirilişimizdir. Arafat'a bugün ölmeden önce öldüğümüzü, dünyanın oyun ve eğlencesini terk edip, dirilişe doğru kutlu bir yolculuğa çıktığımızı fark ettik. Buradaki varlığınız şeytan ve yoldaşlarını mutsuz edecektir. Buradaki duruşunuz şeytana ve kötülüklere karşıdır. Bundan böyle hep şeytana karşı duracaksınız, bütün kötülüklere karşı haykıracaksınız. Siz ete, kemiğe bürünmüş bir barışsızınız. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ey Arafat sakinleri, Ey Allah'ın misafirleri, kitabın hak olduğunu, Muhammed Mustafa'nın haklı olduğunu ispatliyor varlığınız. Allahın bir olduğu hakikatine kalıbınızla, varlığınızla imza atıyorsunuz. Yüzlerinizdeki ışıltılarla, göz yaşlarınızla şahitsiziniz Muhammed Mustafa'nı davasının hak olduğuna. Ne güzel nasiptir bu. Ne şanlı duruştur bu! Onun yerinde siz duruyorsunuz. Peygamber'in yerindesiniz, eshabın yerinde duruyorsunuz. Adem babanızdan kalan boşluğu dolduruyorsunuz. İbrahimin çağrısına cevap olarak ete kemiğe büründünüz. Bize kardeşlerim diye hitap eden, bizi özleyen Hazreti Peygamber'in hasretini gerçekleştiriyorsunuz. Ne mutlu size, ne mutlu size! &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgili kardeşlerim, burayı bizden önce şenlendiren Resuli Ekrem ve sahabelerin izindeyiz şimdi. Veda Hutbesi ile bize seslenen merhamet Peygamberi'nin 'kardeşlerim' hitabını hak edecek miyiz? Burada yankılanan o sesi bir kez daha duymaya çalışın. Buradan ayrılırken, Onun terk etmemizi istediklerini de terk edelim! Ardımızda bırakalım kin ve nefreti, ayağımızın altına alalım, yığmayı, biriktirmeyi, cimriliği. İnsan onurunu zedeleyen gıybet ve dedikodular arkamızda kalsın. Irkçılık ve hased, ayrımcılık ve nefret geride kalsın. Bize emanet edilen kadınlarımıza nezaketle davranmayı öğrenerek dönelim buradan. Öylece gidelim şeytan taşlamaya. Attığınız her taş içinizdeki bir kötülüğü şeytana iade etsin. Şeytan ile aramızı açalım. Tavır alalım şeytanın yoldaşlarına, öylece atalım taşlarımızı. Ümit dirilsin içimizde, ümitsizlik ölsün, nefret ölsün yüreğimizde, sevgi yaşasın. Kibirler küçülsün, büyüklenmeler yok olsun, tevazu ayağa kalksın, yürüyelim kardeşlerim, öylece yürüyelim. Peygamberlerin yürüdüğü bu yolda Onların yerinde yürüdüğümüzü, Onların yerine yürüdüğümüzü bilerek yürüyelim. Peygamberlerin getirdikleri değerlere yürüyelim. Mina'ya akarken durulmuş bir nehir gibi akalım. Rahmet denizi bizi bekliyor, yuvaya dönüyoruz. Dönerken Rahmet tepesinden avuç avuç rahmet taşıyalım hanelerimize, çocuklarımıza, sevdiklerimize Arafat'tan avuç avuç marifet taşıyalım, ülkemize, dünyamıza. Mina'dan sevgi, muhabbet taşıyalım bütün insanlığa. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yarın, Allah izin verirse geceden itibaren akın akın Müzdelife'ye gideceksiniz. Kur'an-ı kerimin ifadesiyle "insan seline kapılıp yola akacağız" devam edeceğiz. Telbiye getireceğiz. Yarın beyaz güvercinler misali Meşari hareme doğru uçma zamanıdır. Arafat'ta gündüz kaldık, Meşari hareme yolculuk gece ve karanlıkta olacak. Sınav hala devam ediyor. Taşları Meşari harem toprağından bizzat kendi ellerimizden toplayacağız. Taş topraklarken elimizle yaptıklarımızı düşüneceğiz. Hayatım, mız bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçecek. Gecenin karasında, kalblerin karasını aklamak için kendimizi unutup, Rahmana yöneleceğiz. Günahlarımız ve pişmanlıklarımız için bir taraftan tövbe ederken, bir taraftan da onları def etmek, taşlamak üzere Mina'yı arzulayacaksınız. Gece boyunca Müzdelife'de kalırken, bakışlarınızı afaktan enfüse çevirmeniz gerekecek. Kulağınızda Resuli ekremin Veda Hutbesi'nden şu sözler tekrar yankılanacak, "Hepiniz Ademdensiniz. Adem de topraktandır." &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mina'da cemerat var, şeytan taşlama var. Mina zaten aşırı istek, arzu demektir. Günün ilk ışıklarının gecenizi ve gündüzünüzü aydınlatmasıyla mahşerin kalabalığına karışma zamanı gelecek. Müzdelife'nin zahidi iken, Mina'nın mücahidi olacaksınız. Yorgun bedenlere, çökmüş omuzlara, yaklaşan bayram sabahının muştusu imdat edecek. Göreceksiniz ki gece ay hac ediyordu, gündüz güneş hac ediyor. Mina emniyet mekaknı, sınavın sonucunu alacağınız mekandır. Sakın o atmak için topladığınız taşları, sadece taş sanmayınız. O taşlar sizin bugüne kadar biriktirdiğiniz kusurlarımız, günahlarımız, kötülüklerimizdir, şimdi o taşları atarken, hem şeytanı, hem de kendi kötülüklerimizi taşlamış olacağız. Şeytanı ve kötülükleri uzaklaştırırken, Rabbimize yakınlığı, kurbiyeti elde edeceğiz. Bu kurbiyeti kurbanla pekiştireceğiz inşallah. Mina bayram sabahıdır. Kurtuluş günüdür. Gözleriniz bedeniniz yorgun. Ama kalbiniz dip diridir. Nefsin kötülüklerinden, dünyanın gelip geçiciliğinden, esaret zincirlerinden kurtulmak için şeytanı taşladıktan sonra, Kabeyi tavaf edecek, Safa ile Merve arasında say edeceksiniz. Artık bu sizin için bir bayramdır. Bayram günü, müminlerin diriliş günüdür. O gün, hacı olduğunuz gündür. Bayrama kavuştuğunuz için kurban keseceksiniz. İhramda iken bir otu koparmak yasaktı. Şimdi Allah'a bağlılığın gereği, bir canlıyı kurban edeceksiniz. Kurban ettiğin deve, koyun değil, heva ve hevesiniz, şehvetiniz, iradenizdir. O'nun rızası için hepsini kurban etmelisiniz ki, bayramı yüreğinizde yakınlığı özbenliğinde hissedebilesiniz. Çünkü bu bayram yakınlık bayram. Bu bayram kurbiyet anıdır. Önce taş atacaksınız. Attıkça paklanacaksınız. Bu bir sınavdır. Sonra bir baş kurban edecesiniz. Can sınavından geçecesiniz. Daha sonra tıraş gelecek. Sembolik olarak kendi varlığınızın bir parçasını da kurban edeceksiniz. Kurban bayramı, haccın anlamını yaşayanların bayramıdır. Velev ki, çok uzak coğrafyalar da olsa bile, sizler burada bu yakınlaşmayı yaşayanlar, kazandığınız güzellikleri gittiğiniz yerlere taşıyacaksınız. Gittiğiniz yerlere taşıyacaksınız. Kendi mekanlarınızda manevi bir kan dolaşımına sebep olacak tertemiz kanlar olacaksınız. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Damarlarda dolaşan tap taze kan, daha sonra kimi hacılara hicran yolu, kimilerine hasret yolu gözükecek. Kimi hacılara ise hicret yolu... Allah hicretinizi kabul etsin! Allah haccınızı mebrur etsin! Allah bayramımızı mübarek etsin! Allah haccınızı mebrur etsin! Allah say'inizi meşkur etsin! Kutlu olsun, mübarek olsun! Bütün Arafat'ın sakinlerine selam olsun, Allah'ın selamı rahmeti, bereketi, hepinizin, hepimizin üzerine olsun!".&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.netgazete.com/News/802260/mehmet_gormez_arafat_oncesi_dua_etti_.aspx"&gt;http://www.netgazete.com/News/802260/mehmet_gormez_arafat_oncesi_dua_etti_.aspx&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-8408693809248322115?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/8408693809248322115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=8408693809248322115&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/8408693809248322115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/8408693809248322115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/11/arafat-oncesi-dua.html' title='Marifet Meydanı Olarak Arafat'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-8287460484964897070</id><published>2011-10-14T18:34:00.001+03:00</published><updated>2011-10-14T18:37:05.978+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inanç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><title type='text'>Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Zübeyir SELİM&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bir-huzur-cesmesi-tefvizname-mayis-2011.html"&gt;Mayis 2011 / SIZINTI&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yıl 2000... İstanbul Küçükyalı'da acemi birliğinde askerim. Koğuş nöbetim sebebiyle bir gündüz vakti koğuştayım. Koğuşta bir de hasta arkadaş var, yatıyor. Ben bir o yana, bir bu yana gidip geliyorum. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin meşhur Tefviznâme'sinden bir bölümü tekrarlayıp duruyorum:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hakk şerleri hayreyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zannetme ki gayreyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ârif ânı seyreyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler." &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a rel="nofollow" href="http://flickr.com/photos/orodreth_99/443065368/"&gt;&lt;img border="0" width="400" height="310" src="http://farm1.static.flickr.com/208/443065368_d802d442b2.jpg?v=0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben bu mısraları tekrar edip dururken, hasta arkadaşın âniden yerinden doğrulmasıyla kendime geldim. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, arkadaşım okuduğum şeyi, bir daha yavaşça ve sesli bir şekilde tekrarlamamı istedi. Dediğini yaptım; devamından birkaç dörtlük daha okudum. Arkadaşımın yüzündeki tebessüm gerçekten görülmeye değerdi. Birkaç gündür eğitime çıkamayacak kadar hasta olan arkadaşımın bir iki dörtlükle bir ân için kendine gelmesi hem sevinilecek hem de şaşılacak şeydi. "Lütfen bunu bana yaz!" dedi ve tekrar yattı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gerçekten de Tefviznâme böyle bir şiirdi. Tefviz, işi başkalarına havale ederek büyük yüklerin altından kurtulma mânâsına geliyor. Şiiri okuyup biraz tefekkür ettiğimizde, şu hayatın yükünün ancak bir Allah inancıyla çekilebileceğini, hayatın ağırlığının, onu rahmeti bol bir Allah'a havale etmeyle azaldığını hissediyoruz. İbrahim Hakkı Hazretleri, beyan gücünü şiirin güzelliğiyle birleştirince gerçekten şiiri sihir eylemiş. Derslerde konu gereği Tekke edebiyatını her anlatışımda bu şiiri de mutlaka yazdırır, üzerinde dururum. Şiirin sunduğu huzur iklimini tekrar duymaya ve duyurmaya çalışırım. Talebelerin gözlerindeki mutluluk beni ziyadesiyle sevindirir. Bu şiir öyle bir şiirdir ki, darda kalmış her gönle mutlaka bir iki rahatlama menfezi açar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evvelâ, şiirin girişi bir atasözü olabilecek kadar tesirli ve güzeldir. Hemen hemen her dil, hâdiseler karşısında sıkışınca söyleyiverir bunu. Söyler de, çoğu itibariyle, kime ait olduğunu, devamının nasıl geldiğini bilmez. Dörtlük, eskilerin ifadesiyle bir "darb-ı mesel" olmuştur artık. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hakk şerleri hayreyler&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zannetme ki gayreyler&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ârif ânı seyreyler&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler." &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne kadar hoş bir nazar değil mi? İnsan bilmez; fakat hakikat tam da budur. Merhameti sonsuz Yaratıcı, şer görünen hâdiseleri de hayra tebdil eder; aslında bizim şer gördüğümüz pek çok hâdise, neticesi itibariyle hayırdır, güzelliktir. Fakat alışverişini hep acelecilikle yapan insanoğlu bu güzel manzarayı seyredemez pek, sabredip de merhametin, olmazların dünyasında ışımasını göremez ve çoğu zaman da sonsuz bir merhameti suçlama bahtsızlığına düşer maalesef. Oysa Yüce Yaratıcı hayatımızı hayırla, merhametle, güzellikle çepeçevre kuşatmıştır. Bu husus, Kehf Sûresi'nde bir iki misâlle çarpıcı bir şekilde işlenir. Hızır Aleyhisselâm'la Hz. Musa (as) bir seyahate çıkarlar. Bu seyahatte Hızır Aleyhisselâm, bir yolcu gemisini deler, bir çocuğu öldürür. Hz. Musa (as) olanlar karşısında itiraz yollu ifadeler dile getirir. Öyle ya, içinde onlarca insan bulunan bir gemide delik açılmış ve bir çocuk öldürülmüştür. Bunlar, zâhiri olarak şer sayılabilecek fiillerdir. Hz. Musa'nın (as) bu şaşkınlığını telâfi adına Hızır Aleyhisselâm şu meâlde konuşur: "İlerde yolcu gemilerine el koyan bir zalim hükümdar var. Ben bu gemiye az bir darbe vurarak gemiyi hasarlı gösterdim, dolayısıyla masum insanları taşıyan bu gemi bu hasarlı hâliyle zalim hükümdara hoş görünmeyecek ve yolcular kurtulmuş olacak. Bu çocuk ise, ilerde zalim ve günahkâr olacaktı. Onu öldürerek bu hazin akıbetini engellemeye ve ailesine Allah'ın (celle celâlühü) daha salih bir evlât bağışlamasına zemin hazırladım."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Deme şu niçin şöyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yerincedir o öyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bak sonuna, sabreyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âdemoğlu hep acelecilikle iş yapar. Hâlbuki hikmet dediğimiz şey, sabırla kendini buluverir ve her biri bir hikmet eseri olan İlâhî icraatlar sabırla hissedilebilir. Biz içinde bulunduğumuz zamanı ve mekânı lâyıkıyla kavrayamazken, Allah geçmiş ve geleceği her şeyiyle bilir. Hâl böyleyken, cehaletimizin bir eseri olarak başımıza gelenleri veya etrafımızda cereyan eden hâdiseleri bazen tenkit ederiz. Hâdiselerin önüne ve ardına tam vâkıf olmadan, bunların nasıl neticeleneceğini bilmeden ve görmeden kaderi suçlarız. Böyle olunca da sıkıntılar hayatımızın yegâne dokusu oluverir. Hâlbuki kulun Yüce Yaratıcı'sına karşı sonsuz bir itimadı olması esastır. Zîrâ Allah (celle celâlühü) gündüzümüze güneş, gecemize ay ve yıldızlar, her amelimize büyük bir şevk ve lezzet, hastalığımıza şifa, açlığımıza nefis nimetler bahşederek bizim için sadece ve sadece güzellikler sunduğunu anlatmıyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sen Hakk'a tevekkül kıl.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tefviz et ve rahat bul.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sabreyle ve razı ol.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kula düşen bu değil midir? Kendi vazifesini hakkıyla yerine getirmek, sonra da Sonsuz Merhamet Sahibi'ne tevekkül edip sabreylemek. Bin bir isim ve sıfatı varken kulunu sadece Rahman ve Rahîm sıfatlarıyla yüz on dört defa selâmlayan Allah (celle celâlühü) elbette her şeyi güzel yapacaktır. Öyleyse kendi işimizi eksiksiz yapmaya çalışıp, Allah'ın (celle celâlühü) güzellikler madenî icraatlarını sabırla seyretmeye çalışarak rahatı bulabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bir işi murad etme.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Olduysa inad etme.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hak'tandır o reddetme. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dua, en sâfî bir ibadet, insanı rahatlatan bir amel. Fakat İbrahim Hakkı Hazretleri bu noktada mühim bir esası gösteriyor. Bir hususu, hırsla istemememiz ve isteğimizin aksiyle neticelendiğinde de kabul noktasında inat etmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Bediüzzaman'ın (ra) bu konudaki misâli dikkate şayandır. Hasta, doktordan bir ilâç ister; doktor, o ilâç iyi gelecekse verir; iyi gelmeyecekse başka bir ilâç sunar. Bu noktada hastanın evvelki ilâçta ısrarı aleyhine olacaktır. İşte kuluna, bir doktordan daha merhametli olan Allah'ın (celle celâlühü) hakkımızda takdir buyurduğu her şey, O'ndan geldiği için asla reddedilmemeli ve hayırlı olanın bu olduğu kabul edilmelidir. Böylece başımıza gelen hâdiseleri doğru değerlendirmiş ve hayat yolunda uğradığımız her duraktan elleri dolu dolu ayrılmış oluruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sen adli zulüm sanma.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Teslim ol, nâra yanma.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sabret, sakın usanma. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Allah (celle celâlühü) merhamet sahibidir. Bununla birlikte O, mutlak adalet sahibidir de. Adalete ters bir merhamet zulüm olduğundan, biz çoğu zaman adalet tecellilerini zulüm zannedip İlâhî adalet hakkında olur olmaz sözler sarf etme bahtsızlığına düşebiliriz. Bu konuda yine Bediüzzaman'dan çok orijinal bir tespit vardır: "İnsanlar zulmeder, kader adalet eder." Tarih sahnesinde insanların yaşayageldiği zulümler, işledikleri zulümlerin kendilerine dönmesinden başka bir şey değildir. Yoksa, insanı yoktan var eden ve sayısız nimetle onu kendine muhatap kılarak şereflendiren Allah (celle celâlühü), ona zulmetmekten beridir. Bilakis, insana değer verdiği için ona yapılan zulümleri cezasız bırakmıyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hak'tandır bütün işler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Boştur gam u teşvişler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ol hikmetini işler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatın akışında kendini kaybetmek istemeyen, hayatını mânâlandırıp ondan huzur bulmak isteyen insana tesirli bir nasihat: "Hakk'tandır bütün işler!" olsa gerek. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle "Hayatta tesadüfe tesadüf edilemez." Her şey Allah (celle celâlühü) tarafından bir hikmete bağlı olarak işler ve hayat bu düzen içerisinde akar durur. Bir kuru yaprak bile ancak Allah'ın (celle celâlühü) izni dairesinde yere düşer. Böyle bir düşünce sahibinin hayatındaki en mühim duygu, güven ve huzur olacaktır. Çünkü bilir ki, hayatı büyük bir kudretin elinde, rastlantıların hiçbir tesiri olmadan, düzenle ilerliyor. Böyle bir insanın düşüncelerinde kargaşa, ölüm korkusu, başıbozukluğun verdiği gereksiz endişeler yer almayacaktır. Hayatı, Allah (celle celâlühü) tarafından işlenilmiş bir kanaviçe gibi gören bir ruh sahibinden daha huzurlu kim olabilir ki! İşte şiirimizin en can alıcı, bam telini dokunan bir bölümü daha:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Nâçar kalacak yerde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nâgâh açar ol perde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Derman eder her derde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her insan şahittir ki; sonsuz merhamet Sahibi, en güçsüz, en âciz ve yardıma en muhtaç olduğumuz ânlarda ânsızın bir inayet kapısı açıverir. İşler öyle yürür ki hiç beklemediğimiz yollar açılır, hiç tahmin etmediğimiz hâdiseler cereyan eder, hiç düşünmediğimiz kişiler sahneye çıkar ve olmazlar "olur" libası giyer. Kuluna şah damarından daha yakın ve ana-babasından daha merhametli Allah (celle celâlühü), onun imtihanlar altında ezildiği bir anda omzuna kuvvet, ayağına fer, dizlerine derman verir de işlerin sarpa saracağı anlarda yollarına işaretler dizer. Öyledir Rahman'ın işleri. Yerlerde sürünmeyelim diye ufkumuzu göklere çekip maddî ve mânevî miraç merdivenlerinde yücelmemiz için gayretimizi bekler; ruhlarımızdaki hamlıkları, içlerimizdeki fenalıkları değişik vesilelerle törpüler, Cennet'teki nimetlerden tam mânâsıyla istifade edelim diye bizi hayatın çarklarında şekillendirir. Bu esnada nâçâr kaldığımız yerde rahmet ve inayet pınarlarını oluk oluk üzerimize boşaltır. O'nun (celle celâlühü), kullarına rahmet ve inayeti bazen bir vesileye bakar. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hoş sabr-ı cemîlimdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Takdir ü kefilimdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Allah ki vekilimdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim neyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neylerse güzel eyler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Allah'ı (celle celâlühü) Kur'ân ve hadîsler ışığında bilen, O'nu hakkıyla tanıyan irfan sahibi bir gönlün varacağı son noktadır bu. Böyle bir gönül rahattır, huzurludur. Çünkü her şeyi en iyi bilen, merhameti hudutsuz bir Yaratıcı'yı işlerine vekil kılmıştır ve neticenin hayırla noktalanacağına inancı tamdır. Kul böyle inanınca, Allah (celle celâlühü) da böyle muamele eder ve her şey hayra çıkar. Zîrâ Allah'ın icraatı kulun beklentisi yönündedir. Bundandır ki Allah'a (celle celâlühü) itimat eden rahata erer. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Vallahi güzel etmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Billahi güzel etmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tallahi güzel etmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâ görelim netmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Netmişse güzel etmiş."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İstikamet sahibi salim bir gönül, Allah'ın (celle celâlühü) bütün icraatlarının güzeller güzeli bir edayla nazarlarımıza arz olunduğuna eksiksiz itimat eder. Böyle bir gönül, hayır ve güzelliklerin art arda şekillendiği şu âlemi ibret nazarıyla seyredip Yüceler Yücesi'ne aşk ve muhabbetini ilân eder.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-8287460484964897070?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/8287460484964897070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=8287460484964897070&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/8287460484964897070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/8287460484964897070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/10/bir-huzur-cesmesi-tefvizname.html' title='Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-6313391162607656028</id><published>2011-09-21T05:07:00.002+03:00</published><updated>2011-09-23T05:14:20.859+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><title type='text'>Tefekkür ve Marifet</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadık&lt;span class="Apple-style-span"&gt; Yalsızuçanlar &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Diyanet Dergisi (Ocak 2011) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;‘Benim öyle bir vaktim var ki, Rabbimden başkası oraya sığmaz.’&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Fikr kökünden gelen tefekkür, fikretme, düşünme, asıl gerçeğe doğru gedik açma diye anlaşılabilir. Asıl gerçeğe, yani içkin olana, varlığın yüreğine… Mütefekkir bu anlamda, varlığın kalbine doğru sızan ve oradan konuşandır. Tefekkür’ün, ‘modern’ anlamda ‘düşünce’ olduğuna ilişkin imaları da yedekte tutarak diyebiliriz ki, Heideggeryen anlamda, ‘düşünme’ olarak kullanılan ve daha çok ‘hadsi bilgi’yi, sezgici ruha sahip insanın sezgisel/duygusal zekâsını, muhakemesini kullanarak ulaştığı bilgiyi işaret eden tefekkür, eylem hâlindeki akl’ın ürünüdür.İnsan, varlığa, varlık âlemine gelir ve kendini bir anda muazzam bir hayret denizinde bulur.Hayret’i, ‘şaşma, şaşırma, şaşakalma, ne yapacağını bilememe’yi de içerir biçimde hatta Heidegger’in, Nedir Bu Felsefe?’deki kastını da içine alarak; daha çok, Yaratıcı’nın varlığı karşısında dimağın kamaşması olarak kullanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dimağdan kastım ise, ortaçağda ‘akıl’ı, ama kalbî akıl’ı karşılayan intellectus kavramının ima ettiği tefekkür aracıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Böylece hayret bir iç-duyum hâline dönüşüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yani, bir nesne, varolan hatta varlık karşısında insanın gözündeki perdelerin ortadan kalkmasına yol açan bir hâl.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yunus’un, sonunda ‘ballar balını bulduğu’ yolculuğunu anlatırken söylediği, ‘Hak bir gönül verdi bana/Ha demeden hayran olur’daki hal.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu hâlin, bir şaşırma, şaşakalma olduğu kesin. Ama sadece şaşırma olmadığı da...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsan, daha önce hiç görmediğini gördüğünde, duymadığını duyduğunda, tahayyül etmediğini ettiğinde şaşırmadan öte bir şey yaşar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Burada hayret, hem hayreti gerektiren hâlin ateşleyicisidir hem de sonuçlarındandır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ateşleyicisidir, çünkü bir nesneye, olguya, varolana veya varlığa, ‘hayret’le bakıldığında tefekkür edilebilir ve ondaki gizli yüz görünebilir. Sonucudur, çünkü insan hayret ederek hayran olabilir ve baktığında yeni bir veçhe görebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Böylece hayret, hem bir tür düşüncedir hem de dönüşümdür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadece düşünce değildir, çünkü hakikat düşüncelerde değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hakikatin görünümleri ancak, bir deneyim sonucu düşüncede gerçekleşen değişiklikle belirebilir. Yani bir ‘gerçek’, insanın elinden tutarak, onu bir başka ‘gerçeğe’ götürebiliyorsa geçerlidir ve dolayısıyla gerçektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: rgb(242, 242, 242); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Belki bu yüzden, Wittgenstein, kelimelerin sadece hayatın akışı içinde anlamlı olduğunu söyler.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Varlığın sesine kulak kesilen ve onu duymağa çalışmayı felsefi etkinlik yani düşünme olarak gören Heidegger’den de bir kez daha öğreniyoruz ki, insanın körlüğü gözlerinde değildir. Asıl körlük, göğsümüzdeki tahttadır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Hayret etmeyi, tefekkürün arkhesi olarak önümüze getiren Heidegger şöyle der: ‘İnsanlar, hayretin içinden geçerek hem şimdi, hem de ilk olarak düşünmenin egemen başlangıcına vardılar.’&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Hikmetin kurucu ögesi hayrettir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Hikmet, varlığın içyüzünü okumaktır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Peki, neler oluyor burada?&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Bilgelere göre, ‘hayret sırasında kendimize tutunuruz. Varolanın karşısında, onun varolması ve nasılsa öyle ve başka türlü olmaması karşısında geri adım atarız. Hayret etme, varolanın varlığı karşısında geri adım atmayla son bulmaz. Aksine o, bu geri adım ve kendine tutunma olarak aynı zamanda karşısında geri adım attığı şey tarafından ona doğru çekilir ve tutsak alınır.’&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Varlığa uygun olarak konuşmayı sağlayan hayret, insanı, kendini yok eden benliğin sınırlarından kurtarır ve zihnini genişletir. Zihin darlığı, insanın temel zaafıdır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Fazlurrahman’dan öğrendiğimize göre, tüm Arap dilbilimcileri, bize, ‘zulüm’ sözcüğünün yaygın anlamının, ‘bir şeyi uygun olmadığı yere koymak’ olduğunu söylüyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Öyleyse yanlışın, yanlış yönelimin, yanlışa yönelmenin ve yanlışta ısrarın her türlüsü zulümdür.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Bunu irtikap etmeninse, göğüsteki gözün, yani iç gözün kalın gaflet perdeleriyle örtülü olmaktan ileri geldiği apaçıktır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Görüşü keskinleştirmenin bir adı tefekkürdür ve bu içduyum hâliyle insan, gerçeği sürekli tecrübe eder ve deneyimleri, onu hayranlık vadisinde tutar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Bu varlığın içinde olmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Bir metin olarak kâinat dendiğinde, bir sözcük olarak insan, bir harf olarak ağaç, bir cümle olarak güneş, bir deyiş olarak deniz, bir manzume olarak yıldız demiş oluyoruz ve baktığımız her şeye yeni baktığımızın bilincine varıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Öyleyse, kâinatı bir metin olarak okumanın ve çözmenin bir yolu olmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Gerçeği deneyimlerimizle farkettiğimize göre, varolandan varlığa geçerken, kendimizi özne olarak da görmüyor, eleştirinin, ‘kritik bir durum’ olmadığını, yani eserle eleştiricinin nesne-özne ilişkisinden öte bir düzey veya düzlemde karşılaştığını varsayıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Hayret nasıl şaşırmadan öte bir şeyse, ‘tefekkür’ de, tümüyle modern bir durum/kavram olan düşünce’den başka bir şeydir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Arapçadaki fikir veya Farsçadaki endişe hatta Fransızcadaki pensee daha çok, dikey bir ‘düşünme tarzı’nı ima eder. Fikr’in, Fars dilinde ‘endişe’yle anlamdaş olduğunu da biliyoruz. Endişe, dilimizde, gündelik sözlüğümüzde, kaygı, tasa gibi anlamlar kazanmış ve bir tür anlam kaymasına uğramıştır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Sırası gelmişken, tefekkür’e yol açan hayret’in bir aşamasında, ‘temaşa’yı içerdiğini de hatırlamalı.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Kalbin, aklın anlayamadığı akılları vardır diyen, bunu derken, bir müşahade’sini aktarıyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;O, kalbindeki akıllardan biriyle temaşa etmiştir varlığı ve gördüğü resim, salt beşeri bir zihinsel etkinlikle görülebilen bir resim değildir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Şeyh Bedreddin, Varidat’ında, tefekkürün, varolan hakkında olabileceğini söyler.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Gerçekte düşünce, Yaratıcı’nın Zat’ı hakkında hayret etmek olan huşuya aykırıdır. Hakikat yolcusunun, nesnelerden Yaratıcı’ya ulaştığında düşünmesi hayret’e dönüşür.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Bu yüzden, hayret, tefekkürün ürünüdür. Ve yolcu, buna bir kez eriştiğinde, ne bundan ayrılmalı, ne de onu daha aşağı bir şeyle değişmelidir. Aksine, hayret’i yeterli olmayabilir. Bu yüzden Elçi, ‘Rabbim, hakkındaki hayretimi artır’ diye yakarmıştır.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: rgb(242, 242, 242); "&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Tefekkür, yolcu seyr hâlindeyken kendisinden istenilendir. Gayba dalmıştır. Fakat amaç, Zat’ıyla belirdiğinde tefekkür hayrete dönüşür.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Sufiler bu durumu, ‘Benim öyle bir vaktim var ki, Rabbimden başkası oraya sığmaz.’ diye ifade eder.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Tefekkürün açtığı yol-ki ona marifet diyoruz-nesneleri itibari değerinde bırakmaz, ya onları yok eder veya Yaratıcı’nın vechinin görünüşleri olarak ortaya çıkarır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Kierkegaard, ‘etik ile estetik birdir’ derken, modernlerin indirgemeci olarak nitelediği, ama gerçekte, varlığa ilişkin soru soran ve bunu ‘hayret’te kalarak arayan ve bulan tefekküre gönderme yapar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;İnsanın Yaratıcı’sıyla dolaysız biçimde ilişki kurabilme yeteneğine inanan herkes, estetik olanın aynı zamanda ahlaki olduğunu deneyebilir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Tam da burada karşımıza, Guenon çıkar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; margin-top: 0cm; margin-right: 0cm; margin-bottom: 14.4pt; margin-left: 0cm; "&gt;Şehadet âleminden varlığın yüreğine, gayba doğru yolculuğunda insan zihninin imkanlarını yöneten yasalarla ilgilenen geleneksel öğretide, sanatla varlığın dilinin uyumundan söz edilmektedir. Nasr, modern zamanlarda, aynı zamanda kozmosu da yöneten insan diliyle, ruhunun etkinliğinin yollarının ayrıldığını saptar: ‘Şiirin geleneksel öğretisi, daha başka açıklamalara ihtiyaç duyar. Çünkü niceliksel doğa çalışmalarına ve dilbilimsel analizlere, kozmos çalışmalarından ve şiirsel terkiplerden daha fazla değer verildiği bir çağda, kevni hakikatlerle diller arasındaki uyum kaybolmuştur. Geleneksel öğretiye göre içsel göz, algının aracı olduğu için, deruni göze ya da kalbi keşfe kendini açan, kozmosun batıni hakikati, kendisini cismani alan üzerinde tanzim eden bir uyuma dayanır. Üstelik bu uyum, kendisini bizzat hem insan ruhunun ve hem de varlığın yansıması olan dilin dünyasında yansıtır. Dil alanında harici dünyanın maddi varlığının yerine geçen ve kozmik uyumun zihne yerleşmesini sağlayan kelimedir. Kalbi akıl tarafından uygun olarak tetkik edilen âlemin kendisi uyum ile kelimenin birleşmesinin sonucudur. Makrokosmozda âlem’in uyumu, hakikatin daha yüce düzeylerinde daha çok tezahür eder. Ve kosmozun daha aşağı uçlarına inildikçe donuklaşır. Daha az belirgin olur. Bu uyum, aynı zamanda geleneksel sanatların merkezini oluşturur. Ve geleneksel sanat ile maddi formlarla ilgili diğer sanatların esasıdır. Uyum her zaman vardır fakat, kelime ya da dilin özü üzerinde tabb edilmesi hayli belirgin ve derin olunca şiir oluşur. Şiir, nesnelerin temel uyumunu yeniden yankılaması aracılığıyla, insanın, varoluşun ve bilinçliliğin daha yüce makamlarına dönmesine yardım etmeye muktedirdir.’&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-8784.aspx"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-8784.aspx&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-6313391162607656028?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/6313391162607656028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=6313391162607656028&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6313391162607656028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6313391162607656028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/09/tefekkur-ve-marifet.html' title='Tefekkür ve Marifet'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-3769797439353970852</id><published>2011-09-12T21:32:00.000+03:00</published><updated>2011-09-13T21:33:15.258+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inanç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadet'/><title type='text'>Kalb-i Selim</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif; font-size: 13px; line-height: 19px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;&lt;a href="http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=18&amp;amp;konu_id=741&amp;amp;yumit=bolum2" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; color: rgb(156, 70, 23); text-decoration: none; "&gt;Yeni Umit Dergisi 18 (1992)&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Selim “Selime”den gelir. İslâm kelimesiyle aynı köktendir. Lügat ma’nâsı itibariyle kalb-i selim, hastalıksız ve arızasız kalb demektir. Daha has ma’nâda ise o, İslâm’dan başka her şeye kapalı olan kalbdir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Kalb-i selim sahibi olmak, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minler adına ortaya konan vasıfları yaşamakla mümkündür. Bu tarif umumidir ve her şeyi içine alır mahiyettedir. Hz. Âişe Validemize sorarlar: “Allah Rasûlü’nün ahlâkı nasıldı?” Cevap verir: “Siz hiç Kur’ân okumuyor musunuz?” “Okuyoruz”, derler. Validemiz sözüne devam eder: “O’nun ahlâkı Kur’ân”dı. “Evet, Kur’ân, evvelâ Rasûlullah (s.a.v.) kendi hayatını ona göre düzenlesin, tanzim etsin diye indirilmiş bir kitaptır. Önce O, sonra da, imam nasıl yapıyorsa arkadaki cemaat da öyle yapacak yani bütün Ümmet-i Muhammed düşüncelerini, tasavvurlarını hayat ve ahlâklarını ona göre tanzim edecektir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Bir de biz, selim kalbi, daha ziyade insanlara zarar veren şeylerden salim olan kalb olarak düşünürüz. Çünkü bir hâdisde: “El-Müslimu, men selime’l-müslimûne min lisânihi ve yedihi” yani “Müslüman, müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kişidir.” buyurulmaktadır ki, hususi olmakla beraber enfes bir tariftir. Evet, müslüman, eliyle ve diliyle kimseye zarar vermeyecektir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;“Kalb-i Selim”, Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde geçer. İkisi de Hz. İbrahim ile alâkalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Hz. İbrahim kavminin ve bilhassa babası Azerin dalâleti ve sapıklığı karşısında iki büklüm ve ızdırap içinde kıvranmaktadır. Bunun böyle olması gayet tabii ve fıtrîdir. Zira her insanda cibilli olarak, yakın çevresine karşı bir sevgi ve alâka vardır. Hele bu çevre daraldıkça sevgi ve alâkada daha bir artmaktadır. Hiçbir sâlih evlad babasını sapıklık içinde görmek istemez, istemek bir yana, onun sapıklığı sâlih evladı, her şeyden daha çok üzer ve dilgir eder. Hele bu Hz. İbrahim gibi şefkatin doruk noktasında bulunan bir peygamber ise.. evet böyle birinin ızdırabı herkesten fazla olur. İşte Hz. İbrahim böyle ızdıraptan iki büklüm bulunmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;O, her zaman, içinde babasının da bulunduğu müşrik bir topluluğa tevhid dersi vermekte ve onları hak dine davet etmektedir. Ancak kavmi ve babası ona karşı devamlı diretir ve onun davetine icâbet etmezler, etmez de atalarının dini üzere olduklarını söylerler. Bu hemen her devirde, gerçeğe inanmayan insanların mazeretler veya dayanakları olmuştur. İşte böyle bir manzara karşısında Hz. İbrahim ellerini kaldırır ve Rabb’ine şöyle yalvarıp yakarır:&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;“Ey Rabb’im! Bana hikmet ver ve beni sâlihler arasına ilhak eyle. Sonradan gelenler arasında beni yâd-ı cemîl yap ve “Naîm” cennetine vâris olanlardan kıl. Babamı da bağışla; şüphesiz o sapıklardandır, insanların diriltileceği gün, Allah’a selim bir kalple gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme!” (Şuara, 26/83-89).&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Hz. İbrahim selim bir kalbe sahipti. “Nitekim Rabbine selim bir kalple geldi” (Saffat, 37/84) âyeti bize bu hakikati anlatmaktadır. Ve işte O, ahirette insana ancak selim bir kalbin fayda vereceğini söylüyordu. Evet, küfrün hakim olduğu bir kalbin, selamette olması kat’iyyen düşünülemezdi. Kafir olan kimsenin evladı Hz. İbrahim (a.s.) de olsa, eğer onun kalbine küfür hâkimse, ona hiçbir yararı dokunmayacaktır. Evet, O İbrahim Halilullah ki, pek çok peygamberin babasıdır ve ihraz ettiği bu makamın yanında, âhir zamanda gelecek, en büyük Nebi ve Nebiler Sultanı’nın: “Ben ona benziyorum” diyerek iftihar ettiği bir insandır. İşte bu zatın babası Azer’in kalbi küfürle doludur ve sıddık peygamber Hz. İbrahim’in, babasına hiçbir yararı olamayacaktır. Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Hz. İbrahim ahirette de aynı ızdırapla kıvranacak ve babasını ayaklarının dibinde görecek, “Rabbim! Ne olur bu benim babam!” diyecek… Fakat Allah, Azer’i meshederek, Hz. İbrahim’in içindeki alâka ve sevgiyi silecek ve derken ona, babasını unutturacaktır. ” Böylece O, Halilim, Dostum” dediği ve rahmetinin bağrına bastığı İbrahim’ine, değişik bir buudda rahmetiyle tecelli edecektir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Mes’eleye bu zâviyeden bakınca kalb-i selimin ne demek olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Kalb-i selimin, evvelâ küfürden, tereddütten, şirkten salim olması lâzımdır. İçinde küfrün kol gezdiği bir kalp ne kadar insanca davranışlar içinde de bulunursa bulunsun selim olamaz. Günümüzde çok hümanistler var, “Benim kalbim temiz, zira ben insanları çok seviyorum, hep onlar için hayra koşuyorum.” diyorlar, ama boştur: çünkü inkâr içindeki bir kalb kat’iyyen selim ve sâlim olamaz. Zira, kâinatın sahibini inkâr eden bir kalb küfür içindedir ve kat’iyyen pak olamaz. Aslında insânî değerlere saygılı olmak çok önemlidir. Ancak, hem o değerleri gerçek yüzleriyle idrak hem de bu idrakin sürekliliği, insanın insanlığının esası olan îmâna bağlıdır. Îmân olmayınca bütün iyilikler, güzellikler, faziletler ya yalan olur gider veya süreksizdir.. dolayısıyla da değersizdir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Hem, nasıl bir insan, memleketine, hatta insanlığa çok faydalı bazı hizmetlerde bulunsa; fakat o zat memleketi idare edenleri ve o memleketin kanun ve nizamlarını tanımayacağını söylese, zannediyorum böyle biri, hemen derdest edilir ve cezalandırılır. Daha önceki faydalı işleri, hizmetleri hiç mi hiç nazara alınmaz. Öyle de, Kâinatın Sâhip ve Mâliki’ni tanımayan bir insan, vatan ve milletine ne kadar da faydalı olursa olsun, âhirette derdest edilip cezalandırılır ve yaptıkları ona hiçbir fayda getirmez. Ebu Talib, Efendimizi (s.a.v.) tâ çocukluğundan itibaren yanına aldı, 48 sene himaye etti.. ve hep O’na arka çıkdı ve kimseyi O’na dokundurtmadı. Ama buna rağmen, îmân etmediği için O İlâhî teminatı kazanamadı. Hatta Hz. Ebu Bekir, başı bir kuşun tüyleri gibi kıvırcık kıvırcık bembeyaz olmuş babası Ebu Kuhafe’yi alıp, Efendimiz’in huzuruna getirdiğinde, Ebu Kuhafe Efendimizin dizlerinin dibine oturmuş, geç de olsa, oğlunun girdiği nurlu yola girmiş ve müslüman olmuştu. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Rasûlullah (s.a.v.); “Niçin ağlıyorsun, baban hidayete erdi ya” diye sorunca da, Hz. Ebu Bekir’in cevabı şu, olmuştu: “Ya Rasûlallah! Babamın yerine şu kelime-i tevhidi söyleyenin Ebu Talib olmasını çok arzu ederdim!” Hz. Ebubekir neden böyle düşünmüştü demeyin; çünkü Ebu Talib Efendimiz (s.a.v.)’i himaye edenlerin başında idi, O’nu bağrına basmış ve: “Git, bildiğini yap, ben sağ olduğum müddetçe Sana kimseyi dokundurmam. ” demişti. Ayrıca çocuklarından Haydar-ı Kerrar Hz.Ali’yi ve Mute’nin kahramanı Cafer’i. Efendimiz (s.a.v.)’in emrine vermiş, vermiş ve onları en emin ele teslim etmişti. Ama, bütün bunların Ebu Talib’e hiçbir faydası dokunmamıştı. İşte bütün mesele burada! Evet, eğer bir insan imanla gitmişse, yaptığı bütün yararlı işler onun hesabına işe yarar; aksine en güzel şeyler bile heba olur gider…&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Bu ma’nâda kalb selimliği çok önemli bir husustur. İnsanlar birçok iyilik yapabilir; civanmert davranabilir ve hayra koşabilirler. Ne var ki, evvelâ kalbin şirkten, küfürden ve dalâletten kurtulması şarttır.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;İkincisi ise, o kalbin İslâmiyet ile mamur ve Kur’ân ahlâkı ile donanmış olması lazımdır. Şayet, kalb Kur’ân’ın tarif buyurduğu ve teklif ettiği ahlâk ile mamur değilse, o kalb selim değildir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Bütün bunlardan sonra Efendimiz (s.a.v.)’in yüce ahlâk ve ulvî seciyeleri de kalb-i selimin tezahürleridir. Bir insan, ahlâkını Efendimizin ahlâkına uydurduğu ölçüde selim kalbe sahip sayılır. Aksine kendi kendini aldatmış olur. Ümid ediyoruz ve Rabb’imizden niyazda bulunuyoruz ki bizi O’nun yüce ahlâkıyla serfiraz kılsın..!&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Bugün, İslâmiyete hizmet eden mü’minler, öyle ümit ediyoruz ki -İnşaallah- ellerinden geldiğince ibadet ü taatta bulunmakta ve onunla gönüllerini mamur kılmaya çalışmaktadırlar. Aynı zamanda, insanların dünyevî ve uhrevî saadetlerini temin maksadına matuf olarak da. çok defa kendi maddi manevî füyûzat hislerinden fedakarlıkta bulunmakta ve kendi yaşama zevklerini, yaşama nazlarını bir tarafa iterek, başkalarını yaşatma, onları mesud etme arzu ve iştiyakıyla gerilime geçmekte, küheylanlar gibi koşmaktadırlar. Bir yerde bir araya geliyorlarsa, bu sadece ve sadece hizmet düşüncesini, hizmet azmini kuvvetlendirmeye matuftur. Evet, kulak verip onların heyecanlarını dinlediğiniz zaman, sinelerinin “i’lâyı Kelimetullah” mülahazasıyla attığını duyacak ve bunların o va’dedilen zatlar olduklarını anlayacak ve hissedeceksiniz. Siz ve gelecek nesiller, bu fedakar ruhlarla her zaman iftihar edeceksiniz. Zira onlar gelecek adına dirilişimizi tekeffül etmiş, desteklemiş ve omuz vermiş gerçek mü’minlerdir. Ve işte bunlar, selim ve sâlim kalb sahibi insanlardır.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;Selim ve sâlim kalb mevzuu çok mühimdir, çünkü Kur’ân âyetleri onu mal ve evladın karşısına koymuş ve: “Mal ve eviad tayda vermez, o gün ancak kalb-i selim Fayda verir” buyurmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;&lt;em style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;Sanma ki ey hâce senden sim ü zer isterler,&lt;br /&gt;Yevme lâ yenfe ‘uda kafb-t selim isterler.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; "&gt;İyi yaşamış mısın? İyi ölmüş müsün? İyi dirilebilecek misin? Livaül-Hamd’in yolunu bulabilecek misin? Kevserin başına ulaşabilecek misin? Efendimiz, seni uzaktan görüp, tanıyacak mı? Senin ahiret-teki durumun, bütün bu sorulara ve daha başkalarına vereceğin cevaba bağlıdır. Zira Allah Rasûlü: “Ben benimkileri tanırım” buyurur. Nasıl tanıyacağı sorulunca da: “Sizin alnı beyaz, ayakları sekili atı, yüzlerce ve binlercesi arasından tanıdığınız gibi ben de benimkileri abdest azalarından tanırım.” cevabını verir. Allah Rasûlü sizi, alnınızdaki “Sîmahum fî vücuhihim min eseris-sücûd” (Feth, 49/29) âyetiyle mühürlenen damgadan tanıyacaktır. Ebû Hureyre (r.a.), kollarını omuzlarına kadar yıkıyordu. Kendisine niçin böyle yaptığı sorulunca da: “Abdest azalarının nurunu arttırmak istediğim için” cevabını veriyordu. İşte bütün bunlar selim bir kalbe sahip olmanın tezahürleridir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-3769797439353970852?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/3769797439353970852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=3769797439353970852&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3769797439353970852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3769797439353970852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/09/kalb-i-selim.html' title='Kalb-i Selim'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-561087535557899671</id><published>2011-08-30T23:42:00.002+03:00</published><updated>2011-08-30T07:55:30.638+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayram'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal hayat'/><title type='text'>Bayram, Ramazan Ayı'nın Vârisidir</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Orucuyla, teravihiyle, sahuruyla iftarıyla, gecesiyle gündüzüyle bir Ramazan- Şerif’i daha geride bıraktık. Elimizden geldiğince değerlendirmeye çalıştık. Maddi-manevi berekete ve inkişafa vesile olmasını diledik. Ve şimdilerde elveda besteleri mırıldanıyoruz gönlümüz buruk da olsa. Fakat bu hüzünlü besteye, huzurlu ve neş’eli bir beste daha karışıyor beri yandan: Bayram Sevinci..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram deyince insanın içinde bir huzur beliriverir. Çünkü geçmiş ömrümüzde bayramları hep güler yüzle karşıladık, bize sunacağı güzellikleri gözledik. Yakınlarımızla, eş dostla kaynaştık, başka zaman görme, konuşma fırsatımız olmayan insanlarla bir araya gelme imkânını yakaladık. Bayramı vesile ederek hediyeler dağıttık etrafımıza. Gönüller aldık, kalpler kazandık. Bütün bu güzellikler, tatlı bir çağrışım bırakmıştır bizim zihnimizde. Bu yüzden de bayram denilince tebessüm ediveririz hafifçe..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinimiz meşru dairede neşelenmeyi mübah kılmıştır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Medineyi teşrif ettiklerinde, Medine halkının iki bayram kutladıklarını gördü. “Bu günlerin özellikleri nedir?” diye sordu. Oradakiler, “Biz cahiliyede senenin iki gününü eğlence günü olarak kutlardık” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, “Bu iki güne karşılık Allah size öyle iki gün vermiştir ki bugünlerden daha hayırlıdır.” buyurdu. (Ebu Davut, Salât 239, 245; Nesai, Iydeyn 1; Müsned, 3/103, 178) Bu hadisten de anlaşılıyor ki, eğlenmek Müslümanların da hakkı. Ancak, Allah’tan kopuk bir eğlence değildir bu. Tamamen dünyevileşmiş eski bir adetin yerine, içine Allah hoşnutluğunu Resulullah muhabbetini katarak işin bizcesini ortaya koymaktır. Yani, bayram günleri sadece yeme içmeden ibaret günler değildir. Hele hele eğlenceye ve sefahete dalma günü hiç değildir. Bayram günleri, Cenab-ı Hakk’ın bir nimeti ve Efendimiz’in bir sünneti olarak idrak edilir ve Allah’a şükür ile Efendimiz’i yâd etmenin yanında istikbalimizin de bayram olması temennileriyle değerlendirilir. Gezmelerimiz, konuşup neşelenmelerimiz, ziyaretlerimiz, yeme içmelerimiz de hep bu ruh haliyle ve bu çerçevede ele alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramda, en başta yapılacak iki büyü vazife vardır: Bir, bayram namazı; iki, fıtır sadakası. Sadaka-i fıtır, zekâttan önce, oruçla beraber farz kılınmıştır. Bu bir yardımlaşmadır; orucun kabulüne, ölüm sekeratından ve kabrin azabından kurtuluşa bir vesiledir. Sadaka-i fıtır, ramazan bayramının birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacip olursa da bundan birkaç gün, hatta birkaç ay veya sene evvel de, sonra da verilebilir. Ancak bayram namazından önce verilmesi, fakirlerin namaza ve bayrama tasasız olarak iştiraklerini sağlayacağı için daha makbuldür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram, bir tesellidir; oruç ibadetinden ve Ramazan ayının o anne kucağı gibi munis ve sıcak ikliminden ayrılmanın verdiği burukluğa karşı bir teselli..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram bir şükürdür; bir ay boyunca, Allah’ın affına, merhametine ermenin ve cehennemden âzâd olmanın şükrü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram bir provadır; ebedi âlemde – inşaallah – kavuşmayı ümid ettiğimiz, esas bayramımız sayılan ve affedildiğimizin remzi olan cennet günlerinin ve Cemalullah’ı müşahede merasimlerinin provası. Nasıl cennette gıll u gış, aldatma, kıskanma, kin tutma, düşmanlık etme yoksa ve herkes halinden memnunsa, bayramlar da o günlerin birer provası olarak, bütün düşmanlık duygularından azade geçirilmeli, olumsuz tablolar bu günler vesile edilerek bir bir silinmeli, yerine sımsıcak kardeşlik resimleri çizilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram günleri, günahlarımızın affı, kalbimizin uyanması ve merhamet duygularımızın kabarması için birer fırsattır. Affedemediğimiz insanların kapılarını çalıp - Allah’ın bizi affettiği gibi – affetmek için önümüze konulmuş bir imkândır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramlar, ziyaret, ziyafet, sıla-i rahim ve kaynaşma zamanlarıdır. Cömertliğin en geniş dairede sergilendiği, güler yüzün hiç eksik olmadığı, kalbin bir güvercin kalbi gibi insanları incitmemek için titrediği özel vakitlerdir. Tekbirlerin, tehlillerin her yanda gürlediği, salâvatların her tarafı kuşattığı hususi zaman dilimleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram, kısalığına rağmen haftaların, hatta ayların varidâtını, hayrını, bereketini ve neşesini bağrında saklayan bir zaman dilimidir. Bayramda Cenâb-ı Hakk’ın öyle ekstradan teveccühleri ve sürpriz ihsanları vardır ki, onlara bayram olmayan on günde, belki bir ayda, belki on ayda, belki birkaç senede ulaşılamaz. Yapılan bütün hayır ve hasenât ancak Cenâb-ı Hakk’ın teveccühüyle değer kazanır; bayram işte öyle bir ilahî teveccühün en önemli vesilelerindendir; adeta bir ömrü tatlandıracak kadar engin ilahî lütuflara mazhar olma vaktidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, böyle bir mazhariyet Ramazan’ın hakkını vermiş, bayramda da laubâlîliğe girmemiş insanlar için söz konusudur. Bayramı sadece bir tatil olarak gören, bir ay boyunca yemeden, içmeden alıkonulmuş olmanın intikamını alıyormuşçasına abur-cubur her şeyi mideye indiren ve mübarek günlerde muvakkaten uzak durduğu haramlara yeniden giren kimselerin bayramın hususi varidâtından istifade etmesi çok zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma, haftanın bayramıdır, Ramazan ve Kurban da bütün bir senenin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bayramlarımız vardır; ismi konmayan, vakti bilinmeyen ve hep ümitle ve hasretle beklenen… Müslümanların dünyada yüzlerinin güleceği, milletimizin sözünün geçeceği günler.. Huzura susamış insanlığın, tatlı su kaynağına koşar gibi imana koşacağı, inanmışların, inancın neşvesiyle bir kere daha coşacağı günler.. Allah’ın adının, Peygamberimiz’in yadının tekrar dünya ufuklarında şehbal açacağı, ezan-ı Muhammedîlerin her tarafta gürül gürül okunacağı günler.. Kur’an’ın anlaşıldığı ve doya doya yaşandığı günler… Kinin, nefretin toprağa gömüldüğü günler.. Milletimizin talihinin güldüğü günler.. İşte, ebedi bayramlara ulaşmadan önce, yeryüzünde kaybedilmiş cennetlerin yaşanacağı bu günler, bizim bu dünyada esas bayramlarımız olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikmet.net/content/view/56909/2/"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;http://www.hikmet.net/content/view/56909/2/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-561087535557899671?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/561087535557899671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=561087535557899671&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/561087535557899671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/561087535557899671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2009/09/bayram-ramazan-aynn-varisidir.html' title='Bayram, Ramazan Ayı&apos;nın Vârisidir'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-3895256205251302085</id><published>2011-08-26T00:55:00.000+03:00</published><updated>2011-08-28T00:57:01.199+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><title type='text'>Osmanlı’da Huzur Dersleri</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif; font-size: 13px; line-height: 19px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;Prof. Dr. Mehmet İpşirli&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;Kuruluş yıllarından itibaren Osmanlı padişahları gerek ilmî ortamı canlandırmak, kültürel gelişmeyi sağlamak, gerekse iktidarlarını çeşitli kesimler nezdinde desteklemek ve hanedanın meşruiyetini ortaya koymak gibi düşüncelerle kendi huzurlarında ilmî toplantılar yapmak üzere etraflarına ulemayı toplama, hatta özel hoca edinme konusuna önem vermişlerdir. Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren bizzatpadişahın da katıldığı ilmî sohbetler ve tartışmalar büyük bir yoğunluk kazanmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;Huzur derslerine örnek olabilecek ilk sistemli uygulamanın III. Ahmed zamanında Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından 1136′da (1724) yapıldığı bilinmektedir. İbrahim Paşa, devrinin ta­nınmış alimlerini bazı Ramazanlarda kendi sarayında toplayarak onlara Kur’ân’dan bazı âyetlerin tartışmalı tefsirini yaptırmış, 1140 Ramazanda (Nisan 1728) bu derslerden birine III. Ahmed de katıla­rak başından sonuna kadar takip etmiştir. III.Mustafa’nın, babası III. Ahmed’in yanında genç bir şehzade olarak bu derslere katılma­sı ve bundan etkilenerek huzur derslerini ihdas etmiş olması kuv­vetle muhtemeldir. Daha sonraki padişahlar da bu geleneği sürdür­müşlerdir. Nitekim 1168 Ramazanında (Haziran 1755) III.Os­man’ın, Şerefâbâd’da kütüphane hocası Hamidî Efendiyi huzuruna davet ederek tefsir dersi yaptırdığı ve dersin sonunda ona ihsanlar­da bulunduğu görülmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;18-29 Ramazan 1172 (15-26 Mayıs 1759) ta­rihleri arasında cuma dışında her gün padişahın huzurunda yapı­lan bu dersler Sepetçiler Kasrı, Sarık Odası, Ağa Bahçesi, Sofa ve Di­vanhane gibi Topkapı Sarayı’nın çeşitli mekanlarında gerçekleştiril­miş, toplantılara müzakereci olarak beş altı kadar alim katılmıştır. Dersler öğle ile ikindi arasında icra edilir, ikindi namazından sonra padişah Harem’e çekilirdi.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;Huzur derslerinde dersi takrir eden alime "mukarrir", müzake­reci durumunda olan alimlere önceleri "talip", daha sonra "muha­tap" denilmiştir. Bir mukarrir ve beş muhatapla başlayan bu ders­lerde muhatapların sayısı zaman içinde artmış, eksilmiş, ders adediyle günleri, saatleri ve dersin süresi değişikliğe uğramıştır. Huzur dersleri hocaları şeyhülis­lam tarafından seçilmektedir. Gerek mukarrir gerekse muhatapların seçiminde liyakate ve ilmî mertebeye dikkat edilme­si, gönderilen emir ve tezkirelerde önemle belirtilmiştir. 1200 (1786) yılından itibaren Ramazanda sekiz ders ile yetinildiği ve dokuzun­cusunda mukarrirler meclisi toplanmasının bazı istisnalarla âdet haline geldiği görülmektedir. Tam bir ilmî serbestiyet içinde yapılan derslerde bir âyet okuna­rak mukarrir tarafından onun tefsiri yapılır, muhatapların soruları­na ve itirazlarına mukarrir cevap verir, böylece ilmî bir mübahase cereyan ederdi. Dersler genellikle Kadı Beyzavî tefsirinden yapılır­dı. Ancak âyetlerin tefsirinin son derece ağır ilerlediği, birkaç yılda sadece birkaç âyetin ele alınabildiği, bunun ise âyetlerin tefsir ve tahlillerinde gramer meselelerine, etimolojik ve ilgisiz yorumlara ağırlık verilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Nitekim İsra sûresinin tefsiri 1189 Ramazanında (Kasım 1775) başlamış, 1192 Ra­mazanına (Ekim 1778) kadar sürmüş, Fetih sûresinin tefsiri ise 1193-1198 (1779-1784) yılları arasında tamamlanabilmiştir. 1201 Ramaza­nında (Temmuz 1787) Bakara sûresinin tefsirine başlanmış, 1205 Ra­mazanına (Mayıs 1791) kadar beş yıl boyunca ancak ilk otuz âyeti­nin tefsiri müzakere edilebilmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;XIX. yüzyıl boyunca yapılan huzur derslerinde yeni bazı pren­sipler belirlenmiş ve bir teamül teşekkül etmiştir. Bu dönemde mu­karrir ve muhatapların İstanbul ruûsunu almış, herhangi bir resmî vazifesi olmayan, İstanbul’da ikamet eden alimler arasından seçil­mesi, tayinlerin şeyhülislamın teklifi üzerine padişah tarafından ya­pılması, mukarrirlikte bir münhal olduğunda daha sonraki meclis­lerin mukarrerlerinin hiyerarşik sırayla yükselmesi, böylece son mukarrirliğe ilk meclisin baş muhatabının seçilmesi âdet olmuştur. Mukarrir, herhangi bir sebeple Ramazanda dersini takrir edemeye­cek durumda olursa o dersin baş muhatabı yerini alamaz, şeyhülis­lamın teklifi ve padişahın iradesiyle yeni tayin yapılırdı. Hacca git­me, yakınlarını ziyaret etme gibi sebeplerle İstanbul’dan ayrılan ders üyeleri Ramazan olmasa bile şeyhülislamdan izin alırlardı. Derslerde tefsir edilecek sûre ve âyetler çok önceden meşihata bildirilir, şaban ayının on beşinde muhataplara hazırlanmaları tembih edilirdi. Mukarrir ve muhataplar için gizlilik esastı. Bunlar Rama­zanda resmî ders günleri gelmeden özel olarak kendi aralarında ders müzakeresinde bulunamazlar, ancak günleri gelince aleni ola­rak ders yapabilirlerdi. Meclislerin toplantı yerini padişah belirlerdi. Burada mukarrir padişahın sağında, muhataplar ise mukarririn yanında yarım daire şeklinde önlerinde rahlelerle minderlere otururlardı. Erkek ve ka­dınlardan huzurda ders dinlemek üzere kalacakların isimlerinin padişahın tasvibinden geçmesi gerekirdi.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;Huzur derslerinin mahiyetini, tarihçesini, yapılışını, mukarrir ve muhatapların seçimlerini ve isimlerini araştıran Ebül’ula Mardin, çalışmasını önce üç geniş makale halinde &lt;em style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası’nda &lt;/em&gt;1950-1951 yıllarında yayımlamış daha sonra bu yazılarını &lt;em style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;Huzur Dersleri &lt;/em&gt;adıyla kitap haline getirmiştir (İstanbul 1951). Huzur dersi hocalarının mazhar oldukları ihsanlar ve maruz kaldıkları cezalar, bu derslerin yapıldığı yerler, mukarrir ve muha­tapların hal tercümeleri, ders ve icazetname örnekleri, menkıbeler ve bazı eklerden oluşan II ve III. ciltleri ise İsmet Sungu bey ikisi bir arada olmak üzere neşretmiştir (İstanbul 1966).&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;Günümüzde Fas Sultanı II. Hasan’ın huzurunda Ramazan ayla­rında usul ve muhteva bakımından Osmanlı huzur derslerine ben­zeyen dersler yapılmakta ve bunlar &lt;em style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;ed-Dürûsü’l-Haseniyye &lt;/em&gt;adıyla Arapça ve İngilizce olarak neşredilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;a href="http://www.sonpeygamber.info/huzur-dersleri" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; color: rgb(156, 70, 23); text-decoration: none; "&gt;http://www.sonpeygamber.info/huzur-dersleri&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-3895256205251302085?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/3895256205251302085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=3895256205251302085&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3895256205251302085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3895256205251302085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/08/osmanlda-huzur-dersleri.html' title='Osmanlı’da Huzur Dersleri'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-6934700680672811598</id><published>2011-08-01T04:23:00.000+03:00</published><updated>2011-08-03T00:01:38.806+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>RAMAZAN VE ORUÇ İLE İLGİLİ HADİSLER</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "  &gt;Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Nebî şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.”&lt;br /&gt;( Buhârî, Savm 8; Ebû Dâvûd, Savm 25) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah dedi ki:&lt;br /&gt;“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.”&lt;br /&gt;(Tirmizî, Savm 13) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;Sehl İbnu Sa'd (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;“Oruç açmakta acele ettikleri sürece Müslümanlar hayır üzere yaşarlar.”&lt;br /&gt;( Buhârî, Savm 45; Müslim Siyam 48) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;Amr İbnu’l-Âs (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;“Bizim orucumuz ile Ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli fark sahur yemeğidir.”&lt;br /&gt;(Müslim Siyam 45; Ebû Dâvûd, Savm 15) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;İbni Abbas (r.a.) şöyle dedi:&lt;br /&gt;“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”&lt;br /&gt;( Buhârî, Savm 20; Müslim Siyam 45) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;İbni Abbas (r.a.) şöyle dedi:&lt;br /&gt;“Rasûlullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazanda Cebrâil’in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil (a.s.), Ramazanın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgardan daha cömert davranırdı.”&lt;br /&gt;( Buhârî, Savm 7; Müslim Fezail 48, 50 ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;“Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da bağlanır.”&lt;br /&gt;( Buhârî, Savm 5; Müslim Siyam 1,2,4,5) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;“Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”&lt;br /&gt;( Buhârî, îman 28, Savm 6; Müslim, Siyam 203) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;“Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.”&lt;br /&gt;( Buhârî, Cihad 36; Müslim, Siyam 167-168) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;Sehl İbnu Sa'd (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Nebî şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;"Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. ‘Oruçlular nerede?' diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez."&lt;br /&gt;( Buhârî, Savm 4; Müslim, Siyam 166) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;İbni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;"İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın rasûlu olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;"Aziz ve celil olan Allah ‘İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim' buyurmuştur. Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum' desin. Muhammed'in (s.a.v.) canı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır."&lt;br /&gt;( Buhârî, Savm 9; Müslim, Siyam 163) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;RAMAZAN VE ORUÇ İLE İLGİLİ AYETLER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;Bismillahirrahmânirrahîm&lt;br /&gt;"Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik&lt;br /&gt;Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!&lt;br /&gt;Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.&lt;br /&gt;Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.&lt;br /&gt;O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. (Kadir, 1-5 ) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;"(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir." ( Bakara, 185) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;"Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır." ( Bakara, 184) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"  &gt;&lt;br /&gt;"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı". ( Bakara,183) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#FFFFFF;"  &gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/content/view/774/1/lang,tr/"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "  &gt;http://www.sonpeygamber.info/tr/content/view/774/1/lang,tr/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="font-family: 'trebuchet ms'; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#FFFFFF;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-6934700680672811598?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/6934700680672811598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=6934700680672811598&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6934700680672811598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6934700680672811598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2007/09/ramazan-ve-oru-ile-ilgili-hadisler.html' title='RAMAZAN VE ORUÇ İLE İLGİLİ HADİSLER'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-6433444805643252339</id><published>2011-07-22T05:35:00.000+03:00</published><updated>2011-07-23T05:36:42.948+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><title type='text'>Bitip Tükenme Bilmeyen Bir Hazine: Kanâat</title><content type='html'>&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Fethullah Gulen / Bamteli&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Temmuz 2011&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;i&gt;Soru: Bazıları “kanâat”i, dünya işlerinde yeterli ölçüde gayret göstermenin yanında arzu ve isteklerini sürekli tesvîfe bağlayıp “Bugün olmasa da yarın olur!” deme; âhiret işleri ve Hak rızâsında ise, acele edip hırs gösterme şeklinde yorumluyorlar. Arzu ve istekleri tesvîfe bağlamak ne demektir; tesvîf düşüncesiyle desteklenen bir kanâat ahlakının pratik hayata yansımaları nasıl gerçekleşir?&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Kanâat, iktisadî ve dengeli yaşama, alacağı şeyleri ihtiyaç ölçüsünde alma ve yine kullanacağı şeyleri de ihtiyaç ölçüsünde kullanma suretiyle israftan sakınmak demektir. Diğer bir ifadeyle kanâat, “Allah’ın sana verdiği her şeyde ahiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasîbini unutma!” (Kasas, 28/77) âyet-i kerimesinde veciz bir üslupla dile getirildiği gibi Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği imkânları ahireti kazanma yolunda kullanırken, dünyayı da unutmadan ondan meşru dairede istifade etmektir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Kanâat sebeb-i berekettir. Dolayısıyla esbap açısından kanâatkâr olan bir insan tekeffüften, tese’ülden ve zilletten kurtulacağı gibi, diğer yandan ilâhî berekete de mazhar olur. Hazreti Pir bu mevzuu anlatırken kendi hayatından da misaller serdetmiştir. Mesela bir okka balı talebelerine de ikram etmek üzere üç ay yediğini ama bitiremediğini naklediyor. Kendisi ruhunun ufkuna yürüdükten sonra kalan balı Üstad’ın önemli talebelerinden biri olan Hulusi Efendi almıştı. 1986’da kendisini ziyarete gittiğimde, “bu Üstad Hazretlerinden kalma baldır” diyerek kalan bu baldan getirmiş ve bir kaşık da fakire ikramda bulunmuştu. Evet, kanâat sebeb-i bereket olduğu için, siz bir şeyden alırsınız ama o, hiç bilemeyeceğiniz şekilde olduğu gibi kalabilir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Kanâatin öbür kutbunda, “Allah bes baki heves” deyip Allah ile kanâat etme vardır. Yani Allah bize yettiğine göre, O’nun dışındaki şeyler “olsa ne olur, olmasa ne olur” düşüncesiyle hareket etmektir. Yanlış anlaşılmasın, sebeplere riayet etmek başka bir mesele; onların getirisini çok önemli görmek tamamen başka bir meseledir. Zira Cenab-ı Hakk, hikmetinin iktizasına göre bazen verir, bazen de vermez. İşte bir insanın her iki durumdan da hoşnut olması bir kanâat ifadesidir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Arapça bir kelime olan tesvîf, “sevfe” edatından türemiştir. Muzari fiilin başına gelen “sin” harfinin yakın geleceğe delalet etmesine karşılık “sevfe” uzak geleceğe delalet eder. Yani muzari fiilin başına gelen “sevfe”, o fiilin uzak bir gelecekte vuku bulacağını ifade eder. Dolayısıyla tesvîf, bir şeyin hemen olması yönünde hırs gösterme değil, “bugün olmazsa yarın olur, yarın olmazsa öbür gün olur, öbür gün olmazsa daha öbür gün olur” düşüncesiyle hareket etmektir. Başka bir ifadeyle, birer perde olan esbaba riayet etmekle birlikte, meseleyi tamamen esbaba bağlı götürmemek demektir. Çünkü meseleyi esbaba bağladığınız ve ona dilbeste olduğunuz takdirde hırsa girmiş ve dolayısıyla da takdir-i ilâhîye karşı kanâatsizlik sergilemiş olursunuz. Öyle ki, gözünüzü sebeplerin getirisine diker ve ille de olsun diye çırpınır durursunuz. Sonra da bu tatminsizlik ve hırsla, günümüzde çokça görüldüğü üzere, değişik spekülasyonlara girilir, hortumlama yolları araştırılır ve böylece türlü türlü haramlar irtikâp edilmiş olur.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Üstad Hazretleri’nin Hakikat Çekirdekleri’nde işaret ettiği gibi, bir zat, canı bir şeyler istediğinde “sanki yedim” deyip ona harcayacağı parayı bir yerde biriktirmiş ve daha sonra onunla Sanki Yedim Camii yaptırmış. Siz de aklınıza bir şey geldiği zaman kuvve-i zaikanızı tatmin adına birkaç lokma veya birkaç damla ile iktifa edebilirsiniz. Çünkü yutaktan içeriye gittikten sonra baklava ve böreğin, soğan ve sarımsaktan bir farkı yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;İçinde yaşadığımız çevre, görenek ve tiryakilik bizdeki bazı arzuları tetikliyor ve bir yönüyle bizi o işin müptelası haline getiriyorsa, o zaman meseleyi tesvîfe havale etmeliyiz. Yani mevcutla kanâat edip meseleyi Cenab-ı Hakk’ın öbür tarafta ihsan edeceği nimetlere bağlamalıyız. Bu kanâatimiz neticesinde –inşaallah– Allah (celle celaluhu) bize ahirette altından ırmaklar akan yalılar lutfedecektir. Yoksa biz dünyadaki imkânlara teveccüh eder ve onları bütünüyle burada kullanmayı düşünürsek ötede –Allah korusun– “Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla safa sürdünüz. Allah’ın verdiği o güzel ve hoş nimetleri israf edip bitirdiniz. Hakkınızı dünyada kullanıp ahirete bir şey bırakmadınız.” (Ahkâf, 46/20) âyetinin tokadına maruz kalırız.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Ebu Zer el-Gıfarî Hazretleri, bugün yiyeceği varsa yarını düşünmemiştir. Ömer b. Abdülaziz halife olduğu halde hayat tarzını hiçbir zaman değiştirmemiştir. Ekmeğini zeytinyağına batırmış, iki öğün yemek yemiş ve ömrünü bu istikamette geçirmiştir. Denilebilir ki, Emevilerin bütün mesavisine denk gelecek şekilde bir mehasin sergileyen o kâmet-i bâlâ, o dönem insanlarının tul-i emellerini, tevehhüm-ü ebediyetten neşet eden bitip tükenme bilmeyen arzu ve heveslerini değiştirmeye muvaffak olmuş büyük bir müceddit, çok önemli bir simadır. İki buçuk senede iki yüz elli senede yapılamayacak işleri yapan o insan, iki buçuk senelik halifelik dönemini altın çağ olarak tarihe nakşetmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Bazı hak dostları kanâati; belâ ve musibetlere, ibadet ü tâate karşı sabır nev’inden farklı bir sabır türü olarak ele almış ve hayvânî, cismânî, nefsânî arzulara karşı iradenin hakkını verip, devrilmeme, eğilmeme, hep dik durma şeklinde yorumlamışlardır ki; bu anlayışa göre kanâatin, meşrû dairedeki zevk ve lezzetlerle iktifâ edip, haramlara karşı hemen her zaman kapalı kalma şeklinde olanına “iffet”; başa çıkılmaz ve aşılmaz gibi görülen dâhiyeleri aşma istikametinde sergilenen performansa “şecaat”; şiddet, hiddet ve öfkesini bastırma konusundaki azim ve kararlılığa “hilm”; iç içe değişik sıkıntılarla kuşatılıp muzaaf ızdırarlar yaşadığı demlerde dahi paniğe kapılmadan dimdik durabilmeye “irade gücü ve vicdan enginliği”; yeme, içme ve sâir levâzımât-ı beşeriye konularında fuzûliyattan kaçınıp hep itidal içinde bulunmaya da “zühd” demişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Kanâat dünyaya karşı müstağni davranmanın yanında, diğer taraftan Allah rızasını kazanma mevzuunda da ölesiye ciddi bir hırs göstermek demektir. Zira hırsın caiz olduğu bir alan varsa o da Allah rızasını kazanma ve sebepler planında nam-ı celil-i ilâhîyi ilan etme hırsıdır. Evet, yeryüzündeki herkese, ulûhiyet hakikatini -tabiri caizse- mahiyet-ü nefsi’l-emriyesine uygun olarak tanıtma imkânı doğsa, herkese Efendimiz’i sevdirme, Kur’an-ı Kerim ve Müslümanlığı gerçek hüviyet ve güzelliğiyle duyurma imkânı yakalansa, yine de i’la-yı kelimetullah ve irşad mevzuunda doyma bilmeyen bir arzu ile “Acaba göklere ulaşabileceğimiz bir merdiven var mı?” demeliyiz. Evet, böyle bir durumda bile, “Acaba göklerde sesimizi duyurabileceğimiz ifritler, gulyabaniler, cinler, şeytanlar var mı? Varsa onlara da sesimizi duyurabilir miyiz?” arayışı içinde olmalıyız. Her ne kadar bu hedeflere ulaşma istikametinde ortaya konan teşebbüsler, yalnız bir vesile, bir sebep olsa da bizlerin sebeplere riayette böyle şedit bir hırsa sahip olması gerekir. Elbette ki, anlatılanları kabul ettirme Cenab-ı Hakk’a aittir. Ancak bize düşen vazife ölesiye bir arzu ve hırsla bu vazifeyi yerine getirmek olmalıdır. (14:51)&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Hazreti Pir-i Mugan bir yerde, eğer ‘İmam Rabbânî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır.’ diye ziyaretine bir davet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğini ifade eder. O halde binlerce Faruk-i Serhendilerle muhat Hazreti Muhammed Mustafa’yı (aleyhissalâtü vesselâm) görmek için biz niye acele etmiyoruz? Bizde bu mevzuda çok ciddi bir iştiyak olmalı. Biz sadece Allah “gel” demediği için burada kalmaya katlanıyoruz. Evet, bizim için dünyada yaşama bir katlanmadır. Bu sebeple bizim mülahazamız şudur: “Ben, bu eracif yığınına katlanıyorum. Beni burada talimgâh için asker yapan, kışlaya sevk eden ve tezkeremi verecek olan da O olduğu için, bana tezkeremi kendi rızasıyla vermeden benim tezkere arzusuna kapılmam, O’nun rızası hilafına hareket etmem demektir. Bu da O’na karşı bir saygısızlık olur.”&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Rahmetlik Ahmet Feyzi vefat ettiğinde Ali Rıza ve Sacit Beyler yüzünü açıp bakmışlar ve bana “vallahi hocam, gülüyordu” demişlerdi. Cenaze namazını ben kıldırmıştım. Aramızda da ciddi bir dostluk vardı. Buna rağmen yüzünü açıp o güzel cemaline bakmadığıma hep üzülürüm. O, kalb sektesinden vefat etmişti. Bilirsiniz, kalb sıkıştırınca insanın yüzünde takallüs ve ekşimeler olur. Buna rağmen kim bilir kendisine ne gösterilmişti ki o, gülüyordu. Çünkü o kıymetli insan, hayatını Kur’an çizgisinde, düşüncede istikameti bulma yolunda geçirmişti. “Bir yerde durayım da, gelsinler etrafımda halakalar oluştursunlar” gibi en küçük çapta bir iddiası olmamıştı; olmamıştı ve hayatını işte böyle bir beklentisizlik içinde geçirmişti.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;Çok büyük olmalı, büyüklüğe ait sıfatları istemelisiniz; ama aynı zamanda Allah’ın size kendinizi büyük göstermemesini talep etmelisiniz. “Allahım bana enbiyâ-yı izâma yakışır bir iffet, bir ismet, bir hikmet, bir fetanet, bir akıl, bir mantık ve bir iz’ân lutfeyle. Fakat, beni kendime her zaman bir kapıkulu gibi göster. Gözümün bir ucuyla bile bir hakikate aşinaymışım gibi bir halle beni imtihan etme!..” demelisiniz. Kerametler, keşifler, zevkler, uçmalar, insanların içlerini okumalar, firasetle çehrelerde bazı şeyleri çözmeler... bunları kat’iyen istememeli; ancak imanda derinlik dilemelisiniz. Evet, insanın bir taraftan meâliye talip olması, fakat diğer taraftan da tutulmasa gayyaya yuvarlanacakmış, esfel-i safilinin kenarındaymış gibi kendisine bakması mü’min hayatıyla alâkalı ama lüzumlu bir çelişkidir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; text-align: justify; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; "&gt;&lt;a href="http://tr.fgulen.com/content/view/19545/26/"&gt;http://tr.fgulen.com/content/view/19545/26/ &lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-6433444805643252339?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/6433444805643252339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=6433444805643252339&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6433444805643252339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6433444805643252339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/07/bitip-tukenme-bilmeyen-bir-hazine.html' title='Bitip Tükenme Bilmeyen Bir Hazine: Kanâat'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-112696207830674967</id><published>2011-07-15T18:47:00.000+03:00</published><updated>2011-07-15T21:56:55.280+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadet'/><title type='text'>Beraat Kandili Hakkinda...</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: justify;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mübarek Gecelerimiz Kandiller&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yunus Gülendam&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yeni Umit, Sayi 49&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman ve mekânlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah’ın dilemesinden alırlar. Bu İlâhî dileme ise varlıklar için binbir maslahat ve hikmetler içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar ve o mekânları dolduran kıymettar mekînler de, içinde bulundukları zaman ve mekâna değer kazandırmışlardır. İslâm’da mübarek zaman dilimlerinin kudsiyeti de meşiet–i İlâhî’den geldiği için, Müslümanlara sonsuz feyz ü bereketin nüzulü için birer vesile olmaktadırlar. Mübarek ay, gün ve geceler, İslâm’ın şeairindendir; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, feza–yı âlem ve bütün varlıklar1 bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedir. (2) Âyet veya hadîslerin, kutsallığını tespit ettiği ve Mü’minlerin de yüzyıllardan beridir kutladığı bu mübarek ay, gün ve geceler, senenin içine dağılmış vaziyette bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sas)’in hicretini esas alan ay takvimine göre Recep, Şaban ve Ramazan ayları öncelikli olan kutsal aylardır. İslâm toplumunda bu aylara Şühûr–u Selâse (Üç Aylar) denilmiştir. Eşhürü’l–Hurum (Haram Aylar) ise Muharrem (ki senenin ilk ayıdır), Zilkade, Zilhicce ve Recep aylarıdır. Mübarek günlere gelince: Hicrî Yılbaşı, Aşûre Günü, Arafe Günü, Ramazan ve Kurban Bayramları, Cuma Günleridir. Bu yazıda kutlu zaman dilimleri içinden yalnızca kandil geceleri üzerinde durulacaktır.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BERAAT KANDILI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç ayların ikincisi olan Şaban ayının on beşinci gecesidir. Berâat gecesinde, beşerin kader programı nev’inden bir İlâhî icraat yapıldığı için, bu gece Kadir gecesi kudsiyetindedir; ve bütün senenin bir çekirdeği hükmündedir. (42) Bu gece mahlukatın bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, ihya veya imate edileceklerine, ecellerine ve hacıların adetlerine dair Allah tarafından meleklere malumat verileceği beyan olunmaktadır. (43)&lt;br /&gt;Beraat, “iki şey arasında ilişki olmaması; kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir. Sahih hadîslerin beyanına göre: Şaban ayının on beşinci gecesi tevbe eden mü’minler, Allah’ın afv ü mağfireti ile günahlarından ve dolayısıyla Cehennem’den berâat edecekler, kurtulacaklardır. Şaban’ın ortasındaki geceye Berâat isminin dışında; mâ'nen verimli, feyizli, bereketli ve kutsi bir gece olduğu için Mübarek Gece; iyi değerlendirildiği takdirde günahlardan arınma ve suçlardan temize çıkma imkânı taraf–ı İlâhî’den verildiği için Sâk (Berâat, Ferman, Kurtuluş Belgesi) Gecesi; Lutf u ihsanı aşkın, afv ü merhameti engin olan Allah’ın ikram ve iltifatlarına erişildiği için de Rahmet Gecesi de denilmiştir. (44)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berâat gecesinin mübarekiyet ve hususiyeti hakkında sahih hadîs–i şerîflerden bir–ikisi şöyledir: “Allah Tealâ, Şaban ayının onbeşinci (Berâat) gecesinde –rahmetiyle– dünya semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi'nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder.” (45) Başka bir rivayete göre de Hz. Peygamber: “Şaban’ın ortasındaki (Berâat kandili) geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuştur. (46) Bir diğer hadîste ise, Berâat kandilinde yapılacak duaların geri çevrilmeyeceği müjdesi verilmiştir. (47)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid–i Aksa’dan Mekke’deki Kabe–i Muazzama istikametine çevrilmesinin Hicret'in ikinci yılında Berâat gecesinde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı müfessirler “Biz Onu (Kur'ân’ı) kutlu bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz çevirenleri uyarırız. O öyle bir gecedir ki, her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile o zaman yazılıp belirlenir.”(48) âyetinde belirtilen gecenin Berâat gecesi olduğunu söylemişlerdir. İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre ise bu gece Kadir gecesidir. Çünkü diğer âyetlerde Kur'ân’ın Ramazan ayında (49) ve Kadir gecesinde (50) indiği açıkça bildirilmektedir. Bu takdirde Kur'ân’ın tamamının Berâat gecesi Levh–i Mahfuz’dan dünya semasına indiği, Kadir gecesinde de görevli kâtipler tarafından istinsah edilip, âyetlerin Cebrail tarafından Efendimiz (sas)’e peyderpey indirilmeye başlandığı şeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır ki bazı müfessirler bu görüşü benimsemişlerdir. (51)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı âlimlere göre: Berâat gecesi, emirlerin Levh–i Mahfuz’dan istinsahına başlanır, kâtip melekler bu geceden, gelecek seneye müsaadif ayın geceye kadar olacak olan vak’aları yazar ve bu işler, Kadir gecesi bitirilir. Rızıklarla alâkalı defter Mikail (as)’e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili defter Cebrail (as)’e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün sahibi ve büyük melek olan İsrafil (as)’e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)’e teslim olunur. (52) Rasûlulllah (sas): “Allah Tealâ tüm şeyleri Berâat gecesinde takdir eder. Kadir gecesi gelince de bu şeyleri sahiplerine teslim eder.” buyurmuştur. Berâat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir gecesinde ise hayır, bereket ve selametle alâkalı işler takdir edilir. Kadir gecesinde sayesinde dinin güç–kuvvet bulduğu şeylerin takdir edildiği; Berâat gecesinde ise, o yıl ölecek olanların isimlerinin kaydedilip ölüm meleğinin teslim edildiği de söylenmiştir. (53)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm kaynaklarında Berâat gecesinde beş hasletin varlığından bahsedilmektedir: 1– Her önemli işin bu gecede hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır. 2– Bu gece yapılan ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur'ân'ların, yapılan dua ve zikirlerin, tevbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan oruçların fazileti çok büyüktür. 3– İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir. 4– Mağfiret (bağışlanma) gecesidir. 5– Rasul–i Ekrem’e şefaat hakkının tamamı (şefaat–ı tamme) bu gece verilmiştir. (54)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece her tarafı kaplayan rahmet, merhamet ve lütuftan tevbe etmedikleri takdirde şu kimseler istifade edemezler: 1– Allah’a ortak koşanlar. 2– Kalpleri düşmanlık hisleriyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler. 3– Müslümanların arasına fitne sokanlar. 4– Akraba bağını koparanlar. 5– Gurur ve kibir sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler. 6– Anne ve babalarına isyanda devam edenler. 7– Devamlı içki içenler. (55)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber’in Şaban ayına ve özellikle bu ayın içindeki Berâat gecesine ayrı bir önem vererek onu ihya ettiğine dair diğer rivayetleri göz önüne alan çoğu âlimler bu geceyi namaz kılarak, Kur'ân okuyarak ve dua ederek geçirmenin çok büyük sevaba vesile olacağını söylemişlerdir. Berâat gecesi kılınacak namaza Salâtü’l–Hayr/Hayır Namazı denilmiştir. Bu namaz bir çok rivayete göre yüz rek’attir. Her rek’atinde fatiha suresinden sonra on (veya on bir) kere ihlas suresi okunur. (56) Bir rivayet göre ise on rek’attir; ve her rek’atinde fatiha’dan sonra yüz İhlas suresi okunur. (57)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bediüzzaman Hazretleri talebelerine yazdığı bir Berâat Kandili tebriğinde bu gecenin değeri ve değerlendirilmesi ile alâkalı şöyle demektedir: “Elli senelik bir manevî ibadet ömrünü ehl–i imânâ kazandıran Leyle–i Berâatınızı ruh u canımızla tebrik ederiz.” (58) “Bu gelen gece olan Leyle–i Berâat [Berâat Gecesi], bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat–ı beşeriyenin [insanlığın kaderinin] programı nev’inden olması cihetiyle, Leyle–i Kadrin kudsiyetindedir. Herbir hasenenin [salih amelin] Leyle–i Kadir’de otuzbin olduğu gibi; bu Leyle–i Berâat’ta herbir amel–i sâlihin ve her bir harf–i Kur’ân’ın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, Şuhur–u Selâsede [Üç aylar] yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâlî–i meşhûrede [meşhur geceler], onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'ân’la ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır. (59)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-112696207830674967?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.yeniumit.com.tr/konu.php?konu_id=208&amp;yumit=bolum2' title='Beraat Kandili Hakkinda...'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/112696207830674967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=112696207830674967&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/112696207830674967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/112696207830674967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2005/09/beraat-kandili-hakkinda.html' title='Beraat Kandili Hakkinda...'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-1116605909214899421</id><published>2011-06-28T03:01:00.001+03:00</published><updated>2011-06-29T03:18:35.454+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='musiki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Mirac Kandiliniz Mubarek Olsun</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe width="500" height="400" src="http://www.youtube.com/embed/-9k2HwyALXU?rel=0" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe width="500" height="400" src="http://www.youtube.com/embed/4esKm-Gyu5M" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-1116605909214899421?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/1116605909214899421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=1116605909214899421&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1116605909214899421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1116605909214899421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/06/mirac-kandiliniz-mubarek-olsun.html' title='Mirac Kandiliniz Mubarek Olsun'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/-9k2HwyALXU/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-1938806949997705939</id><published>2011-06-20T01:57:00.002+03:00</published><updated>2011-06-23T17:51:47.064+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasavvuf'/><title type='text'>Dünya Durulmaz'la tasavvuf ve edebiyat ufkumuza bir yolculuk</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(79, 79, 79); line-height: 16px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://www.sadikyalsizucanlar.net/images/haberresim/dunyadurulmaz.jpg" border="1" alt=" " hspace="6" width="170" height="246" align="left" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma; font-size: 11px; "&gt;&lt;b&gt;Hatice  EĞİLMEZ KAYA&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma; font-size: 11px; "&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(79, 79, 79); line-height: 16px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadık Yalsızuçanlar, genellikle anlatmaya dayalı edebi türlerde eserler vermeyi tercih eden bir yazar özelliği gösteriyor. Bununla birlikte sanatçının inceleme ve değerlendirme eksenli yazıları da mevcut. Dünya Durulmaz, yazarın fikir ve edebiyat ufkumuzun önemli şahsiyetlerine dair nüansları vurguladığı bir eseri… Ferfir yayınları tarafından 2010 yılında yayımlandı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(79, 79, 79); font-size: 11px; line-height: 16px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dünya Durulmaz’da Sadık Yalsızuçanlar, Pir Sultan Abdal’ın ‘Pir Sultan Abdal’ım dünya durulmaz’ mısraından yola çıkmış. ‘Dünya bir gölgeliktir’ düsturuna vakıf bir yazar olan Sadık Yalsızuçanlar dünyaya geldiğimiz gibi gidebilmeyi kâr sayanlardan… Dünya bu anlamda bir köprü özelliği de göstermektedir. Pir Sultan Abdal da aslında şunu kastetmektedir: Dünyada cemal ve celal birbirine karışık biçimde varlık göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu anlamda insan nesli dünyanın hem güzelliği karşısında hayrandır, hem de onun çilelerinden ve cilvelerinden yorulmaktadır. Bir zaman sonra bambaşka, aynı zamanda da sonsuz bir yaylaya göç fikrinden rahatsız olmamaktadır. Dünya Durulmaz’da hal diliyle ve kelamın incelikleriyle dünyanın geçiciliği mesajı verilmektedir. Dünya her haliyle bir köprü gibidir. Orada durulmaz, yerleşilmez; geçip de gidilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aklı erenler bilir ki yol menzilin aynasıdır. Kişi nereye varmak istiyorsa ona layık bir yol bulmalıdır. Yazara göre yol kadar niyet de önemlidir. Bizler yolumuzu ve nasıl bir menzile varacağımızı üç aşağı beş yukarı kestirebiliriz. Bu uğurda gösterdiğimiz çaba, hatta bundan çok daha önemli olarak sahip olduğumuz niyeti düzgün tutmalıyız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eserde aşk sözcüğü anahtar özelliği taşıyan kavramlardan birisi… Yazarın penceresinden aşk, ‘kıyısız denize katılıp bir katre iken umman olmak’tır. Bilgeliğe meyilli kimseler için aşk sonradan olanın önceden olana kavuşma çabasının genel adıdır. Bu anlamda kainatın var olma amacı da evvelinde budur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadık Yalsızuçanlar Dünya Durulmaz’ı Horasan erenlerinin, Anadolu dervişlerinin ortak dili olan ‘irfanî gelenek’le kaleme almış. Bu ‘irfanî gelenek’ kaynağını ‘Hakikati Muhammediye’den almaktadır. İrfani gelenek Peygamberimizin ‘Adem su ile balçık arasında iken ben peygamberdim’ buyurarak beyan ettiği hakikattir ki bütün bir irfanî geleneğimiz kaynağını buradan almaktadır. Mesela, aslı sudan yani Hazreti Muhammed’in temiz ve kutlu ev halkından gelen Hacı Bektaşı Veli’den söz ederken yazar Yesi’nin bereketli topraklarından esen bir rüzgâr olarak değerlendirir. Onun gül kokusunun hüviyeti Efendimiz’in nurundan gelmektedir. Aynı özellik ‘Yort savul’ diyenYunus Emre’ye, ‘Dünya durulmaz’ diyen Pir Sultan Abdal’a, ‘gönül dokuyan bir bilge’ olan Nakşibendi’ye de aittir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türk aydını yüzyıllardır Doğu- Batı kıskacında yaşıyor, hissediyor ve düşünüyor. Hâlâ karar veremedi onlar, biz nereliyiz. Bu ikilemi gönlüyle Doğu’da aklıyla Batı’da bir adamın, Hasan Ali Yücel’in şahsında vurgulamakta yazar. Hasan Ali Yücel’in ‘Hakikat aşkına ermek diledim / Hayret şarabından iç, dedin bana / senden duyduğumu sana söyledim / Bu kuru sözlerden geç, dedin bana’ dörtlüğü anımsatılıyor okuyucuya. Bu dörtlük Yunus Emre’ye hitaben yazılarak tasavvuf geleneğimizin devamını müjdelemektedir. Zaten Doğu- Batı gerilimi de Sadık Yalsızuçanlar’a göre geçtiğimiz yüzyılda kalmıştır. Hakikat şudur ki: Doğu da Batı da Allah’ındır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yazar Dünya Durulmaz’da oldukça geniş bir yelpazeden sanatçı ve düşünür üzerinde durmuş. Lale Müldür, Bilge Karasu, Kemal Tahir, Hacı Bektaşı Veli, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Naim Tirali, Sezai Karakoç, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Oğuz Atay, İlhan Berk, Pir Sultan Abdal gibi isimler bunlardan bazıları. Böylesi farklı renkler bir araya getirilerek Anadolu fikir mozaiğinin muhteşem yapısı gözler önüne serilmiş. Sen ben değil, bir diyebilmenin erdemi hatırlatılmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsan sevgisi ve ‘biz olabilmek’ kavramlarını ‘cümle yaratılmışın birliği’ olarak değerlendiren Sadık Yalsızuçanlar ilahi kaynaklı bir muhabbetle düşünmekten, yaşamaktan ve de hissetmekten yana kullanmıştır reyini. Ona göre muhabbet her şeyden önce bir varlıktır. Varlığın nedeni muhabbettir. Muhabbetin nedeni ise Muhammed’dir. ‘Muhammed’den muhabbet oldu hasıl / Muhammed’siz muhabbetten ne olur hasıl’ diye özetlenen bir haldir bu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dünya Durulmaz’dan edinilen önemli fikirlerden birisi varlığın ve ilmin kaynağının muhabbet olmasıdır. Hum; sevme, severek bilme ve tatma anlamındadır. Hum’un tam karşılığı aşk, muhabbet ve şevktir. Âşığı menzile ulaştıran çabasından çok aşkı ve şevkidir, aynı zamanda da sevdiği varlığın rahmetidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsanlık müthiş bir hızla ‘modernleşme’ çabasında. Bu çabanın altında yaşanan hengame birçok insani değerin hayatımızdan çekilmesine yol açtı. Modernlik belirli bir çürümeyi beraberinde oluşturdu kuşkusuz. Dünya Durulmaz, bu çürümeden de söz ediyor. ‘Yeni vakitler’e çıkmamız gereğini hatırlatıyor. Bu vakitlere ancak ve ancak okuyup yazarak, maddi manevi her şeye dervişane bakarak yaklaşacağız elbette.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Nefsin hileleri ile baş başa bir ömür geçiriyoruz dünya sürgünümüzde… Sezai Karakoç’un sözünü ettiği sürgün işte tam olarak budur. ‘Deni’ desek de aşağıların en aşağısı bilsek de çoğu kez dünyayı, nefsimizin müthiş hileleri yüzünden yanılırız. Oysa Sadık Yalsızuçanlar okuyucuya kendisine ve başkalarına acı vermeden yaşayabilmesini, bunun için de toplumsal ve ahlaki bir ideale sahip olmasını salık veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ölmeden önce ölebilmeyi insan olmanın koşulu olarak veren bir Peygamberin ümmetiyiz. Nedir ölmeden önce ölebilmek? Bir tenhaya çekilip münzevi hayatı yaşamak mı? Hayır. Bilakis tam da ortasında yaşayıp insanların onlardan farklı bakabilmektir var olan her şeye. Dünya Durulmaz’da ölmeden önce ölebilmenin faziletleri üzerinde de duruluyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dünyaya tertemiz gelen insan eğer Hakk’ın divanına bu halini kirletmeden varabilirse büyük bir nimettir. Bu nimet de Mevla’nın esirgemesiyle olabilecektir. Dünya Durulmaz’da Sadık Yalsızuçanlar birçok kemal ehlinden söz ederek bu temenniyi dile getirmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(79, 79, 79); font-size: 11px; line-height: 16px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;           &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;color: rgb(79, 79, 79); line-height: 16px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; margin-top: 1em; margin-right: 0px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 12px; font-weight: normal; text-indent: 6px; "&gt;&lt;a href="http://www.sendeyaz.net/Yazi/55403/dunya-durulmazla-tasavvuf-ve-edebiyat-ufkumuza-bir-yolculuk.html" target="_blank" style="color: rgb(204, 0, 0); text-decoration: underline; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;http://www.sendeyaz.net/Yazi/55403/dunya-durulmazla-tasavvuf-ve-edebiyat-ufkumuza-bir-yolculuk.html&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 1em; margin-right: 0px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-indent: 6px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 16px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;a href="http://www.sadikyalsizucanlar.net/ne-dediler-/dunya-durulmazla-tasavvuf-ve-edebiyat-ufkumuza-bir-yolculuk.html"&gt;http://www.sadikyalsizucanlar.net/ne-dediler-/dunya-durulmazla-tasavvuf-ve-edebiyat-ufkumuza-bir-yolculuk.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;margin-top: 1em; margin-right: 0px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-indent: 6px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-1938806949997705939?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/1938806949997705939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=1938806949997705939&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1938806949997705939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1938806949997705939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/06/dunya-durulmazla-tasavvuf-ve-edebiyat.html' title='Dünya Durulmaz&apos;la tasavvuf ve edebiyat ufkumuza bir yolculuk'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-112353275794853285</id><published>2011-06-02T01:21:00.000+03:00</published><updated>2011-06-02T19:03:15.170+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadet'/><title type='text'>Regaib Kandiliniz Mubarek Olsun</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;"Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir." (Tevbe Suresi, 128)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur kİ, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Allah Teâla'nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir. Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah (s.a.v)'e hamile olduğunu anladığıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua ederr, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu aylara "Çok sevaplı ibadet ayları" diyen Bedüzzaman şöyle işaret ediyor :"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar." (Şualar, 416)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandili vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kaynak: Biriz Biz Sitesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-112353275794853285?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/112353275794853285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=112353275794853285&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/112353275794853285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/112353275794853285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2005/08/regaib-kandiliniz-mubarek-olsun.html' title='Regaib Kandiliniz Mubarek Olsun'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-112362640504446336</id><published>2011-06-01T22:24:00.000+03:00</published><updated>2011-06-02T19:05:21.966+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadet'/><title type='text'>Üç Aylar Geldi, Hoş Geldi!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: verdana;"&gt;Üç aylar deyince hemen aklımıza, mübarek bir zaman dilimi gelir. Bu aylar, Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır. En kıymetli ay, 1000 ayın (yaklaşık 84 yıllık ömrün) meyvesini, sevabını ve faziletini içinde barındıran Kadir gecesinin bulunduğu Ramazan ayıdır. Dolayısıyla, Receb ve Şaban ayları, bu en faziletli ay ve gece için birer hazırlık mahiyetindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, hem günahlarımızdan arınalım, hem de kalb ve ruh dünyamızda inkişaflar yaşayarak yeni yeni manevi alemlere açılalım diye bizlere bazı fırsatlar vermiştir. Cuma günü, bayram günleri ve üç aylar da bu fırsatlardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç aylar, bırakmak istediğimiz kötü adetlerimizi bırakma, kazanmak isteyip de bir kazanamadığımız güzel hasletleri kendimize mal etme adına sunulmuş bir imkândır. Çünkü bu aylarda, herkes derecesine göre eline diline sahip olmaya, gönlünü kin, nefret ve düşmanlıklardan arındırmaya çalışır. Böyle bir ortamda, insanın kendini kontrol etmesi daha kolay olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötülüklerden tamamen arınmak ve güzel hasletleri tabiatımızın bir yanı haline getirmek için belli bir süre gerekir. Büyüklerimiz bu süreyi, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hadislerinden yola çıkarak asgarî 40 gün olarak tayin etmişlerdir. Dolayısıyla, 90 günü içinde barındıran üç aylarda, kendimizi iki defa 40’ar gün deneme imkânına sahibiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç aylar kalp ve gönülle yaşanması gereken aylardır. Bu ayda herkesin alacağı bir nasib vardır. Dolayısıyla da hiç kimse ümitsizliğe kapılmadan, gönlünü, sinesini bu ayda yağacak nimet yağmuruna açmalı ve şükürle coşmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ayının başında kutlanan Regâib gecesi, ayların sultanı Ramazan Ayı’nın bir müjdecisidir. Manevi alemlere açılmak için bir provadır. Yirmi küsur gün sonra gelen Mirac, gök kapılarının açılmaya başlamasını temsil eder. Beraat ise bu kapıdan gelecek olan kurtuluş müjdeleriyle gönüllerimize seslenir. Kadir gecesine gelince, üç aydan beri rahmet, lütuf ve mağfiret kapılarını vuran kadirşinas dilencilere, bu kapıların ardına kadar açılması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aylarda, bol bol tevbe ve istiğfarda bulunulmalı, Kur’an’la daha fazla meşgul olunmalı, nafile ibadetlere hız verilmeli, kaza namazları kılınmalı, duaya çok ehemmiyet verilmeli, adeta bütün saniyelerimiz dua ve istiğfarla süslenmelidir. Ayrıca, muhtaçlara, öğrencilere, hastalara, yaşlılara ve Allah yolunda hizmet edenlere yardım ve dualarımızı esirgememeli, ayların Sultanı Ramazan ayına, onların da mutlu bir şekilde girmelerini temin etmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç aylar başladığında Peygamber Efendimiz şöyle dua etmiştir. “Allahım, Receb ve Şaban’ı hakkımızda maddi manevi berekete vesile eyle ve bizi Ramazan ayına ulaştır. Amin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, üç aylardan en üst derecede istifade eden ve Ramazan Bayramına ulaştığında büyük bir manevi kârla sevinen kullarından eylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: hikmet.net&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-112362640504446336?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/112362640504446336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=112362640504446336&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/112362640504446336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/112362640504446336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2005/08/aylar-geldi-ho-geldi.html' title='Üç Aylar Geldi, Hoş Geldi!'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-2648206745557311500</id><published>2011-03-11T06:01:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T06:08:38.825+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Hadis Âşığı Bir Felsefeci: Babanzâde Ahmed Naim Bey</title><content type='html'>&lt;div style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: dotted; border-bottom-color: rgb(246, 246, 246);"&gt;Doç. Dr. Hüseyin Hansu &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;Yeni Umit Dergisi&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;Ocak-Subat-Mart 2011&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: rgb(51, 51, 51); line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: rgb(51, 51, 51); line-height: 19px; "&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=91&amp;amp;konu_id=1426&amp;amp;yumit=bolum2" style="color: rgb(0, 0, 0); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: dotted; border-bottom-color: rgb(246, 246, 246); text-decoration: inherit; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img title="Sesli Versiyon" src="http://www.yeniumit.com.tr/css/gfx/dinle.gif" alt="Sesli Versiyon" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="renk3" style="color: rgb(117, 79, 9); font-weight: bold; "&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Sesli Dinle&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify; line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim, Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuri­yet’in ilk yıllarında yaşamış mütercim, felsefeci ve yazardır. 1872 yılında babasının görevli olarak bulunduğu Bağdat’ta doğdu. İlköğrenimini Bağdat’ta gördükten sonra İstanbul’a geldi ve daha sonraki hayatını burada geçirdi. Galatasaray Lisesi ve Mülkiye Mektebi’ni bitirdi. Hâriciye Nezareti’nde mütercim olarak göreve başladı. Daha sonra Maarif Nezareti’ne geçti ve burada çeşitli görevlerde bulundu. 1914–1933 yılları arasında Dârülfünûn’da felsefe dersleri hocalığını yaptı. 1919 yılında Dârülfünun’a rektör oldu. Bir süre a’yan azalığı yaptı. 1933’te yapılan üniversite reformuyla görevine son verilen Ahmed Naim, “Felsefe Dersleri”, “Mebadi-i Felsefe’den İlmu’n-Nefs” ve "Mantık" adlı telif ve tercüme eserleriyle, felsefe sahasında değerli bir mütercim ve felsefeci olarak tanınmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Bu yazıda; Ahmed Naim’in üstlendiği resmî görevler ve esas sahası olan felsefeciliğinden ziyade1, hayatının resmî olmayan yönü, fikirleri, ahlâkî yapısı ve özel bir ilgi duyduğu İslâmî ilimlerdeki gayretleri üzerinde durulacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim, birçok ilim, sanat ve devlet adamı yetiştiren ünlü Babanzâdeler ailesine mensup Mustafa Zihni Paşa’nın oğludur. Zihni Paşa Osmanlı’nın son döneminde Irak, Yemen, Antalya, Bolu mutasarrıflıkları gibi önemli görevlerde bulunmuş bir devlet adamıdır. Hâli vakti yerinde bir ailenin çocuğu olduğu için Naim Bey, iyi bir eğitim almıştır. Dönemin itibarlı okullarından Galatasaray Lisesi ve Mülkiye Mektebi gibi modern eğitim veren okullarda okudu. Kardeşleri İsmail Hakkı, Hüseyin Şükrü ve Hikmet de Hukuk veya Mülkiye’den mezun oldular. Dönemin düşünce ve siyaset hayatında önemli yerlerde bulunmuş olan bu ailenin fertleri arasında dindarlığı ile tanınan sadece Ahmed Naim’dir. Eski İttihatçılardan olan İsmail Hakkı 1910’da Maarif Bakanlığı yapmıştır. Gazeteci yazar olan Şükrü Baban (ö. 1959) ise hukuk fakültesinde öğretim üyeliği yapmıştır. Babanzâde ailesinin en küçüğü, Hikmet Baban’dır ve nesil, onun oğlu Cihat Baban’la (ö. 1984) devam etmiştir. Gazeteci ve yazar olan Cihat Baban çeşitli dönemlerde CHP’den milletvekili olmuş, 1960 ve 1980 darbe hükümetlerinde bakanlık yapmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Klâsik medrese öğrenimi görmeyen Ahmed Naim’in ilk dinî eğitimini nereden aldığına dâir bir bilgiye sahip değiliz. Ancak onun daha lise yıllarından itibaren ibadetine düşkün olduğu, devre arkadaşlarının anılarında dile getirilmiştir. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenciliğini anlatan Erişirgil, çalışkan ve çok terbiyeli bir öğrenci olan Ahmed Naim’in, Fransızca ve Arapçasının çok iyi olmasıyla ve genç yaşlarından itibaren ibadetlerine olan düşkünlüğüyle tanındığını belirttikten sonra şöyle der: “Kafasını öyle yapmıştı ki, şüphe denen nesne orada yaşayamazdı. Ona göre her şey ya ‘nass’ idi ya ‘hiçbir şey...’ ” 2&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Arapçayı Hacı Zihni Efendi’den (1845–1913) öğrenmiştir. Daha sonra yaptığı tercümeler ve bazı dostlarıyla yaptığı okumalar sayesinde Arapçasını ileri bir seviyeye getirmiştir. Yazı hayatına Arapça ve Fransızcadan yaptığı tercümelerle başlamıştır. Arap edebiyatından seçtiği edebî parçaların tercümelerini, Servet-i Fünûn mecmuasında yayımlamıştır. Fransızcadan yaptığı felsefî eserlerle ilgili tercümeleri ise Dârülfünun Edebiyat Fakültesi mecmuasında yayımlamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim, dönemindeki fikir akımlarından İslâm­cılık görüşünü benimsemiştir. Bu akımın yayın organlarından olan Sırât-ı Müstakîm ve Sebîlurreşâd mecmualarında özellikle İslâm dinine yönelik saldırı ve eleştirilere karşı pek çok ilmî makale yazmıştır. Yazı ve kitaplarıyla Batıcılık ve ırkçılığa karşı İslâm akidesini ve birliğini savunmuştur. Özellikle saldırı niteliği taşıyan yazılara cevap verirken, “Müdafaat-ı Diniyye = Dini Savunma” başlığını kullanmıştır. Çok evlilik, tesettür, din ve devlet ayırımı gibi konularda yazılar yazmıştır. Bu bağlamda Hüseyin Cahid, Tevfik Fikret, Ahmed Emin, filozof Rıza Tevfik gibi Batıcılarla kalem kavgaları vardır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Dinî muhtevalı yazılarında İslâm inanç esaslarını anlatırken, İslâm dininin akla ve mantığa uygun olduğu, ilerlemeye engel olmadığı tezini işlemiştir. Bu arada dinde yapılmak istenen modernist yorumlara şiddetle karşı çıkmıştır. İslâm toplumunda ortaya çıkan problemlerin çözümünün Kur’ân ve Sünnet’te aranması gerektiğini savunmuştur. İyi derecede Fransızca bilen bir felsefeci olmasına rağmen Batı uygarlığına karşı temkinli davranmıştır. Avrupa’nın ilim ve fennini alırken, kendi kültür ve değerlerimizi korumak gerektiğini belirtmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Siyasî yazılarının temelini İslâm birliği ve kardeşliği oluşturur. Bu çerçevede Arapçılık ve Türkçülük akımlarına yazılarıyla karşı çıkmış; ırkçılığın dinî ve siyasî açıdan tehlikeleri ve zararlı sonuçları üzerinde durmuştur. “İslâm’da Davayı Kavmiyet” adlı eserinde ırkçılığın İslâm’a aykırı oluşunu ve tehlikeli sonuçlarını uzun uzun açıklamıştır. Bu konuda dönemin milliyetçi kalemleri Ahmed Ağaoğlu, Ziya Gökalp, Yahya Kemal Beyatlı gibi isimlerle polemikleri vardır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim, esas ihtisas alanı olan felsefede şüphesiz çok önemli çalışmalar yapmıştır. Ancak, onun en çok sevdiği ve ilgilendiği ilimler İslâmî ilimlerdir. Öyle ki arkadaşlarını tefsir, hadîs ve fıkha ait malumatına göre bilgili ve bilgisiz diye ayırırdı. Kelâm, fıkıh, tasavvuf ve İslâm düşüncesine dair yazıları bulunmakla birlikte, İslâmî ilimler alanında özellikle hadîse ilgi duymuştur. Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi bu alandaki en önemli eseridir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Aslında kendisi düzenli bir hadîs öğrenimi görmemiştir. İslâmî kültürün diğer sahalarında olduğu gibi hadîsi de şahsî gayret ve çalışmalarıyla öğrenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Hadîs ilmine olan ilgisinin tam olarak nasıl başladığı bilinmemekle birlikte, bu ilginin yazı hayatının ilk yıllarına uzandığı görülmektedir. 2. Abdulhamid döneminde yazdığı bir makalede hadîs-i şerîflere daha uygun olduğu için, mensubu bulunduğu Şafii Mezhebi’nin ilmî açıdan daha kuvvetli olduğunu savunan bir makale yazmıştır. 1908 yılında yayın hayatına başlayan Sırât-ı Müstakîm mecmuasına gönderdiği bir mektupta, fikren ve hissen ölmüş bulunan ümmetin yeniden dirilmesinin, hadîs ve Sünnet’le mümkün olacağını belirterek, mecmuanın bu konudaki yayınlara ağırlık vermesini tavsiye etmiştir. Hadîste uzman olmadığı hâlde hiç olmazsa tercüme yoluyla hizmete talip olduğunu belirtmiş ve ez-Zebîdî’nin Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh’ini vakit buldukça tercüme edip yayımlanmak üzere göndermek istediğini belirtmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;1908 yılında çeşitli mecmualarda yayımlanmaya başlayan hadîs tercüme ve yorumları 1925 yılına kadar devam etmiştir. Bu tercümeler, aynı zamanda hadîslerin medya yoluyla yayılmasında bir ilki oluşturmaktadır. Mecmualarda sadece hadîs tercümeleri değil, hadîs merkezli yazılar da yazmıştır. Ömrünün son yıllarını ise tamamen hadîs ilimlerine adamıştır. Bu sıralarda, şöyle dediği söylenir:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;“Hadîs tercümeleriyle meşgul olmaya başlayınca, ondan önceki vaktimi ne kadar zayi ettiğimi anladım. Bu iş dururken başka şeyle uğraşmak ne boş şeymiş! Büyük âlimlerin bu işe verdikleri ehemmiyetin sebebini de şimdi anladım.” 3&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Mecmualardaki hadîs tercüme ve yorumlarındaki başarısı, daha sonra ‘Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh’ hadîslerini tercüme işinin ona verilmesini sağlayacaktır. 1925 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Kur’ân-ı Kerîm’in tercümesi ve tefsiriyle birlikte bir hadîs kitabının tercümesi kararı alındığında, Mehmed Âkif’in tavsiyesiyle tercüme işi ona verilir. Âkif’e göre istenen şekilde bir tercüme Naim’den başka hiçbir babayiğidin harcı değildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim, tercüme işiyle resmen görevlendirildiğinde, 25 yıllık bir mütercimlik deneyimine sahipti. Bu deneyimine hadîse olan özel ilgisi de ilâve edilince, ortaya mükemmel denebilecek bir Buhârî tercümesi çıkmıştır. Asıl branşı felsefe olmasına rağmen, bu ilgisi sebebiyle daha çok hadîsçi olarak tanınmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim’in, bu tercümesinin bir özelliği de Sahih-i Buhârî’nin ilk Türkçe çevirisi olması ve ondan sonra yapılan tercümelere kaynaklık etmesidir. Çünkü onun zamanına kadar Buhârî, Türkçeye tercüme edilmemiştir. Deneyimli ve uzman bir mütercim olarak yaptığı tercümeler, alanında bir çığır açmıştır. Bu tarz, daha sonraki Kur’ân ve hadîs tercümeleri için bir örnek oluşturmuştur. Klâsik hadîs usulü kaynaklarındaki bilgileri başarılı bir şekilde özetlemiş, zaman zaman kaynak kritiği de yapmış ancak klâsik hadîs çizgisi içerisinde kalmaya özen göstermiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Hadîsçilerin rivayet metotlarını, “methode historique” denen tarih metodolojisi kurallarıyla mukayese ederek tarih tenkit kurallarının, hadîsçiler tarafından asırlarca önce sened ve metin tenkit kuralları adı altında başarılı bir şekilde uygulandığını göstermeye çalışmıştır. Ona göre hadîsçilerin geliştirdikleri metotlar güvenilir ve yeterlidir. Dolayısıyla hadîs tashihinde onların değerlendirmelerine bağlı kalmak gerektiğini savunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim; vahiy, mucize, melek, cin, isra ve mi’rac gibi duyularla algılanamayan konularla ilgili hadîsleri izah ederken, günün modasına uyarak onları rasyonelleştirme gayreti içinde olmamıştır. Ona göre akıl her zaman imkân sahasının sınırlarını belirleyemez, dolayısıyla tarihte olduğu gibi bugün de imkânsız gibi görünen şeylerin zamanla gerçek diye ortaya çıkabileceğini, zamanındaki keşif ve icatlardan örnekler vererek açıklamıştır. Bu yüzden açıklamalarında, hadîsleri çağdaş bilimin verilerine uydurma gibi bir gayret içerisinde olmamıştır. Zaman zaman müspet ilimlerin verileriyle bazı gaibî konuları telife çalışır; ancak asla zorlama yorumlarda bulunmaz. Böyle durumlarda tercihini hadîsten yana koymuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ona göre, İlâhî kitapların gayesi, insanların akıl ve tecrübe sayesinde kendiliklerinden keşfedebilecekleri kâinat hakikatlerini öğretmek değildir. İlâhî kitapların hedefi, bundan çok daha önemli olan sahih akide, insan ruhunu güzelleştirme, her iki dünyada hayır ve iyiliklere vesile olan amelî hükümler, kalb ve beden temizliği gibi ulvî değerleri öğretmektir. Onların tabiat ilimleri ve astronominin alanına girebilecek konulardan ara sıra bahsetmeleri ise, Rabbanî kudretin delillerine dikkat çekmek içindir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim eserinde, gerek daha önceden yaşamış müsteşriklerin gerekse çağdaşlarının hadîslere yönelttikleri bazı eleştirilere de cevaplar vermiştir. Hadîslere yönelik eleştiriler karşısında savunmacı bir tutum benimsemiştir. Ancak telâşlı değil, soğukkanlı ve ihtiyatlıdır. Geleneksel metotların doğruluğu konusunda en ufak bir tereddüdü söz konusu değildir. Bu yüzden iç tenkit yaptığı görülmez. İslâm kültürünün ve hadîslerin yoğun olarak eleştirildiği bir dönemde, aslında onun bu tavrını, özgüvenle kendi değerlerini sahiplenmek olarak görmek gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Meslekten bir hadîsçi olmamasına rağmen, Türkiye’de son yüzyılda hadîs çalışmalarını yeniden canlandırmış, hadîs usulü ve hadîs yorumlarına orijinal katkılarda bulunmuştur. Tecrîd-i Sarîh ve Nevevi’nin Kırk Hadîs’i uzun yıllar Türkiye’de hadîs konusundaki bilgi ihtiyacını karşılamış ve adeta birer klâsik hâline gelmiş önemli eserlerdir. Bunlar yeniden gözden geçirilip modern bir baskıya kavuşturulursa daha uzun yıllar bu ihtiyacı karşılayabilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Hem felsefî alanda hem de İslâmî ilimler konusunda iyi bir birikime sahip olan Ahmed Naim, tasavvufla da ilgilenmiştir. İslâm düşüncesinin zengin bir tasavvuf felsefesine sahip olduğunu belirtmiş ve bunu Batı felsefesine bir alternatif olarak göstermiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Naim Bey, Halveti Tarikatı’nın şeyhi ve zamanın önde gelen mutasavvıflarından Fatih türbedârı Ahmed Âmiş Efendi’ye (1807–1920) intisap etmiştir. Âmiş Efendi ömrünün son yıllarını onun evinde geçirmiştir. Ahmed Âmiş Efendi’nin etrafında toplanan bütün tasavvuf müntesipleriyle tanışır, görüşür; fakat tasavvufun ana meselelerinde onlarla tamamıyla aynı fikirde değildir. Sağlam bir şeriat ve fıkıh bilgisine sahip olan Ahmed Naim özellikle “vahdet-i vücud”, “İrade”, “sırr-ı kader” gibi meselelerde onlardan farklı düşünür ve bu gibi konuların ulu orta konuşulmasından rahatsızlık duyardı. Bu çerçevede meşhur mutasavvıf Muhyiddin-i Arabî için Şeyh-i Ekber diyecek kadar büyük saygısı olmasına rağmen onun şeriatın zâhirine aykırı olan sözlerinin, dalalete sevk edebilir endişesiyle konuşulmasını ve neşredilmesini tensip etmezdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;İlim ve irfan ehliyle görüşmeyi çok seven Ahmed Naim, zâhir ve bâtın ilimlerinde tanınmış kimi duyarsa mutlaka onunla görüşürdü. Abdülaziz Mecdi Efendi (v. 1941), Şeyh Esad Erbîlî Efendi (v. 1931) gibi zamanın büyük mutasavvıfları ile görüşmüştür. Özellikle Şeyh Esad Erbîlî’yle iyi görüşür, kendisini sık sık ziyarete gittiği nakledilir. Daru’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de Bediüzzaman Said Nursi’nin sohbetlerini dinlemekten hayranlık duyardı. Tasavvufa bağlılığı, Âmiş Efendi’nin vefatından sonra halifesi M. Tevfik Efendi’yle de devam etmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim’den söz eden biyografi ve hatırat kitaplarında, genellikle onun Arapça ve Fransızcaya olan hâkimiyetinden, bilgisinden, titiz bir araştırmacı oluşundan, dürüst ve samimi bir Müslüman oluşundan söz edilir. Dostları, meslektaşları ve öğrencilerinin onun hakkında yazdıklarına göre, Ahmed Naim, “selef-i salihin siretinde yaşamış”, varlığı ile iftihar edilecek, yaşayışı örnek alınacak bir insandı. Onun hem İslâmî ilimleri hem de Batı düşüncesini bilmesi fakat ondan etkilenmemesi, kendi dönemindeki aydınlar için oldukça etkileyici olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Şair ve edebiyatçı Mithat Cemal Kuntay (ö.1956) Naim’le ilk karşılaşmasında ‘Namaz kıldığı için, ben onu Fransızca bilmez sanmıştım.’ diyerek şaşkınlığını ifade eder. Ahmed Naim’in bir yandan ‘Le Temps’ gazetesini, diğer yandan Muhyiddin-i Arabî’nin, İmamı Müberred’in eserlerini okuduğunu belirten Kuntay, onun Batı düşüncesi karşısındaki sağlam duruşunu şöyle tasvir eder:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;“Başı iki kısımda: Doğu ve Batı! İkisi birbirine karışmayarak yan yana duruyordu: Ve Naim’i Avrupa’nın filozofları değiştiremediler. Bu filozoflara Naim, şaşılacak derecede nüfuz ediyordu; fakat bu filozoflar, şaşılacak acizle Naim’e nüfuz edemiyorlardı…” Hem Batı’yı hem de Doğu’yu bilmesini Kuntay, “kafası gavur, kalbi Müslüman” olarak tasvir eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Üniversite hocalığı yaptığı sıralarda akşamüzeri Beyazıt Camiî yanındaki “Küllük” kahvesinde dostlarıyla ilmî sohbetler yaparlardı. Bu sohbetlere zamanın tanınmış edipleri, şairleri, yazarları ve ilim adamları katılırlardı. Mehmet Âkif’le tanışması da burada olmuştu. Diğer dostları Mehmet Şevket Bey birlikte üçü bir araya gelip klâsik Arapça okumaları yaparlardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Naim’in dostları arasında Mehmet Âkif Ersoy’un özel bir yeri vardır. Bu mekânda sıklıkla bir araya gelir, politika, edebiyat ve diğer meseleleri konuşurlardı. İkisi de dairelerinden çıkınca, burada birbirlerini beklerlerdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Âkif’i en çok etkileyen yönü, Batı düşüncesine vâkıf olmasına rağmen din konusundaki sağlam inancıdır. Âkif, Naim Bey’le tanıştığı sırada birçok mektepli genç gibi zihni, akidesi tereddütlerle dolu idi. Naim Bey’in kafasında ise şüphe denen nesne yaşayamazdı. Âkif, Naim Bey’le konuştuğu zaman farkına vardı ki, o kendisinden kat kat fazla Fransızca biliyor, kendi kadar da Arapça… Naim, Galatasaray Sultanisi’nden çıkarken Fransızca hocası ona on üzerinden dokuz puan vermişti ki, bu kadar yüksek puanı, mektebin tarihinde bu hocadan kimse alamamıştı ve bu hoca Fransız’dı. Fakat dokuz puan verilen bu Fransızca Naim’i değiştiremiyordu. Âkif, bu değişmeyen Naim’i seviyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;İşte Âkif, karşısında böyle gerçek bir ilim adamı görünce ona âdeta vuruldu. Hint ve Mısır âlimlerinin eserleri kadar Avrupa kitaplarını da okuyan adamın beş vakit kıldığı namaz, Âkif için başka bir mânâ taşıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Nitekim Âkif, daha sonra en çok sevdiği şiiri olan “Secde”yi en sevdiği bu dostuna ithaf edecektir. Naim deyince içimde bir yanardağ tüter diyen Mehmet Âkif için o, sikadandır, ne derse öyledir, sözü sened teşkil eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Âkif’in “ashap’tan sonra en sevdiğim adam” dediği Naim’le dostluğu kırk iki sene devam etmiştir. Naim vefat ettiği gün Âkif, ‘Evim barkım yıkıldı, altında kaldım.’ diyecektir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim’in bu örnek yaşantısı, dönemindeki birçok âlim ve aydın tarafından dile getirilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’ye göre Naim Bey selef-i sâlihindendir, Asr-ı Saadet’ten bir parçadır. İlim, irfan, edep, ahlak, namus, şeref, kanaat… ne deseniz bütün faziletler onda mevcuttur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Çalışma arkadaşı ve aile dostu Muallim Cevdet, Naim Bey’in ahlâkî seciyesi hakkında şöyle demektedir:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;…. Kaba taassuptan kurtulmuş, temiz bir Müslüman örneği idi. Edebiyat ve musiki dostu idi. İmanında sabit idi, neye inanmışsa sonuna kadar sâdık kaldı. Onda riya veya kuru sofuluk gibi şeyler yoktu. Doğu’nun dinî feyzini Batı’nın fikirleriyle kaynaştırmıştı. Batı ilminin âşığı fakat pozitivizmin düşmanı idi. Onda “Muhammed” bir yürek vardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Kendisiyle 25 senelik arkadaşlıkları olduğunu söyleyen Mehmet Âkif’in damadı Ömer Rıza Doğrul (ö.1952), Ahmed Naim hakkında şunları yazmıştır: “Merhum kayınpederim Mehmet Âkif gerçi arkadaşlarını ayırdetmez ve hepsini severdi, fakat kalbinde Ahmed Naim’e ayırdığı yer muhakkak ki imtiyazlı idi. Onun için Ahmed Naim’in öldüğü haberini aldığı zaman hüngür hüngür ağlayacak derecede bu aziz dosttan ayrılışının acısını derinden hissetmişti. O zaman gönderdiği mektupta “Onun ölümünü haber aldığım anda, dünya başıma yıkıldı sandım.” diye yazdığını bizzat görmüştüm. Sarsılmaz bir seciye sahibi olmak, doğru olduğuna inandığı her şey üzerinde sebat etmek ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan yılmamak, daima doğruyu söylemek, bildiğini iyi bilmek ve bilmediğini öğrenmek ve çok çalışmak gibi meziyetlere sahip olan Naim, hak olduğuna inandığı yolda zerre kadar ayrılmayarak yaşamış ve öylece ölmüştür.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Kendisinden sonra yarım kalan Tecrid-i Sarih’in tercümesini tamamlayan Kâmil Miras onun bu nezih yaşantısını “O selef-i salihin siretinde yaşamış yüksek bir fazilet örneği idi” diye özetlemektedir. Doğu’nun dinî feyzini Batı’nın fikirleriyle kaynaştırmıştı. Bu özelliğiyle Naim daha sonraki yüzyılda da devam edecek olan, hem Batı’yı hem de Doğu’yu bilen Müslüman aydın tipinin ilk örneğini vermiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim’in bu örnek kişiliği, muhalifleri tarafından da dile getirilmiştir. Dârülfünun’da beraber hocalık yaptıkları Yahya Kemal Beyatlı (ö.1958), dünya görüşleri farklı olmasına rağmen, Naim Bey’in gülen, gülümseyen ve hayli manidar konuşan bir âlim, özellikle inanan bir insan olmasından hoşlandığını belirtir. Beyatlı, bir yazısı dolayısıyla aralarında geçen kırıcı bir tartışmadan dolayı Ahmed Naim’in aradan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen özür dilemesini takdir ve hayretle anlatır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Mülkiyeliler tarihini yazan Ali Çankaya’ya göre, varlığı ile iftihar edilecek, yaşayışı örnek alınacak bir insandı. Halûk, dürüst, münekkit, inançlarına taassupla bağlı bir zâttı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim’in öğrencilerinden olan felsefe tarihçileri Macit Gökberk ve Niyazi Berkes, ideolojik bakış açılarının etkisiyle hocalarını zaman zaman alaycı ve tahkir edici bir üslûpla anlatmışlarsa da, onun bazı meziyetlerini itiraf etmekten de kendilerini alamamışlardır. Gökberk şöyle der:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;“Naim Bey, dünya görüşlerimiz birbirine büsbütün karşı olduğu hâlde, çok saydığım bir hocamızdı. Genel felsefe ve metafizik dersleri verirdi. İslâm kültürüne hayrandı. Değişen toplum koşulları içinde düşüncelerini değiştirmedi ve kişiliğinden hiç ödün vermedi. Geçmişe bağlı ve görüşlerinde tutarlı bir Müslüman Osmanlı aydını idi. Cumhuriyet’in en coşkulu en parlak günlerinde bile geçmişe bağlılığını bir bütün olarak korudu. Kişiliğindeki bu bütünlük onu ister istemez bir saygı konusu yapıyordu.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Yeri gelmişken Ahmed Naim’in bu sağlam duruşunu ve tutarlılığını gösteren iki anekdotu aktarmak uygun olacaktır: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim, Dârülfünun Rektörü iken Maarif Nezareti’nden, İnas Dârülfünu’nun (Kız Fakültesi) kapatılarak kız ve erkek öğrencilerin bir arada okutulması emrini alır. Naim Bey bu emrin geri alınması için uzun uğraşılar verir. Başarılı olamayınca, “Kız ve erkek çocukların bir arada okumalarına izin veremem, bu, dine aykırıdır.” diyerek rektörlükten istifa eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Mustafa Sabri Efendi, onunla ilgili bir hatırasını şöyle anlatır: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;“Şeyhülislâm olduğum sıralarda A’yan Meclisi’ne girecek azalar arasına Ahmed Naim Bey’i de yazdık. Bunu öğrenen Naim, bir sabah namazından sonra kapımı çaldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Hayırdır inşallah Naim Bey, buyurun, deyince şunları söyledi:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;‘Efendim A’yan listesini gördüm. Bendenizin de ismi var. Efendi hazretleri bu memleket, bu kadar mı kaht-ı ricale düçar oldu. Adam kıtlığına düştü? Memleket ne hâle geldi? Bendeniz kim oluyorum da a’yandan oluyorum efendim? İstirham ederim efendim beni bu listeden siliniz…’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Naim Bey parçalanıyor neredeyse yalvarıyordu. ‘Efendim ben kendimi bilirim. Layık olmadığım o makamdan alacağım maaşı çocuklarıma nasıl yediririm?’ diyordu.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Mustafa Sabri Efendi uzun uğraşılardan sonra onu ikna edip geri gönderir.4 Günümüzde ehil olup olmadığına bakmaksızın milletvekili olmak için olmadık yollara başvuran siyasilere Ahmed Naim’in bu tavrı çok şey anlatıyor olmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim 13 Ağustos 1934 Pazartesi günü öğle namazını kılarken ikinci rekâtın secdesinde vefat etmiştir. Vefatından önce tercüme ettiği son hadîs hasta namazına dairdir. Bu hadîsin tercümesi de, tıpkı namazı gibi yarım kalmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Konuyla ilgili şöyle bir anekdot nakledilir. Naim Bey, Tecrid tercümesinin daha başlarında iken hastalıkları yüz gösterince tercümeyi bitirip bitiremeyeceğine dair tereddütlere düşmüş ve işaretler almak üzere istihareye yatmıştır. Âlem-i mânâda Peygamber Efendimiz’i görmüş. Fatih Camii’nde Efendimiz namaz kıldırıyor, Naim Bey de ilk safta cemaatin arasında. Efendimiz birinci rekâtı kıldırıp ikinci rekâta kalktıktan sonra geri dönmüş ve Naim Bey’e enfiye5 ikram etmiş...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Naim Bey rüyayı, Galatasaray Lisesi’nde birlikte Arapça hocalığı yaptıkları meslektaşı ve dostu Celal Hoca’ya (Celal Ökten, ö. 1961) anlatmış ve tabir için Cerrahi asitanesi şeyhi Fahrettin Efendi’ye sorması ricasında bulunmuş. Fahrettin Efendi rüya naklini duyar duymaz “Ömrü tercümeyi tamamlamaya vefa etmeyecek, erken göçecek; fakat bunu bu şekilde kendisine söylemeyin.” demiş...”6&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Hasta namazına dair hadîsin yarım kalan tercümesi, yarım kalan namazı ve kendisine “secde” şiiri ithaf edilmiş bir insanın “secde”de teslim-i ruh etmesi ancak güzel bir akıbetle izah edilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Ahmed Naim’in vefat haberini Mısır’da öğrenen Mehmet Âkif, hüngür hüngür ağlamış ve “Onun ölümünü haber aldığım ânda, dünya başıma yıkıldı sandım.” demiştir. Cenazesi Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi. Mehmet Âkif’le yan yana defnedilmeyi vasiyet etmişti. Ne var ki Âkif ‘ten önce vefat etmiştir. Ancak ondan kısa bir süre sonra vefat eden sadece Âkif değil, diğer bir dostu Muallim Cevdet İnançalp da onun yanına defnedildi. Bugün üç dost, Edirnekapı Mezarlığı’nda yan yana yatıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Yakın dostlarından Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, şu mısralarıyla merhumun ölümüne tarih düşmüştür:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;“Verdi ser Hamdi bu tarihe cihan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;Secdede gitti Hûdaya Naim”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;em style="line-height: 19px; "&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; line-height: normal; "&gt;&lt;em style="line-height: 19px; "&gt;*İstanbul Üniv. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; line-height: normal; "&gt;&lt;em style="line-height: 19px; "&gt;hhansu@yeniumit.com.tr&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="line-height: 19px; "&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; line-height: normal; "&gt;&lt;b style="line-height: 19px; "&gt;Dipnotlar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;1. Ahmed Naim’in Felsefe ve Ahlak konusundaki çalışmaları hakkında geniş bilgi için bkz. İsmail Kara, Bir Felsefe Dili Kurmak, Dergâh Yayınları: İstanbul 2001; Recep Kılıç, “Babanzade Ahmed Naim’in Felsefi Görüşleri,” AÜİFD, XXXVI (1997), s. 297-339.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;2. Mehmet Emin Erişirgil, İslâmcı Bir Şairin Romanı, s. 258. Bu yazıda zorunlu olmadıkça alıntılar için dipnot verilmemiştir. Diğer referanslar için bkz. Hüseyin Hansu, Babanzade Ahmed Naim Bey, Kaynak Yayınları 2007. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;3. E. Edip, M. Âkif, s. 111; M. Erişirgil, İslâmcı Bir Şairin Romanı, s. 262.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;4. Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar, Kaynak Yayınları İstanbul 2009, II, 116-117&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;5. Öğrencilerinin anlattığına göre Ahmed Naim, derslerde (yıl 1929) enfiye kullanırmış. (Bkz. Niyazi Berkes, Atatürk ve Devrimler, İstanbul 1982, s. 21). Enfiye kullanmasının bu rüyayla ilgisinin olup olmadığı merak edilmeye değer bir konudur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;6. İsmail Kara, “Rüya İle Sayıların Esrarı Arasına Sıkışmış Bir Secde Ömür”, Dergah Dergisi, XI (2000) 130, s. 3.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;a href="http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=91&amp;amp;konu_id=1426&amp;amp;yumit=bolum2"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=91&amp;amp;konu_id=1426&amp;amp;yumit=bolum2&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: 'Lucida Grande', 'Lucida Sans Unicode', Verdana, Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-2648206745557311500?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/2648206745557311500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=2648206745557311500&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/2648206745557311500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/2648206745557311500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/03/hadis-asg-bir-felsefeci-babanzade-ahmed.html' title='Hadis Âşığı Bir Felsefeci: Babanzâde Ahmed Naim Bey'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-2758206896350973375</id><published>2011-02-25T22:40:00.000+02:00</published><updated>2011-02-26T22:49:45.080+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mevlana'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahiret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><title type='text'>Hz. Mevlana’nın Düşünce Ufkunda Dünya Hayatı ve Ölüm Gerçeği</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-6Rr4ZEgZpo0/TWlmn4gZ8GI/AAAAAAAAAD4/DXzchqMoXHs/s1600/1467818590_d3dd974320.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-6Rr4ZEgZpo0/TWlmn4gZ8GI/AAAAAAAAAD4/DXzchqMoXHs/s320/1467818590_d3dd974320.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578102448844304482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); -webkit-text-decorations-in-effect: none; "&gt;Bekir OKUTUCU&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); -webkit-text-decorations-in-effect: none; "&gt;&lt;a href="http://www.tefekkurdergisi.com/icerik.asp?dergi=32&amp;amp;konu=872"&gt;Tefekkur Dergisi 32&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlâna (1207-1273) mübarek Anadolu- muzun manevî mimarlarındandır. Asıl adı Mu- hammed Celaleddindir. Mevlâna ismi Konya'da ders okutmaya başladığı tarihlerde Rumî adı ise; Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı dönemlerde verilmiştir. Hicri 7. asrın müceddididir. “Alimle- rin sultanı” , “Gönüller Sultanı” unvanları ile de anılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onun doğduğu ve büyüdüğü yıllar, Moğolla- rın dehşetli zulümleri altında büyük bir istikrar- sızlık içindedir. Sivas üzerinden Kayseri'ye oradan da Konya'ya kadar gelen Moğol istilâsı, insanları uzunca bir zaman korku ve güvensizlik duygusu içinde yaşatmıştır.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Moğolların merhametsiz korkunç katliamları, çaresizce zulümlerden kaçışlar, ümitsizlik, göç ve sürgünler insanların hayatlarını alt üst etmiştir. İhtilaf hastalığına duçar olduklarından İttihadın değerini unutan, kin, haset, fitne ateşleriyle gönülleri yaralanan, birbirlerine diş bileyen bazı müminlerin basiretsizliği sebebiyle Anadolu Selçuklu devleti de yıkılmak üzeredir. Böylesine bunaltıcı, sıkıntılı bir atmosferde, hürriyete ve sevgiye muhtaç, ümitsiz insanların ruhlarını eserleriyle ( Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, Fih i Mafih, Mecalis-i Seb'a ) vaazlarıyla, dersleriyle ve sohbetleriyle huzura kavuşturmuş- tur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O sevgi sultanı eserleriyle yaklaşık 800 yıldır her asrın ümitsizliğe düşmüş, gerçeği arayan yorgun ruhlarını aydınlatmış, onlara şifa olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu çalışmamla Onun Mesnevi adlı büyük eserinden dünya hayatı, ölüm gerçeği ve âhiret hayatına dair hakikat çiçeklerinden derlediğim bir buketi sizlere sunacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O hayattayken Onun vaaz, ders ve sohbetleri- ne katılanlar, günümüzde ise eserlerini okuyan ve eserlerinden feyz alanlar da bir yandan tahkiki iman yolunda yol alırken diğer yandan şu fani hayatın nice dertlerinden, manevî sıkıntılarından insanı dehşete düşüren hadiselerin ruhlarda açtığı yaralarından kurtulmaktadırlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O gönüller sultanı, dünyanın iyi, kötü; güzel, çirkin; zulmetli, nurlu nice sahnelerine şahit olmuş, Kur'andan ve Sünnet-i Resulullahtan aldığı devalar ve ilaçlarla nice müzmin hastalık- larımıza şifalar bulmuş ve eserlerinde kendi ruhunda yolculuk yapmak isteyen hakikat yolcularına sunmuştur. Şu sözler bunu ne güzel ifade ediyor:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bir can var canında o canı ara!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beden dağındaki gizli mücevheri ara!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ey yürüyüp giden dost bütün gücünle ara!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O, kendi ruhunda yolculuk yapanlara rehber olarak Yüce yaratıcımızın son kitabı Kur'an-ı Kerimi ve Son peygamberi Hz. Muhammed Mustafa'nın sünnet-i seniyyesini tavsiye etmektedir. Bunun delili şu sözleridir:“MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM /MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM / EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZGÜFTAREM / BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM” Yani “Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım / Muhammed Mustafa'nın yolundaki toprağım / Benden başkaca bir söz nakledenler olursa / Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana dünya hayatıyla ahiret hayatını; hayatla ölümü birbirinden ayrı ayrı değerlendir- memektedir. Ona göre “Bu dünya ahiretin tarlasıdır.” Hadis-i şerifinde ifade edildiği gibi ahiret için henüz bu dünyadayken hazırlık yapılmalıdır. Ölüm de hayattan ayrı düşünüle- mez. Çünkü ölüm yokluk değildir, ahiret hayatı- na bir geçiştir, bir doğuştur. En çok sevilmesi gereken Rabbimize bir kavuşma gecesidir. Yani Şeb-i Arûstur. Düğün gecesidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana İslam'ın temel kaynaklarındaki ebedî gerçeklere dayanarak dünyayı zıtların bir arada bulunduğu bir sınav yeri olduğunu ifade etmektedir. “Dünya” sözcüğüyle dünyanın aldatıcı, zehirli bala benzeyen haram lezzetlerine bakan yüzüne dikkatimizi çekmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir başka ifadeyle dünyanın bu yüzü, insanın heveslerine bakan, gaflet perdesi olan ve dünya için ahiretini feda edenlerin oyuncağı hükmünde bulunan yüzüdür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dünyanın bu yüzü gayet çirkin ve tehlikelidir. Çünkü fanidir, elemlidir, keder vericidir, aldatıcı- dır. İşte ayetlerin, hadislerin ve Hz. Mevlana'nın Kur'an ve sünnete dayanarak dikkat çektiği ve sevgisine aldanmamak için uyardığı, sevilmeme- si, hatta nefret edilmesi, kendisinden Allah'a sığınılması gereken yüz, bu yüzdür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O söz sultanına göre bu dünya ( dünyanın insanı aldatan yüzü ) tuzaktır, yemi de gayr-ı meşru isteklerdir. Bu Cihan köpüğü ( haram lezzetler) Cenab-ı Hakkın Mübarek Esmaül Hüsnasının ve Mukaddes sıfatlarının arılığına, duruluğuna perdedir. Ahmak insanları, “Etek dolusu altın verip şeytandan dert satın alanları”, “dünyaya demir attığını sananları, yer çekti, yuttu.”“Dünya altın kaplı kalp para gibidir; yani değersiz ve bir köpük parçası gibi olan bu dünya kalptır.( geçersiz) dir. Bu dünya o mutlak visale göre birer yük, azap ve zahmettir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dünya ahiret dengesini kurma, dünyanın mahiyeti, dünya sevgisi, dünya ve ahiret saadeti gibi konularda Hz. Mevlana ile ilgili şöyle bir olay nakledilmektedir: Selçuklu Sultanı Rükneddîn, Mevlâna'ya beş kese altın gönderip almasını arzu eder. Talebelerinden Mecdüddîn, Mevlâna'ya altınları arz edince; "Beni hakikaten seviyorsanız, bu altınları dışarıdaki çamurun içine atın! buyurur. Talebeleri bu emri derhal yerine getirirler. Dünyaya kıymet veren bazı kimseler, bu altınları almak için çamurun içinde aramaya başlarlar. Fakat üstleri, başları, yüzleri çamurdan görünmez hâle gelir. Mevlâna, talebelerine onların bu vaziyetlerini göstererek;"Bu altınlar, şu gördüğünüz dünya ehlinin üstünü başını batırdı- ğı gibi, âhiret ehli olanların da kalbini karartır, kirletir. Çeşitli günahlara sevkedip, ibadetlerden alıkoyar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sözlerimi yanlış anlamayınız. dünya için çalışmayınız demek istemiyorum. Dünya malının muhabbetini kalbinize koymayınız diyorum. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi âhirete çalışmak lâzım geldiğini herkes bilir. Burada dikkat edilecek nokta; hırs ve tama çukurlarına düşmeden kanaat üzere bulunmak-tır. Dünyada, âhiret saadeti için çalışmalı, kazan- malı, niyeti düzeltmelidir. Çünkü İslamiyet, insan lara faydalı olmayı emreder. En büyük saadet, en büyük, sermaye, helâlinden kazanıp, hayır ve hasenat yaparak âhirete göndermektir. Buna rağmen asıl sermaye, mal, mülk, para sahibi olmak değil, ilim, amel, ihlâs ve güzel ahlâk sahibi olmaktır." Buyurur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlâna'nın bir diğer tespiti de şudur: “Bu dünyada bulunan bütün şeyler, öbür dünyanın (ahiret) birer örneğidir. Yani bu dünyada görülen her şey ahiret için de böyledir. Mesela, zahmet çekmeden bir dünya işi müyesser olmadığı gibi ahiret işi de kolayca hallolmaz. Bunun için: "Dünya ahiretin tarlasıdır" denilmiş- tir. İnsan burada ne ekerse, orada onun semeresi- ni toplar. Bu dünyada aranılıp, kavuşulan huzur, tıpkı bir şimşek gibidir; çabuk gelir geçer. Dünya zevkleri misk kokusuna benzer, koku da (araz) geçici bir belirti olduğundan kalmaz. Geçici kokuyla yetinmeyerek ebedî miski arayan kimse doğru bir iş yapmış olur.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlâna dünyadan “Kendisini yeni gelin gibi gösteren kokmuş bir kocakarı” olarak söz eder. Mevlana'nın müşahedelerine göre dünya- nın rengine ve kokusuna aldanmamak ve zehirli şerbetini içmekten sakınmak gerekir. O bazen de dünyayı “Kendisine yeni gelin süsü veren büyücü kadına” benzetir. "Ona âşık olan zehirli şerbetin- den içer" diyor. Ona göre bu dünya zıtlıklar alemi- dir. Ahiret ise zıtların birbirinden ayrıldığı adale- tin tam tecelli edeceği bir yerdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Kalb pehlû mîzened bâ-zer be-şeb&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İntizar-ı rûz mîdâred zeheb”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Gece, kalpazanın bahtı sahihin bahtsızlı- ğıdır. Karanlıkta iyiyle kötü, kalp altınla sahici olan kucak kucağadır. Kalp altın ister ki bu gece hiç bitmesin ve foyası ortaya çıkmasın. Saf altınsa gündüze âşıktır. Ta ki bulaşıklık töhmetinden kurtulsun, kadri kıymeti belli olsun. O gece dünyadır gündüzse ahiret. Bu âlemde hakla haksızlık, iyilikle kötülük, zulümle adalet iç içe kucak kucağadır. Ama hesap günü kurulacak terazi kimin kaç ayar olduğunu tek tek açıklaya-cak. O gün altın gibi bir gönül götürenlerin günüdür, gönül kalpazanlarının değil.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bâki nur, bu aşağılık dünyanın ardındadır. Unutma ki; süt de kan nehirlerinin içinden akarak saf oldu.” “Bil ki ahiret deve kervanı, dünya da deve tüyüdür. Katara sahip olursan yün de deve de mal da sana gelir. Yünü alırsan deve senin olur mu?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Dünya nedir! Allah'tan gafil olmaktır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Dünya uykudaki kişinin gördüğü rüyadır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani dünyanın gayr-ı meşru zevkleri insanı Allah'tan uzaklaştırır. Dünya bir rüya gibi gelip geçicidir. Geçici olan bu dünya ebediyeti arayan insan ruhunu tatmin eder mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana dünyayı kesben ( çalışmak, kazanmak için ) terk etmemek, kimseye avuç açmamak için çalışmak gerektiğini de şu sözleriyle ifade eder."İnsanın elde ettiği şey, zararsa çalışmamasından ileri gelmiştir; kârsa çalışıp çabalamasından." "Kazanmak da ekin ekmeye benzer, ekmedikçe ona sahip olmaya hakkın yoktur."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hiç buğday ektin de, arpa verdiğini gördün mü." gibi sözleriyle Hz. Mevlana dostlarına çalışmayı öğütlerdi. Ayrıca Hz. Mevlana derdi ki: `Tevekkül ediyorsan, çalışmak hususunda da tevekkül et, kazan da sonra Allah`a dayan!`&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana'nın yakın dostu Şems-i Tebrizi- den öğrendiği dünya ile ilgili hakikatlerden bazıları şunlardır:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gönüller sultanı Hz.Mevlâna Celaleddin ölüm gününü “Hakk'a vuslat”, “Düğün günü” saymıştır.” Hz. Mevlâna (hicri 672 / miladi 17 Aralık 1273'te) Pazar günü akşamüstü Konya ufuklarında güneş gözden kaybolurken, bu fâni âlemden can ve beka âlemine göç etmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlâna ölümünü “Şeb-i Ârus” sevgiliye kavuşma günü olarak kabullenmişti. Aslında Onun Şeb-i Arûsu, “ölmeden önce ölmekle” yani hayatın fani, zehirli bala benzeyen lezzetlerini sadece Allah için terk etmekle başlamış, ruhunu Rahmana teslim etmekle tamamlanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatı dahi Şeb-i Arûs olan Hz. Mevlana “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir, bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur” derken Hakk'a âşık olan kişilerin gerçekte ölmediklerini Baki-i Hakiki'ye kavuştuk larını ifade etmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yine Rabbine, “Ölmek, şeker gibi tatlı bir şey, canı sen aldıktan sonra, seninle olunca da tatlı, candan da tatlıdır ölüm.” şeklinde seslenirken de aynı hakikati dile getirmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlâna, “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan.”der. Onun ölüm ve vuslat anlayışını, Kur'an-ı Kerim'in bir ayetinin ışığı altında anlamak mümkündür. “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayette geçen 'dönmek' kelimesi, Allah'a kavuşulacağını, 'vuslatı' açık bir ifadeyle 'müjdelemektedir. Bu müjdeyi benimseyen, ona sımsıkı sarılan Hz. Mevlâna, ölümü bir ayrılık değil, bir vuslat olarak kabul etmektedir. “Tövbesiz ömür, tümden can çekişmektedir; gelip çatan, adamı yaşayan ölü yapan ölümse, Allah'tan habersiz olmaktır. Ömür de Allah'la hoştur, ölüm de. Allah'a kavuşmadıktan sonra âb-ı hayat bile ateştir.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ölümde adaletli ve dindar kimseler için hayat vardır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ölümden, temiz ruhlara huzur ve sükûn gelir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ömür bittiyse, Allah bir başka ömür verdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçici ömür kalmadıysa işte şuracıkta ölüm-süz ömür.'&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk bengisudur, dal şu suya, bu denizin her katresinde ayrı bir yaşayış var.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ölümden önce ölün” emrine uyalım da Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi, şu çıfıt nefisle cihada girişelim...”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevlana'nın ölüm konusundaki önemli bir tespiti de genellikle insanların ölümü yanlış anladıkları yönündedir. Ona göre “Ölüm korkutu cu bir şey değildir. Ölümden korkmak aslında kişinin kendisinden korkması demektir. Zira herkesin ölümü 'kendisi' gibidir ve ölüm, kişinin dünyadaki yaşantısı ile orantılı olacaktır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hazret-i Mevlâna, “Ölüm bir ayna gibidir ve ona bakıldığında o, kişinin herkes tarafından görülebilen yüzünü değil, kişinin gerçek karakte- rini yansıtır. Eğer güzelsek yani güzel ahlaklı isek bu güzellik aynada oluşacak ve ayna bunu parlak bir şekilde güzel yansıtacak, fakat eğer 'kara' isek ayna da kara olacaktır.” Yani ölüm aynası da insanlara gerçek kimlik ve kişiliklerini göstermek tedir.” diyerek bu konuyu çok güzel bir benzetme ile aydınlatmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana'ya göre 'yokluk' anlamına gelen bir ölüm yoktur. Ona göre hayat ve ölüm birbirinin devamıdır. Aslında hepimiz bir 'varlık denizi' içinde yüzmekteyiz ve ölüm sadece, geçici bir varlık âleminden diğer ebedî bir varlık âlemine intikal sürecidir. Yani “Tatlı meyve yapraklar, dallar arasında gizlidir. Ebedi hayat da ölümün ardında.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani asrımızın müceddidi Hz. Bediüzzaman- ın diliyle “Ölüm, idam ( yokluk ) değil, firak&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(ayrılık) değil, belki hayat-ı ebediyenin bir mukaddimesidir, mebdei ( başlangıcı)dir. Vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır.” Yine asrımız müceddidi- nin başka bir ifadesiyle “Herkes âyinesinin rengine göre görür. Ehl-i iman için ölüm hakiki vatanına ve ebedi saadet makamına girmeye bir vasıtadır. Ehl-i dalalet için ölüm, idam-ı ebedîdir; hem o insanı hem bütün ahbabını ve akaribini asacak darağacıdır.” Yani ölümü ebedî var olmak olarak gören ebedi varlığı bulur, ölümü yokluk gören idam-ı ebediyi bulur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlâna bedeni ruh için bir hapishane gibi, ölümü de ruhun hapisten kurtulması gibi değerlendirmektedir. Ona göre ölüm, Allah'tan gelen ruhun yine O'na yükselmesidir. Çünkü insan ruhu bedende olduğu sürece geldiği ve döneceği âleme göre zindandadır. Nasıl zindanda olan insan hapishanenin yıkılmasından incinmez ve yıkanlara: “bu binayı niye yıkıyorsunuz?” diye karşı çıkmazsa, aynı şekilde insan da ölümle beden mülkünün viran olmasından incinmez, aksine sevinir. Nitekim Hz. Mevlâna şöyle der: “Sen yaşıyorum sanırsın. Aslında beden zindanın da mahpussun. Zindandan kurtulur, beden kuyusundan çıkabilirsen Yusuf gibi Mısır'a sultan olursun.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O, ölümü bir mihenk taşı olarak da görür ve şöyle der: “Ölüm olmayan bir dünya, gerçek altınla sahte altının ayırt edilmesinin mümkün olmadığı bir çarşı gibidir.” Ayrıca şahane bir benzetmeyle Hz. Mevlana ölümü cevizin kabuğunun kırılmasına benzetir ve “Eğer içini tam olarak doldurmuşsa, bir ceviz kırılmaktan neden korksun ki?” der.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana'nın ölüm hakkındaki başka bir düşüncesi de “Ölmeden önce ölmek” gerçeğine yaptığı vurgudur. Bedenin ölümü bir gün hepimizin yüzleşeceği bir şeydir. Bedenin ölümünden önceki ölüm ise Hz. Mevlâna buna ilk vuslat diyor- benlik, bencillik, çıkarcılık gibi hayvanî arzulardan arınmaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk ve ümit deryası Hz. Mevlâna'yı Şeb-i Arûs (vuslat) yıldönümünde rahmetle anıyor, Yüce Allah'tan şefaatine nail olmayı diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;KAYNAKÇA:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1-Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2-Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, I, İstanbul 1977.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3- Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4- Doç. Dr. Emine Yeniterzi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, T.D.V.Yay. 4. Baskı, Ankara, 2001,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;5-Şura Suresi, 36.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6-Hilmi Yücebaş, Edebiyatımızda Mevlâna, (Konya İl Yıllığı) Konya 1973&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;7-Bediüzzaman Said Nursî İman ve Küfür Muvazeneleri&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;8-Mevlâna, Rubaiyyat,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;9-Mesnevi,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;10-Ankebut, 29/57&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;11-Alişan Özattila, Hak Aşığı Mevlâna Celaleddin&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/14383680@N03/1467818590/"&gt;Resim: flickr.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-2758206896350973375?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/2758206896350973375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=2758206896350973375&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/2758206896350973375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/2758206896350973375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/02/hz-mevlanann-dusunce-ufkunda-dunya.html' title='Hz. Mevlana’nın Düşünce Ufkunda Dünya Hayatı ve Ölüm Gerçeği'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-6Rr4ZEgZpo0/TWlmn4gZ8GI/AAAAAAAAAD4/DXzchqMoXHs/s72-c/1467818590_d3dd974320.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-5799153548429221104</id><published>2011-02-18T00:29:00.000+02:00</published><updated>2011-02-19T00:43:55.168+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><title type='text'>Hayrın Anahtarı Tefekkür</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-sSIEhqP1Efs/TV7zNXx5-eI/AAAAAAAAADs/aCYHRKbPm9I/s1600/24.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 261px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-sSIEhqP1Efs/TV7zNXx5-eI/AAAAAAAAADs/aCYHRKbPm9I/s320/24.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5575160799778437602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ankara Üniv. İlahiyat Fak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-8782.aspx"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;Diyanet Aylık Dergi Ocak 2011&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Arapçada “fkr” mastarından türemiştir. Herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni yorma, derin düşünme ve işin şuuruna varma manalarına gelmektedir. Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir. Ragıb el-İsfehanî’ye göre, bilinenden ilme varma kuvvetine fikr, bu kuvvetin faaliyetine de tefekkür denir. (El-İsfehânî, el-Müfredât, Mısır 1961, 384.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Felsefi literatürde, tartmak, karşılaştırmak anlamlarını taşıyan Latincedeki “Pensare” kökünden türetilmiştir. Düşünceleri ölçerek ve kıyaslayarak incelemek anlamına gelir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Filozofların geneline göre tefekkür, karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, bağlantıları ve biçimleri kavrama yetisidir. Aristoteles’e göre düşünme, insanı hayvandan ayıran belirgin bir özniteliktir, aklın bağımsız ve kendine özgü eylemidir. (Aristoteles, Metafizik, çev.: Ahmet Arslan, İstanbul 1996, 981b 30.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İslam düşüncesinde tefekkür, zihni bir süreç olarak insanın nasıl bildiğini temellendirmeye yönelik olmuştur. Yani bilgiye ve bilmeye yönelik bir zihni faaliyet olarak algılanmıştır. (Fârâbî, İhsâ’u’l-Ulûm, nşr.: Osman M. Emin, Kahire 1931, s. 12, 20.) Tasavvufta iki türlü tefekkürden söz edilir. Biri iman ve tasdikten doğan istidlal sahiplerinin tefekkürü, diğeri ise, Hakk’ı Hakk vasıtasıyla gören ashab-ı şuhuda mahsus tefekkürdür. (Cebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, İstanbul 2004, s. 643.) Seyr u süluk ehlinin makam ve menzilleri arasında önemli bir yere sahip olan tefekkürü mutasavvıflar, kalbin amellerinden biri olarak aklın kalbe olan ilişkisi ile gözün can ile olan ilişkisi gibi olduğunu söylerler. Ebu İsmail Abdullah Muhammed Ensarî; “Bil ki tefekkür, istenileni idrak etmek için basirete dokunulmasıdır.” (Gulamhuseyin İbrahim Dînânî, Akıl Deftari Aşk Ayeti, (Menazilu’s-Sâirîn isimli eserden naklen), çev.: Talip Çetinkaya İstanbul 2008, s. 101.) demektedir. Dolayısıyla tefekkür en değerli ibadet ve Cenab-ı Hakk’a yaklaştırıcı bir vasıta olarak kabul edilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hz. Peygamber’e inen tefekkür ayeti&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hz. Muhammed (s.a.s.)’e en çok etki eden ayetlerden biri, tefekkürle ilgilidir. Kur’an-ı Kerim’deki tefekkür ayetleri incelendiğinde evrenin yaratılışı, kâinatta oluşturulan sistem ve sistemin işleyiş mükemmelliğine vurgu ile Cenab-ı Hakk’ın kudretine dikkat çekilerek eserden müessire gidiş formülü üzerinde durulmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İki kişi Hz. Aişe (r.a.)’yi ziyaret etmişler. Onlardan biri, “Hz. Muhammed (s.a.s.)’de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?” deyince, Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: “Rasulüllah (s.a.s.) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilal (r.a.): “Ya Rasulellah (s.a.s.)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?” deyince, o: “Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır.” dedi ve ayeti okudu: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri arkasına gelişinde aklı başında olan kimseler için gerçekten açık ibretler vardır.” (Âl-i İmran, 190.) Bir sonraki ayet; “Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (tefekkür ederler) ve Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz (derler).” (Âl-i İmrân, 191.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ondan sonra Rasulüllah (s.a.s.): “Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun.” dedi. (İbn Hibbân, Sahîh, II, s. 386; Gazâlî, İhyâu Ulûmu’d-Dîn, çev.: Mustafa Müftüoğlu, İstanbul 1988, I-IV, C. IV, s. 878.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu ayette, tefekküre davet edilen akıl sahiplerinin durumunu açıklayan bir sonraki ayetin meali de şöyledir: “Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Onun için Yüce Allah Kur’an’da çeşitli hususları dile getirdikten sonra: “...Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır.” (Nahl, 11.) demektedir. İnsanları tefekküre davet eden bu ifade Kur’an’da beş yerde daha geçmektedir. (Ra’d, 3; Nahl, 69; Rûm, 21; Zümer, 42; Casiye, 13.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kur’an-ı Kerim ve hadislerde tefekkür&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tefekkürle aynı kökten meydana gelen kelimeler, Kur’an’da on sekiz yerde geçmektedir. Kur’an’da birçok ayette, akıl erdiren, düşünen, bilen insanlar için ibretler vardır denmekte ve tefekkür anlamını ifade eden pek çok kelime kullanılmaktadır. Olumlu tefekkür olduğu gibi, olumsuz tefekkür de vardır. Doğru olmayan tefekkürün neticesi de doğru olmaz. Ancak salim kalbe sahip olan insanların tefekkürü sağlıklı olabilir. İslam dininin istediği tefekkür, hiç şüphesiz sağlıklı olanıdır. İnsanları bu olumlu tefekküre davet eden bir ayetin meali şöyledir: “Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O’dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki ibretler vardır.” (Ra’d, 3.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Allah’ın azametini tefekkür eden insan; O’nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz, fakr ve kusurlarını anlar, Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala, kudret-i Rabbaniyenin mucizatını göstererek, insanların bunları düşünerek ibret almalarını beyan buyurur. Âlemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, Allah Teala’nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında, O’nun büyüklüğünü idrak eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hadis-i şeriflerde tefekkür kavramının fazileti yanında tefekkür ameliyesinin de bir sınırının olduğu ve bu sınırların nerelere kadar uzandığı belirtilmektedir. Bu sınır Cenab-ı Hakk’ın zatına kadardır. Zira Efendimiz (s.a.s.): “Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah’ın zatını düşünmeyin. Allah’ın zatı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (Suyûtî, el Cami’us-Sağîr, Mısır ts., C., I, s. 136; Aclûnî, Keşful Hafâ ve Mizanu’l-İlbas, Kahire, ts., C. I, s. 371; “Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” Aclûnî, a.g.e. C. I, s. 370.) buyurmuştur. Burada vurgulanmak istenen şey tefekkürle Hakk’ın zatının anlaşılamayacağı hususudur. Çünkü tefekkürde bir kuşatma ve hakimiyet sağlama vardır. İnsan ne kadar tefekkür ederse etsin, Cenab-ı Hakk’ı kuşatamayacağına göre bu konuda düşünülmemesi gerektiğine işaret edilmiştir. Ancak bu demek değildir ki insan, Cenab-ı Hakk’ın zatının muhatabı olamaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tahkiki iman, tefekkür ve zikirle elde edilir. Onun için Kur’an-ı Kerim’in yüzlerce ayetinde zikir ve tefekkür, emir ve tavsiye edilir. Tefekkürün merkezi dimağ, zikrin merkezi kalptir. Bu iki ana merkez, irtibatlı olarak şer’i mecralarında geliştirilmezse, insan-ı kâmil ve yakin sahibi olma imkânı yoktur. Fakat imani meselelerde, hakku’l-yakin mertebesine ulaşmak bu dünyada mümkün değildir. Bu, iman ehli bahtiyarlar için ebedi âlemde gerçekleşecek yüce bir nimettir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İslam’ın bu kadar önem verdiği olumlu tefekkür, insanı taklitçilikten kurtarmaktadır. Mesela, “Dünya hayatı geçicidir; ahiret hayatı ise ebedidir. Ebedi olan şeyi geçici olan şeyden üstün tutmak daha iyidir.” şeklindeki bir nasihati dinleyip ahiret için çalışan insan, başkasını taklit ederek kendisini iyi yola sevk etmiş olur. Fakat tefekkürün yani derin bir düşüncenin neticesinde bu kanaate varan ve ona göre bilinçli hareket eden kişi, her zaman için daha kârlı çıkar. Bilerek kötü şeyden korunmuş ve iyiyi tercih etmiş olur. Aynı zamanda başkalarını taklit etmekten kurtulur; kendisi başkalarına yol gösterir. (Topbaş, Osman Nuri, Öyle Bir Rahmet ki, İstanbul 2007, s. 235 vd.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ayet-i kerimelerde tefekkürün usulü anlatılmaktadır. İnsan önce kâinat kitabına bakmalı, gecenin ve gündüzün peşi sıra gelişini, dağların ve evrenin yaratılışını, her şeyin kendisinin emrine verilişini tefekkür etmelidir. Peki, tefekkürden sonra ne olmalı? Sonuçta Cenab-ı Hakk’a karşı bir maiyyet kesbi söz konusu olmalıdır. Bir yakınlık olmalı, bir muhabbet başlamalıdır. Her şeyi bizim için yaratan ve bizim emrimize veren varlığa karşı insan nasıl bir hâl alır, bunun tarifi olmaz. İşte sıfatların tefekkürü sonucu insanda meydana gelen şey zata karşı oluşan muhabbetten başka bir şey değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Akıl sahibi varlık olan insana hitap eden Kur’an-ı Kerim, tefekküre çok büyük önem vermiştir. Düşünmeyen, aklını ve kalbini kullanmayan gafiller, varlıklar içinde en aşağı derecede olanlarla bir kabul edilmektedir. (A’raf, 179.) Kur’an-ı Kerim’de tefekkür kavramı, tedebbür, tezekkür, akletme ve nazar etme gibi kavramlarla eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Bir hususta görüş ileri sürmek ve aklı kullanmak gibi bir manaya gelen tefekkür (Bolay, S. Hayri, Felsefî Doktrinler ve Terimler Sözlüğü, Ank., 1997, s. 129; Hançerlioğlu Orhan, Felsefe SözlüWğü, İstanbul 1989, s. 73.) ve yakın anlamları olan diğer kavramlar ile ilgili ayetler Kur’an-ı Kerim’de bir hayli fazladır. Bir fikir vermesi açısından zikredecek olursak, tefekkür 18, nazar ve müştakları 128, tedebbür 4, ulü’l-elbab 16, akıl ve müştakları 49, ilim ve müştakları ise yüzlerce yerde geçmektedir. Yine bir fikir vermesi açısından fıkıh ve İslam hukuku ile ilgili açık ayetlerin 150 civarında olduğu Kur’an-ı Kerim’de, ilim ve düşünceyi teşvik eden ayetlerin 750’yi geçmesi gerçekten düşünen insanlar için önemli bir ipucu olarak karşımızda durmaktadır. (Çetin, a.g.m., s. 45.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kur’an-ı Kerim, tefekkürü iki önemli noktaya yöneltmektedir. Birincisi; bizzat Kur’an-ı Kerim üzerinde tefekkür, ikincisi; başka varlıklar üzerinde tefekkürdür. Kur’an-ı Kerim üzerinde tefekkür; Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle onu doğru olarak anlamak, ondan yararlanmak, gösterdiği yoldan gitmek demektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Başka varlıklar üzerinde tefekkür konusunda, Kur’an-ı Kerim; Allah’ın yoktan var ettiği hiçbir şeyi boşuna yaratmadığını, (Âl-i İmran, 191.) yaratılanların mutlaka bir sebep ve hikmete mebni olarak yaratıldığını, (Mu’minûn, 115.) canlı ve cansız birçok varlığın insanın hizmetine ve onun emrine verildiğini ifade etmektedir. (Bakara, 29, 266; Rum, 21, 24, 50; Tarık, 6; Ankebut, 43; bkz.: Çetin a.g.m. s, 45.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gazzalî’nin düşünce sisteminde hikmet ve tefekkür kavramları iç içedir ve bu iki kavram arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu nedenle bazen bu kavramların birbirinin yerine kullanıldığı farkedilir. Gazzalî’nin eserlerinde hikmet tefekkürü, tefekkür de hikmeti kapsamakta ve ayrılmaz bir bütün olarak karşımıza çıkmaktadır. Hikmetin ilk şartı düşünmedir. Bu da temiz bir kalp ve temiz bir akıl ile olur. Allah’ın verdiği aklı şehvani arzuların peşinde kullananlar, ne kendi iç dünyalarındaki ilhamları ne de dış dünyadaki olup biten ibretli sahneleri düşünüp anlayamazlar, kavrayamazlar. (Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, sad.; heyet, İst., 1992, C. II, s. 204- 205.) Hikmetsiz tefekkürün manası ve faydası yoktur. Tefekkür ise, zaten insan zihnini ister istemez varlığın hikmetini kavramaya götürür. Yani kısaca, tefekkür hikmete, hikmet de insanı düşünce, söz ve amelinde isabetli kararlar verip uygulamaya götürür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gazzalî, tefekkürün iki önemli hususiyeti üzerinde durmaktadır: Biri; Allah’ın zatı hakkında düşünmenin caiz olmadığı, diğeri; bir saat tefekkürün bir sene (nafile) ibadetten hayırlı olduğudur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gazzalî, tefekkürün meyvesinin ilimler, haller ve ameller olduğunu ifade eder ve ilmin tefekkürün özel meyvesi olduğunu belirtir. Gazzalî’ye göre ilmin kalple ilişkisi ise başka bir şeydir. Şöyle ki; ilim kalbe gelince kalp değişir, kalp değişince azalar ve azaların davranışları da değişir. Böylece davranışlar kalbe gelen hallere, hal de ilme, ilim de tefekküre tabi olup aralarında bir zincirin halkaları gibi bir ilişki vardır. O halde tefekkür bütün hayırların anahtarıdır. (Gazzâlî, a.g.e., C: IV, s. 881; Ayrıca bkz.: Kılıç, Cevdet, Gazzâlî’de Tefekkür ve Hikmet Kavramları, Tasavvuf Dergisi, 2001, Yıl: 2, sayı 5, 117-141.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-8782.aspx"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-8782.aspx&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Resim: &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/21651868@N07/2616870003/"&gt;http://www.flickr.com/photos/21651868@N07/2616870003/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-5799153548429221104?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/5799153548429221104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=5799153548429221104&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/5799153548429221104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/5799153548429221104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/02/hayrn-anahtar-tefekkur.html' title='Hayrın Anahtarı Tefekkür'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sSIEhqP1Efs/TV7zNXx5-eI/AAAAAAAAADs/aCYHRKbPm9I/s72-c/24.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-8327421385167598364</id><published>2011-02-12T20:12:00.002+02:00</published><updated>2011-02-12T20:20:17.078+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuran-ı kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Hz.Peygamber'in (sav) Âlemlere Rahmet Olması</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-vrzRxYgZ6x4/TVbPOCrlWsI/AAAAAAAAADk/XuO5G2S4Tl0/s1600/6.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-vrzRxYgZ6x4/TVbPOCrlWsI/AAAAAAAAADk/XuO5G2S4Tl0/s320/6.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572869429062359746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #800000;"&gt;Doç. Dr. M. Akgül, &lt;em&gt;Kur'ân'da Hz. Muhammed'in Özellikleri&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikmet.net/content/view/53397/12/"&gt;&lt;span style="color: #333333;"&gt; hikmet.net&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Haddi zâtında her peygamber, Allâh'ın insanlara bir lütfu ve rahmetidir. Ancak son peygamber olması, nübüvvetinin, cinler de dahil herkesi içine alması ve herkesin bir şekilde onun peygamberliğinden istifade etmesindendir ki o, âlemlere rahmet olarak tavsif edilmiştir: "İşte bunun içindir ki ey Resûlüm, Biz seni bütün insanlar için sırf bir rahmet vesilesi olman için gönderdik."(Enbiyâ 21/107)"Rahmet", merhamete muhtaç olana iyilik etmeyi gerektiren şefkat duygusu olarak tarif edilmiştir. Bu kelime, bazen mücerred bir şefkat duygusu, bazen de şefkatten mücerred bir iyilik duygusu mânâsına kullanılmaktadır. Yani rahmette hem şefkat, hem de iyilik etmek mânâları vardır. Rahmet Allâh'tan olunca, ihsan, lütuf ve ikram mânâlarına; insanlardan olunca da şefkat ve acıyıp iyi muâmele etmek anlamlarına gelmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Rahmet, Allâh'ın sıfatlarından olup, Kur'ân'ın farklı âyetlerinde üzerinde durulmaktadır:"Düzeltilmiş olan ülkeyi ifsat etmeyin. Hem endişe, hem de ümit ile Ona yalvarın. Muhakkak ki Allah'ın rahmeti iyi kimselere yakındır."(A'râf 7/56), "Sen'in mağfireti bol Rabb'in, merhametlidir. Eğer işledikleri suçları sebebiyle onları cezalandıracak olsaydı, azabı onlara hemen gönderirdi. Fakat onlar için belirlenmiş bir süre vardır ki o vâde geldiğinde Allah'ın cezasından kaçıp sığınacak hiçbir yer bulamazlar."(Kehf 18/58), "..Allah, imanınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah, insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir."(Bakara 2/143) "Siz de Allah'ın sizi affedip müsamaha göstermesini arzu etmez misiniz? Allah gerçekten Gafurdur, Rahimdir."(Nûr 24/22)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; Şefkat hissi, özellikle eğitimle ilgilenenler için bulunması gerekli olan bir vasıftır. Kalbi katı olan birisinin gerçek mürebbî olması düşünülemez. Zîra rahmet, kalbî bir kıpırdanış, rûhî bir teessür ve insanı, terbiye ettiği kimseleri hafife almaktan engelleyen bir duygudur. Hz.Muhammed (sav), bütün insanlığın muallimi olduğuna göre, rahmet duygusunun en fazla onda bulunması gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Onun rahmeti sâdece inanan insanları değil, aynı zamanda bütün insanlığı içine alan bir rahmettir. Âyetin ifadesiyle o, bütün âlemlere rahmettir: "İşte bunun içindir ki ey Resûlüm, Biz seni bütün insanlar için sırf bir rahmet vesilesi olman için gönderdik."(Enbiyâ 21/107) Ve bu rahmet, hem dînî, hem de dünyevî yöndendir. Dînî yönden rahmet olması: Hz.Peygamber, insanlar câhiliye dediğimiz karanlık bir devrede, dalâlet içerisindeyken ve aynı zamanda ehl-i kitab'ın da, kendi kitaplarında ihtilafa düştükleri bir dönemde gönderilmiştir. Böylece Allah onu, gerçeği aramaya ve kurtuluş ile mükâfaatı kazanmaya hiçbir yolun bulunmadığı bir zamanda göndermiş, onunla insanlara, hidâyete giden yolları göstermiştir. Dünyevî bakımdan rahmet olması: İnsanlık onun sayesinde pekçok zilletden, harpden, kargaşadan kurtulmuş, gerçek sulha ve huzura kavuşmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Resûlullâh'ın rahmeti, müslümanları, gayr-ı müslimleri, dostları, düşmanları, hürleri, köleleri, büyükleri, küçükleri, hattâ insanların yanında hayvanları da içine alacak kadar geniş bir rahmettir. Evet onun rahmeti, mü'mine hidâyet, münafığın hayatı için bir emân, kâfire de İlâhî azabın te'hiri şeklinde tecellî etmiş, münafıklar, bu rahmet sayesinde dünyada azap görmemişler, müslümanlarla içli dışlı yaşamışlar, onların istifade ettikleri haklardan istifade etmişler ve onların bu durumları yüzlerine vurulmamıştır. Daha önceki milletler, Allah'a karşı yaptıkları isyanlardan toptan helak edildikleri halde, Resûlullah geldikten sonra böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Böylelikle kâfirler de bu rahmetten istifade etmişlerdir. Yani onun varlığı, azabın gelmesini önleyen bir özelliğe sahiptir: "Halbuki sen onların aralarında bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmaz; eğer onlar istiğfar ederlerse Allah bu takdirde de onlara azap etmez."(Enfâl 8/33) Ve Allâh Resûlü'nün bununla ilgili şu sözleri: "Ben rahmet olarak gönderildim, lanetçi olarak değil."(1) "Ben Muhammed'im, Ben Ahmed'im, Ben Mukaffî -son peygamberim- Ben Hâşir'im. Ben tevbe ve rahmet peygamberiyim."(2)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; Allah Resûlü'nün rahmetinin genişliğinden, Cibril'in dahi istifade ettiği rivâyet edilmektedir. Bir gün Hz. Peygamber Cibril'e sorar: "Sana da bu rahmetten birşey ulaştı mı?"Cibril: Evet Ya Resûlallah! Çünkü ben de âkibetimden emin değildim. Ne zaman ki: "Kuşkusuz o, değerli bir elçinin sözüdür. O elçi güçlü, Arş'ın sahibinin yanında çok itibarlıdır. Orada ona itaat edilir, güvenilir."(3) âyeti nâzil oldu, ben de emniyete erdim."buyurmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; Cenâb-ı Hakk, Resûlullâh'a merhametli olmasını, mü'minlere kanat germesini tavsiye etmiş: "Ve müminlere kol kanat ger, şefkatle koru onları."(Hicr 15/88), "Sana tabi olan müminlere kol kanat ger."(Şuârâ 26/215) gibi âyetlerle onlar için bir rahmet olduğunu bildirmiştir:"Onlardan bazıları Peygamberi incitmek için "O herkese kulak veren safın biridir"derler. De ki: "Evet öyledir, ama hep hakkınızdaki iyi sözlere kulak veren biridir, Allah'a inanır, müminlere güvenir. İman edenleriniz için bir rahmettir O!"İşte böylesi bir Allah Resûlünü incitenler yok mu? En acı azap onlara olacaktır."(Tevbe 9/61) aynı zamanda kendisine âit iki isimle de onu vasıflandırmıştır "Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir."(Tevbe 9/128).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; Hz.Peygamber, ümmetine o kadar düşkündür ki, zaman zaman bu yüzden dolayı göz yaşı bile dökmektedir. Bir gün Resûlullâh, Hz.İbrâhim hakkındaki: "Ya Rabbi, doğrusu onlar (putlar) insanların birçoğunu saptırdılar. Artık bundan sonra kim bana tabi olursa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse o da senin merhametine kalmıştır, şüphesiz Sen Gafursun, Rahimsin."(İbrâhim 14/36) âyeti ile, Hz.Îsâ hakkındaki: "Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır. Onları affedersen, Aziz-u Hakim: Üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi ancak Sensin."(Mâide 5/118) âyetini okuyarak ellerini kaldırmış: "Ya Rabbi! Ümmeti! Ümmeti!.."diye duâ etmiş ve göz yaşı dökmüş. Bunun üzerine Allah: "Ya Cibril! Muhammed'e git, ona niçin ağladığını sor.-Rabbin onun niçin ağladığını pekalâ bilir ya.-"demiş. Cibril de ona gelerek sormuş. Resûlullâh da kendisinin ne söylediğini ona haber vermiş. -Halbuki Allah onun ne söylediğini pekalâ bilir.- Nihayet Allah: "Ya Cibril! Git Muhammed'e şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında razı edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz."buyurmuştur. (4) Ayrıca: "Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın."(Duhâ 93/5) âyetiyle de bu durum te'yid edilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Hz.Peygamber (sav), insanları inanmadıkları zaman karşılaşacakları kötü âkibet karşısında uyarıyor ve onları hidâyete da'vet ediyordu. Ancak onlar, kendilerini hayra çağıran bu insana karşı koyuyorlar ve inanmak istemiyorlardı. Bu durum karşısında şefkat ve merhamet timsali Allâh Elçisi dayanamıyor, sıkıntılı anlar geçiriyordu:"Şimdi, bu söze inanmazlarsa, demek sen onların ardına düşüp nerdeyse kendi kendini yiyip tüketeceksin!"(Kehf 18/6), "Onlar iman etmiyor diye üzüntüden neredeyse kendini yeyip tüketeceksin."(Şuârâ 26/3). Resûlullah'ın bu sıkıntısını gidermek, onu rahatlatmak ve üzülmemesini sağlamak için, İlâhî bir îkaz geliyor, hidâyet ve dalâletin Allâh'ın elinde olduğu belirtiliyordu:"Hiç kötü işleri kendisine güzel görünen kimse, iyilik edip dürüst işler işleyen kimse gibi olur mu? Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini doğru yola iletir. O halde insanlardan ötürü üzülüp kendini mahvetme! Çünkü Allah onların bütün yaptıklarını bilir."(Fâtır 35/8)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Resûlullâh (sav), son derece hassas ve gözü yaşlı bir insandı. Fakirlere acır, bütün canlılara ve hayvanlara şefkat ve merhametle muamele ederdi. Halka da hayvanlara karşı şefkatli olmalarını tavsiye ederdi. (5) Rahmet, Hz.Peygamber'in âdeta rûhuydu. Onun devamlı süründüğü güzel bir kokusu ve yaratılıştan kendisinde bulunan güzel bir hasletiydi. O, şefkat ve merhamete, içinden gele gele inanıyor ve onu özellikle tatbik ediyordu. Rahmetle ilgili sözlerine ve tatbikatlarına baktığımızda, bunu açıkça görmek mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Bu rahmet duygusundan dolayıdır ki o, namazı uzun kıldırıpta başkalarına sıkıntı verdiğinden dolayı birini azarlamış, namazda çocuk sesini duyunca, namazı kısa kesmiş, bazılarının bütün bir seneyi oruçlu geçirdiğini duyunca onlara bunu yasaklamış, çocuklarını sevip okşamayanı îkaz etmiş, bir köpeğe acıyıp, onun susuzluğunu gideren günahkar bir kadının bu davranışını övmüş ve cennete gitmesine sebep göstermiş, kedinin ölümüne sebep olan ibâdete düşkün başka bir kadını ise cehennemlik olarak tavsif etmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt;Merhametle ilgili Hz.Peygamber'in (sav) bazı sözleri: "Allah, ancak merhametli kullarına merhamet eder.""Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin."(6) "Allah, herşeye iyilikle, güzellikle muâmele edilmesini ister. Hayvanları kestiğinizde zahmet vermeden güzelce kesiniz. Biriniz hayvanı boğazlayacağı zaman bıçağını iyice keskinleştirsin ve hayvana kolaylık göstersin."&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; [1] Müslim, Birr, 87&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; [2] Müslim, Fezâil 126; Ahmed b. Hanbel, 4/395&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; [3] Tekvîr, 81/19-20&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; [4] Müslim, Îman, 346&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; [5] Ebu'l-Hasan Nedvî, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed, 423-424&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #003366;"&gt; [6] Tirmizî, Birr, 16&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Resim: flickr.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-8327421385167598364?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/8327421385167598364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=8327421385167598364&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/8327421385167598364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/8327421385167598364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/02/hzpeygamberin-sav-alemlere-rahmet-olmas.html' title='Hz.Peygamber&apos;in (sav) Âlemlere Rahmet Olması'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-vrzRxYgZ6x4/TVbPOCrlWsI/AAAAAAAAADk/XuO5G2S4Tl0/s72-c/6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-1132890701190401777</id><published>2011-01-14T05:35:00.004+02:00</published><updated>2011-01-14T05:41:55.967+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><title type='text'>Risale-i Nur Ekseninde Bir Estetik Anlayışı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TS_Fv5G9bDI/AAAAAAAAADQ/zxoQBVSHqcQ/s1600/48821888_a5aad415d4.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 198px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TS_Fv5G9bDI/AAAAAAAAADQ/zxoQBVSHqcQ/s320/48821888_a5aad415d4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5561881491400387634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;İRFAN KÜLYUTMAZ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=6314"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Zaman Kitap 52&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Taha Çağlaroğlu'nun hazırladığı Risale-i Nur Estetiği: Aşkın Güzellik isimli çalışma Risale-i Nur-estetik ilişkisi üzerine bir yol haritası niteliğinde. Kitapta, hayat yolculukları hem Risale-i Nur'la hem de düşünce ve sanatla kesişen isimlerle konu üzerine yapılan bir soruşturma da yer alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;i&gt;RİSALE-İ NUR ESTETİĞİ: AŞKIN GÜZELLİK, TAHA ÇAĞLAROĞLU, ETKİLEŞİM YAYINLARI, 272 SAYFA, 12 TL&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Âlemlerin Rabbi, Kur'ân-ı Hakîm'inde kendisini ‘Esmâü'l-Hüsnâ'sı ile tanıtır. O, bütün hamdlerin O'na mahsus olduğu, bütün ‘güzel isimler' O'nun olan Zât-ı Zülcelâl'dir. Bu Kur'ânî tarif, insana hayatı boyu rehberlik edecek iki kanadın tarifi niteliğindedir. İnsan, ancak bu iki kanadı beraberce harekete geçirebildiğinde hakikat semalarında salimen yol alabilir. ‘Esmâ' yani ‘isimler' ifadesi aklî ve fikrî bir sürecin, bir düşünce yolculuğunun ifadesi iken, ‘Hüsnâ' ifadesi güzelliğe olan atfıyla kalbî ve duygusal bir yolculuğa işaret eder. Bu iki kelimenin Kur'ân'da ayrılmaz bir bütün olarak beraberce zikredilmesi ise hakikat yolculuğunda düşünce ve sanat, marifet ve estetik boyutunun beraberce var olması gerektiğini insana düşündürür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bediüzzaman'ın kolay anlaşılır ama bir o kadar derin “Güzel gören güzel düşünür” sözü, bu Kur'ânî terkip dikkate alınınca asıl derinliğine kavuşuyor. Onun her gün öğle, akşam ve yatsı namazlarında yaptığı ‘esmâü'l-hüsna' münacatının ‘Yâ Cemîl' diye başlaması da... Sabah ve ikindi namazlarında okumayı itiyad edindiği esmâ tesbihatının yine güzellik ile birebir ilgili ‘Rahîm' ve ‘Kerîm' isimleriyle başladığını da hatırlayalım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;b&gt;Bediüzzaman'ın kâinata bakışı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Hayata bütün güzel isimler O'nun olan Âlemlerin Rabbi adına bakan, çirkin görünen şeylerin bile ‘iç yüzünde, derununda' nice güzellikler gören, öyle ki yazdığı Hastalar Risalesi'nde hastalığı dahi ‘Cemîl' isminin bir cilvesi olarak okuyan Bediüzzaman'ın kâinata bakışındaki, insanı ve fıtratı yorumlayışındaki estetik vurgu okuyanların dikkatini nicedir çekiyor olmakla birlikte, bu konuda bir kitap bugüne kadar kaleme alınmış değildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Risale-i Nur'dan aldığı ilhamı açıkyüreklilikle ifade edegelen incelikli şair ve edebiyatçı Taha Çağlaroğlu'nun imzasıyla yayımlanan Risale-i Nur Estetiği: Aşkın Güzellik isimli kitap, bu bakımdan bir ilk. Risale-i Nur Estetiği, Etkileşim Yayınları'nın “Bediüzzaman’ın 50. Vefat Yıldönümüne Armağan” olarak yayımladığı kitaplardan.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Daha önce hazırladığı Yeni Şiir Antolojisi'nin yanı sıra Güzeleylem ve Yürek Sorgusu isimli deneme kitaplarıyla tanıdığımız Çağlaroğlu, Risale-i Nur Estetiği'ni üç bölüm olarak tasarlamış. “Edebiyatımızda Risale-i Nur” konulu bir giriş bölümünün ardından, Risale-i Nur estetiği üzerine bir yol haritası niteliğinde ikinci bölüm karşımıza çıkıyor. Üçüncü bölüm ise Risale-i Nur estetiği üzerine, hayat yolculukları hem Risale-i Nur'la, hem de düşünce ve sanatla kesişen isimlerle yapılan bir ‘soruşturma' niteliğinde. Böylece Çağlaroğlu, Risale-i Nur Estetiği'ni kendine özel bir konu olmaktan çıkarıp, bu konuda daha geniş bir müzakerenin kanallarını açma gibi bir sorumluluğu üstlenmiş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Kitap, her üç bölümüyle de dikkat uyandırıyor. Birinci bölümde özellikle Rasim Özdenören'le Risale-i Nur ve edebiyat ilişkisi üzerine yapılan görüşmeden aktarılan notlar, yeni müzakerelere kapı açıcı nitelikte. Özellikle de Risale-i Nur ile edebiyatı yaklaştırmaktan ve yakınlaştırmaktan uzak duranlar açısından. Risale-i Nur'dan bir şekilde beslenmiş edebiyatçılarımıza dair açıklamalar da bu bakımdan dikkat çekici.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Yazarın Risale-i Nur'u ‘estetik bir ruh haritası' olarak tanımladığı ikinci bölüm ise Risale-i Nur-estetik, Risale-i Nur-edebiyat ilişkisi üzerine Taha Çağlaroğlu'nun bir manifestosu niteliğinde. Bu bölümün giriş paragrafından bir alıntı, bunu hissettirmek için herhalde kifayet eder: “Hakikati ve güzelliği aramak, ifadelendirmek için yola koyulan sanatçı, Allah'ın nurunun gölgesi olan varlık âleminin ortasında ışıyan sanatının gerçek manada mevcut olmadığını, yalnızca bir ayna olduğunu ayrımsadığı oranda sonsuza doğru açılım gerçekleştirir. Kendisini uyaran hayret ruhsal bir ahenk kurdukça, sanatçı eseriyle birlikte aradan çıkar, perde değil ayna olur. Bu anlamda, insanın sanatı gerçek anlamda yoktur. Yaratılan, yaratamaz.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;İlgili bölümde, bu cümlelerden sonra, Bediüzzaman'dan hareketle ‘esmâ-i hüsnâ' ve ‘ubudiyet' merkezli bir sanat ve estetik teorisinin imkânlarına dair ufuk açıcı tahliller sunuyor Çağlaroğlu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Kitabın üçüncü bölümündeki soruşturmada Prof. Dr. Mahmut Kaplan ve Prof. Dr. Himmet Uç gibi edebiyat profesörlerimizin yanı sıra Arif Ay, Suad Alkan, Kâmil Yeşil gibi şairlerimizin, Sadık Yalsızuçanlar ve Cihan Aktaş gibi hikayecilerimizin ve Risale-i Nur üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız başka isimlerin Risale-i Nur estetiği üzerine görüşlerini okuma imkânı buluyoruz. Yirmi ismin düşüncelerini ifade ettiği bu soruşturma kapsamında verilen cevapların büyük çoğunluğu dikkat uyandırıcı, konuyla ilgili daha geniş bir müzakerenin zeminini hazırlayıcı nitelikte. Bu yirmi isim içinde Cahit Külekçi'nin getirdiği kısa açıklamada ise ‘nobran' bir üslup gördüğümü belirtmeliyim. Çağlaroğlu’nun soruşturmaya katılan her ismin görüşüne kitapta yer verme olgunluğunu gösterdiği anlaşılıyor, ama Külekçi'nin cümleleri ‘Risale-i Nur estetiği' üzerine bir kitaba yakışmamış. Ne Bediüzzaman, ne talebeleri, ne de bu konu ve soruşturma “Risalelere bakarak kağnı bile yapamazsınız” gibi “Kel alâka?” dedirten yakışıksız ‘açıklama'ları hak ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;b&gt;Öncü bir çalışma&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Diğer 19 ismin açıklamalarını ise Risale-i Nur estetiği üzerine müzakereyi genişletmek ve geliştirmek için bir imkân olarak görüyorum. Bu açıklamalar içinde benim için en dikkat çekici olanı, Sadık Yalsızuçanlar'ın Bediüzzaman'ın ortaya koyduğu estetik anlayışı ‘marifet estetiği' veya ‘hakikat estetiği' olarak ifade etmenin daha uygun olacağına dair tespitiydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Sonuçta, baştan sona öğretici, düşündürücü, yeni sorulara ve müzakerelere kapı aralayıcı bir öncü kitapla karşı karşıyayız. Hem Çağlaroğlu'na, hem Etkileşim Yayınları'na vefatının 50. yılında Bediüzzaman'ın hatırasına böyle bir kitabı yayın hayatımıza kazandırdıkları için teşekkür ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bir öncü çalışma olarak Risale-i Nur Estetiği'nde eksikler yok değil. Ama ‘ilk yapıp en mükemmel yapma'nın Peygamber Aleyhissalâtu Vesselam’a has bir mucize olduğunu yine Bediüzzaman'ın Âyetü'l-Kübra'sında geçen bir ifade dolayısıyla biliyoruz. Taha Çağlaroğlu'nun bu öncü çalışması, bu konuda çok daha geniş ve derin çalışmaların ortaya çıkmasına vesile olacaktır ümidindeyiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Resim: flickr.com&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-1132890701190401777?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/1132890701190401777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=1132890701190401777&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1132890701190401777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1132890701190401777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2011/01/risale-i-nur-ekseninde-bir-estetik.html' title='Risale-i Nur Ekseninde Bir Estetik Anlayışı'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TS_Fv5G9bDI/AAAAAAAAADQ/zxoQBVSHqcQ/s72-c/48821888_a5aad415d4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-7082031547374904453</id><published>2010-11-09T18:18:00.001+02:00</published><updated>2010-11-09T18:21:25.737+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuran-ı kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Osmanlı'nın eşyası, Kâbe-i Muazzama Müzesi'nde</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; "&gt;&lt;table id="Table4" cellspacing="0" cellpadding="0" width="95%" border="0" align="center"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr bg=""&gt;&lt;td width="100%"&gt;&lt;span id="lbl_time" class="newsTime" style="font-size: 10px; font-weight: bold; line-height: 21px; vertical-align: middle; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;09 Kasım 2010&lt;br /&gt;&lt;a href="http://netgazete.com/News/738611/osmanlinin_esyasi_k%C3%A2be-i_muazzama_muzesinde.aspx"&gt;netgazete.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td align="right" valign="bottom"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="100%"&gt; &lt;/td&gt;&lt;td align="right" valign="bottom"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;table width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td valign="top" class="ortatext" style="text-align: justify; vertical-align: top; "&gt;&lt;table align="right" style="font-size: 17px; font-family: Arial; "&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;table id="tblResim1" width="400" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;img id="resim0" src="http://netgazete.com/Resources/2010/11/9/738611_1.gif" style="width: 400px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; " /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr id="traltyazi1"&gt;&lt;td bgcolor="black" style="color: white; background-color: black; font-size: 11px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; "&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;table id="tblResim2" width="400" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;img id="resim" src="http://netgazete.com/Resources/2010/11/9/738611_2.gif" style="width: 400px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; " /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr id="traltyazi2"&gt;&lt;td bgcolor="black" style="color: white; background-color: black; font-size: 11px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; "&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;table id="tblResim3" width="400" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;img id="resim2" src="http://netgazete.com/Resources/2010/11/9/738611_3.gif" style="width: 400px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; " /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr id="traltyazi3"&gt;&lt;td bgcolor="black" style="color: white; background-color: black; font-size: 11px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; "&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;table id="tblResim4" width="400" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;img id="resim3" src="http://netgazete.com/Resources/2010/11/9/738611_5.gif" style="width: 400px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; " /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr id="traltyazi4"&gt;&lt;td bgcolor="black" style="color: white; background-color: black; font-size: 11px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; "&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span id="metin" class="ortatext" style="text-align: justify; vertical-align: top; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;MEKKE -İHA- Mekke-i Mükerreme'de hacı adaylarının ziyaret ettiği mekanların başında Kabe-i Muazzama Müzesi geliyor. Kabe'de eskiyip yerine yenisi konulan malzemeler bu müzede saklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabe-i Muazzama'nın Osmanlılar zamanında kullanılan ahşap minberi, Hacer'ül Esved'in bakırdan yapılmış, kenarı yırtık muhafaza kabları, Makam-ı İbrahim'in pirinçten eski muhafazası, Memluk (Mısır) Sultanı Berkok zamanından kalma taş kitabeler, Osmanlı döneminde III. Murat Han'ın yaptırdığı taş oyması, Allah, Muhammed ve Çar-ı Güzin lafızları, eski Kabe Kapıları ziyaretçiler tarafından hayranlıkla seyrediliyor.&lt;br /&gt;En fazla ilgiyi ise Kabe-i Muazzama'dan çıkan eski kapılar oluşturuyor. Osmanlı ve Memlûklu yapımı özel çalışılmış eski kabe kapıları, bütün ziyaretçilerin hatıra fotoğrafı çektirdiği objelerin başında yer alıyor. Eski Zemzem Kuyusu etrafındaki demir muhafazalar da yine müzede saklanıyor. Kabe'de bulunan Osmanlı zamanından kalma güneş saati, minare ve kubbe alemleri de Türkleri hatırlatıyor. Ziyaretçileri tarihe götüren objelerden birisi de duvarları süsleyen eski Kabe-i Muazzama fotoğrafları oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı zamanından kalan fotoğraflarda Kabe-i Muazzama'nın 120 yıl öncesine kadar ne şekilde olduğu gözler önüne seriliyor. Kabe-i Muazzama'nın içerisinden ve çevresinden çıkarılan mermer sutunlar da müzenin bahçesini süslüyor. Müzede Peygamber Efendimizin kabrinin bulunduğu Mescidi Nebevi'den çıkarılan mihrab çerçeveleri, caminin bahçesindeki eski tip lambaların çerçeveleri de yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin yanı sıra Endonezya, İran, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin hacı adayları, müze ziyaretlerini gruplar halinde randevulu sistemle yapabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İRFAN ALTIKARDEŞ - DURSUN ŞAHİN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-7082031547374904453?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/7082031547374904453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=7082031547374904453&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/7082031547374904453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/7082031547374904453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2010/11/osmanlnn-esyas-kabe-i-muazzama.html' title='Osmanlı&apos;nın eşyası, Kâbe-i Muazzama Müzesi&apos;nde'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-3377167520308421769</id><published>2010-09-27T03:40:00.002+03:00</published><updated>2010-10-01T01:27:10.254+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Efendimiz'in (sav) Merhamet Ahlakı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TKUOS6ZX6RI/AAAAAAAAAC8/PoCBoAYfsTQ/s1600/531583.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TKUOS6ZX6RI/AAAAAAAAAC8/PoCBoAYfsTQ/s320/531583.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522836236115896594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.ilimbahcesi.com/efendimiz/efendimizin_merhamet_ahlaki.htm"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ilim Bahcesi Sitesi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Efendimiz’in merhameti beşerî münâsebetlerde ortaya çıkan bir husustur. Onun insanî ilişkilerini bu gözle değerlendirdiğimiz zaman merhamet ahlâkının en şâhika örneklerini, hoşgörü ikliminin en müşahhas misallerini onda görürüz. Çünkü o lânetçi değil, rahmet peygamberiydi. (bk. el-Enbiyâ, 21/107) Âile hayatından toplum ve devlet hayatına varıncaya kadar onda bu höşgörü, merhamet, şefkât ve sevginin derin izleri vardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Rahmet peygamberinin insânî ilişkilerdeki temel özelliği merhametiydi, hoşgörü ve şefkatiydi. Kur’an onun bu özelliğini şu lâfızlarda takdim etmektedir:“Allah’ın rahmeti sâyesinde ey Muhammed sen insanlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz insanlar etrafından dağılır giderlerdi. Onları bağışla, onlar için mağfiret dile, iş konusunda onlarla istişâre et. Bir kere karar verdin mi Allah’a tevekkül et! Allah kendisine güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159) Bu âyette Allah Rasûlü’nün insânî ilişkilerinin zemini rahmet ve şefkat olarak belirleniyor. İnsanların yanlışlık ve taşkınlıklarına hoşgörü ile mukabele edilmesi ve onlar için Allah’dan bağışlanma dilenmesi öngörülüyor. Ayrıca yapılacak işlerin karar aşamasında insanların görüşlerine başvurulması tavsiye ediliyor. Ancak karar aşamasına gelmiş işlerde ise kararsızlık göstermeden Hakk’a tevekkülle işin sonuçlandırılması emrediliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;- Eş ve Baba olarak Âile Hayatındaki Merhamet Âhlakı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;İnsanın olduğu gibi göründüğü yer âilesinin yanıdır. Hiç kimse âilesinin içinde, olduğundan fazla görünme şansına sâhip değildir. Bu yüzden insanların insanî ve ahlâkî özelliklerini en iyi bilenler, insanları âile içinde görüp tanıyanlardır. Bu açıdan Hz. Peygamber’in beşerî ilişkileri hakkında eşleri, çocukları ve hizmetçilerinin tesbit ve değerlendirmeleri büyük önem arzetmektedir. İlk eşi Hatice anamız onun hakkında şu tesbitlerde bulunmaktadır. “Sen yakınlık bağlarına saygı gösterir, kimsenin hakkına tecâvüz etmezsin.” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1) Hz. Âişe ahlâkını Kur’an olarak gördüğü Allah Rasûlü’nü şu lâfızlarla anlatmaktadır: “O evinde ayakkabılarını tâmir eden, söküğünü diken, önüne konursa yiyen, değilse asla istemeyen, insanların kusurlarını bağışlayan bir insandı.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;On yıl kadar onun hizmetinde bulunan Enes (r.a.)’in: “Beni yaptığım ve yapmadığım şeyler sebebiyle hiç azarlamadı.” sözü, Onun insan gönlüne verdiği değeri gösterir. Hz. Zeyd b. Hârise’nin onun yanında bulunmayı, baba ocağına tercih edişi insanların kişiliklerine gösterdiği saygıyı ifâde eder. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Torunları Hasan ve Hüseyin ile Zeyd’in oğlu Üsâme’yi kucağına alarak, okşayıp iltifat ederek gösterdiği şefkat tavrı, ondaki merhamet duygusunun bir başka tezâhürüdür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;-Mürebbî ve Mürşid Olarak Toplum Hayatındaki Merhamet Âhlakı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Allah Rasûlü, toplum hayatında inananlara karşı da, inanmayanlara karşı da hoşgörülüdür. O inananlara düşkündür: “Ey inananlar! Andolsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size çok düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.” (et-Tevbe, 9/128) O bu düşkünlüğü sebebiyle onların her türlü acıları ve sancıları ile sevinçlerini paylaşır, onlara danışırdı. İnsanların kusurlarını asla yüzlerine vurmaz, azarlayıp ayıplamazdı. Gördüğü yanlışlıklarda “galat-ı rüyeti” kendisine izâfe ederek : “Bana ne oluyor da bazılarınızı şu şu hallerde görüyorum” derdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Mescide bevl gibi tabiî ihtiyacını görmeye kalkışan bedeviye müdâhale etmeye kalkışanlara bile mânî olmuş ve “Bırakın hâcetini görsün” buyurmuş ve ardından o mahalli bir kova su döktürerek temizletmişti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gençliğin verdiği taşkınlık ve şaşkınlıkla kendisinden zinâ etmek için izin isteyen genci azarlayıp ayıplamak yerine iknâ yöntemini seçmişti. Gence “böyle bir fiilin annesine, bacısına, teyzesine vs. yapılmasından memnûn olup olmayacağını” sorarak gönlündeki bu meyli önce suâl ve iknâ ile, ardından nazar ve duâ ile ber-taraf etmiştir. (bk. İbn Hanbel, I, 256-257) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Ganimet taksimi sırasında insanları yararak yanına sokulup ridâsının yakalarından tutarak kendisini sarsan ve “Devemi ganîmet mallarıyla doldur, babanın malını vermiyorsun?” diye kendisini inciten bedeviye karşı da merhametle muâmele etmişti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O, inanmayanlara karşı da höşgörülüydü. Kendisine yapılan haksızlıkları affederdi. Nitekim Necid gazvesinden dönerken bir ağacın altında istirahata çekilmiş ve kılıcını da ağacın dalına asmıştı. Allah Rasûlü’nü yalnız başına gören müşrik ağaçta asılı kılıcı kaparak: “Şimdi seni benim elimden kim kurtarır?” diye Ona doğru hamle yapmıştı. Allah Rasûlü öyle bir “Allah!” dedi ki müşrikin elinden kılıç düştü. Bu sefer soru sırası kılıcı eline alan şanlı nebîye gelmişti. Müşrik hemen afv dileyince Allah Rasûlü onu bağışlayıverdi. Çünkü Allah Teâla ona:“İnsanlarla ilişkilerinde hoşgörü ve kolaylık tarafını gözet, iyiliği emret ve cahillerden yüzçevir!” (el-A’râf, 7/199) buyurmaktaydı. Kendini ve Rabbini bilmeyen câhillerin ahmakça sözlerine, akılsızca işlerine, ahlaksızca davranışlarına aldırma, onlara aynıyla mukabele etmeye kalkışma! Bu âyetin tefsiri sadedinde vârid olan şu hadis-i şerif bu konudaki ölçüleri ortaya koymaktadır: “Faziletlerin en yükseği, seninle ilişkisini keseni senin arayıp sorman, seni mahrum bırakana senin ihsanda bulunman ve sana zulmedeni senin bağışlamandır.” (İbn Hanbel, Müsned, III, 438) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu âyetin inmesinden sonra Allah Rasûlü: “Öfke gerçekleşmiş iken insanın nasıl kendisine hâkim olup câhillerden yüz çevirebileceğini” söyleyince devamındaki şu âyet nâzil oldu: “Eğer şeytandan bir gıcık seni tahrik edecek olursa hemen Allah’a sığın. Muhakkak ki Allah işitir ve görür.” (el-A’raf, 7/200) Yâni şeytan sana emrolunduğun şeyin tersini yaptırmak üzere bir tahrik ve galeyan verecek olursa hemen Allah’a sığın. Nefsine hâkim ol!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;-Devlet Başkanı Olarak Merhamet Ahlâkı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Allah Rasûlü devlet başkanı olarak inananlara karşı da, inanamayanlara karşı da hoşgörülü ve merhametliydi. Mekke onun çok sevdiği yurduydu. Hem de çıkarılmasa, asla terk etmeyi düşünmediği yurduydu. O kendisini Mekke’den çıkaranları hattâ hicrette yakalamak üzere iken kumlara saplanan Süraka’yı, kendisini Mekke’den çıkartan Ebû Süfyan’ı ve eşi Hind’i, Hamza’yı öldüren Vahşî’yi vs. hep affetti. Ancak onun afv, musâmaha ve hoşgörüsü acz, zillet ve meskenet değildi, âlemşümûl vakarından ve merhametinden kaynaklanıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Müslüman izzet ve vakar sâhibidir. Allah Teâla: “İzzet, Allah’ın, Rasûlü’nün ve inananlarınındır. Fakat münâfıklar bunu bilmez.” (el-Münâfikun, 63/8) buyurur. Bu âyetin inmesine vesile olan Mustalık Gazvesi dönüşü yaşanan olaylardır. Münafıklar kuyu başında Müslümanlarla tartışmış ve münâfıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl “Medine’ye dönünce şerefliler şerefsizleri Medine’den çıkaracaklar” demişti. Bu tartışma sonunda İbn Selûl’un oğlu Abdullah babasını sözünü geri almaya zorlamış ve kan dökülmeye ramak kalmıştı. Allah Rasûlü büyük diplomasi ve hoşgörüyle Abdullah’ı babasını öldürmekten vazgeçirdi ve büyük bir fitneyi önledi.&lt;br /&gt;Allah Rasûlü, bunu bir zillete rızâ göstermek için yapmamıştı. Medine İslâm toplumunda ortaya çıkabilecek fitneyi önlemek üzre yapmıştı. Devlet işinde duygulardan çok prensipler ve akıl önde olmalıydı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Efendimiz’in, merhametinin gereği olarak bütün yaratıklara karşı şefkati ve bütün insanlığa afv ve hoşgörüsü sınırsızdı. Devlet başkanı olarak toplumun bütün kesimlerinin derdi Onun yüreğini kanatıyor ve ciğerini sızlatıyordu. Ona göre “Güneşin doğduğu yerde bulunan Müslümanın ayağına batan diken güneşin battığı yerdeki Müslümanın ayağını sızlatmalıydı.” Bu Müslümanın iman göstergesiydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Resim: flickr.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color:#FFFFFF;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-3377167520308421769?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/3377167520308421769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=3377167520308421769&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3377167520308421769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3377167520308421769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2007/12/efendimizin-merhamet-ahlak.html' title='Efendimiz&apos;in (sav) Merhamet Ahlakı'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TKUOS6ZX6RI/AAAAAAAAAC8/PoCBoAYfsTQ/s72-c/531583.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-3479327250612543531</id><published>2010-09-20T02:59:00.004+03:00</published><updated>2010-09-20T03:54:17.937+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Günümüzde Hz. Peygamber (sav)'in Doğru Anlatılması Meselesi Üzerine Düşünceler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doç. Dr. Adem Apak&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;SonPeygamber.Info Sitesi&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Diyanet İşleri Başkanlığı'nın başlatmış olduğu ve her yıl Nisan ayında tertip edilen Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin gerek ülkemizde, gerekse yurt dışındaki Müslüman vatandaş ve soydaşlarımızda yoğun bir dinî atmosferin yaşanmasına sebep olduğu bir gerçektir. Her şeyden önce bu vesile ile insanımızın dinî hassasiyeti Ramazan coşkusunu andırır derecede canlanmakta ve bir haftalık süre içinde, İslam dininin topluma yansıyan yönü müstesna örneklerle sergilenmektedir. Memnuniyetle ifade etmek gerekir ki, hafta boyunca çeşitli sivil toplum kuruluşları da resmî programlardan ilham alarak Hz. Peygamber (as)'i tanıtıcı ve İslam dininin güzelliklerini topluma yansıtıcı mahiyette çeşitli faaliyetler düzenlemektedirler. Gün geçtikçe bu tür organizasyonların sayısı artmakta, nitelikleri de seviye kazanmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gerek Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, gerekse sivil kuruluşların tertip etmiş oldukları Kutlu Doğum programlarının en önemli konusu şüphesiz Hz. Peygamber (as), O'nun din ve sosyal hayattaki örnekliği ile İslam dininin bütün insanlara müteveccih olan evrensel mesajlarıdır. Bu hususlar gereği gibi işlendiği takdirde, hem toplumumuzun din ve peygamber bilincinin artacağı, hem de yüce dinimiz İslam'ın mesajlarının bütün insanlığa ulaştırılacağı açıktır. Bu sebeple verilecek mesajların muhtevası kadar, bunların nasıl verileceği hususu da önem arz etmektedir. Bu makalede özellikle günümüz insanına Hz. Peygamber (as)'i nasıl takdim etmek gerekir sorusu etrafında bazı tespitler yapılmaya ve teklifler sunulmaya çalışılacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İslam dininin temel kaynakları Kur'ân ve sünnettir. Kur'ân vahyin mesajlarını, sünnet ise Hz. Peygamber (as)'in söz, fiil ve takrirlerini içerir. Sünnet bu yönüyle, Allah Rasûlü (sav)'nün İslam dinini hayata yansıtma faaliyeti bütünü olarak değerlendirilebilir. Bu sebeple İslam dininin anlaşılması, Peygamberin ve O'nun davranışlarının anlaşılmasıyla doğrudan ilgilidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarih boyunca Hz. Muhammed (sav)'in tanınması ve anlaşılması gayesiyle muhtelif coğrafya, kültür ve dönemlerde farklı tasavvurlar ve sunumlar geliştirilmiş ve zamanla bu konuda geniş bir literatür meydana getirilmiştir. Zamanımızda da Rasûlullah (sav)'ın hayatını yeniden okumak, düşünmek, anlamak ve anlatmak ihtiyacı artarak devam etmektedir. Zira zamanın değişmesiyle birlikte insanların anlayışları ve dünya görüşleri de değişmektedir. Bu değişimleri doğru olarak algılamak suretiyle, asrımız insanına son dinin tebliğcisini en gerçekçi bir şekilde tanıtmak, Müslüman aydınların öncelikli görevlerindendir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Peygamber (as)'in doğru anlaşılması hususunda ilk adım, O'nun hayatının ve davranışlarının sağlam kaynaklardan sahih bilgilere dayanılarak ortaya konulması olmalıdır. Bu konuda öncelikli kaynak tabiî ki, ilahî kitap Kur'ân-ı Kerim'dir. Zira Kur'ân'da Hz. Peygamber (as) dönemindeki savaşlar, anlaşmalar, Yahudiler, Hıristiyanlar, münafıklarla ilişkiler, O'nun beşerî yönü, kendisine yapılan ilahî uyarılar vb. konularda bilgiler yer almaktadır. Hz. Peygamber (as)'in hayatının ve kişiliğinin tüm yönleri ve yaşadığı muhitin sosyo-kültürel yapısı hakkında geniş bilgiler ihtiva eden ikinci kaynak ise bizzat ondan rivayet edilen hadisler, daha geniş ifade edilecek olursa O'nun söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden sünnettir. Hadislerin rivayet ve dirayet tenkidinden geçirilmesinin yanında ayetlerin ışığında yeniden değerlendirmeye tabi tutulması önem arzetmektedir. Çünkü sonraki dönemlerde siyasî veya dinî saiklerle pek çok zayıf hadis delil olarak kullanılmış, hatta bazı itikadi-siyasi gruplar tarafından kendi görüşlerini desteklemek amacıyla hadisler uydurulmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Muhammed (sav)'in insanlara tanıtılmasında Kur'ân ve hadisten sonra müracaat edilecek üçüncü derecedeki bilgiler ise, siyer ve meğâzî kitaplarında yer alan ve tenkit süzgecinden geçmiş, daha da önemlisi ilk iki kaynaktaki esaslarla paralellik arz eden rivayetlerdir. Bu hususta gösterilecek hassasiyetin sebebi, Rasûlullah (sav)'ın doğru bilgilerle tanıtımının sağlanmasıdır. Kabul etmek gerekir ki, Allah Rasûlü'nün (sav) insanlara takdimi meselesi, zaman içinde genelde ilmî anlayıştan edebî anlayışa kaymış görünmektedir. Bunun sonucu olarak yazarlar ve özellikle de şairler -birçoğu da samimi niyetlerle de olsa- tarihte yaşayan peygamber yerine, hayallerinde canlandırdıkları peygamberi insanlara takdim etmişlerdir. Neticede Müslüman toplumlar peygamber tasavvurlarını genelde şairlerin tasvir ettikleri peygamberden ilham alarak oluşturmuşlardır. Tasvirlerin tarihî gerçeklere uyup uymadığı, sağlam kaynaklarca desteklenip desteklenmediği hususu umumiyetle ikinci plânda kalmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Müslüman şairlerin dizelerinde Allah Rasûlü (sav) sadece bir övgü (medh) konusu olarak görülmüştür. Şiirde övgü önemli bir temadır. Ancak Allah Rasûlü'nün (sav) sadece bu çerçevede ele alınması, insanlara bu zaviyeden takdim edilmesi O'nun tanıtılması açısından yanlış olmasa da, eksiktir. Örnek vermek gerekirse; Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i edebî bir eserdir, hatta çağları aşıp hâlâ etkisini sürdürmesi sebebiyle bir şaheserdir. Ancak o bir siyer kitabı değildir. O'nu kendi kategorisinde değerlendirmek, siyer alanında bilgi kaynağı olarak görmemek gerekir. Ancak günümüzde de şahit olduğumuz gibi, bilhassa Kutlu Doğum etkinliklerinde edebî eserler merkezli bir peygamber sunumu öne çıkmakta, programlar şiir dinletileri ve menkıbevî siyer anlatımlarıyla doldurulmakta, zaman zaman da Hz. Peygamber (as)'i tanıtma faaliyeti duygu-yoğun söz ve müziklerle amacından sapmaktadır. Halbuki Hz. Peygamber (as)'i düşünerek öğrenmek ve tanımak esas olmalıdır. Zira Müslümanların Hz. Peygamber (as)'i tahayyüllerle değil, gerçek hâliyle anlamaya ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaç da ancak sağlam riyavet ve muhakeme ile ortaya çıkan doğru bilgilerle gerçekleşir. Kanaatimizce peygamberi tanıma ve sevme konusunda, insanların salt duygularına hitap eden, onları heyecana sevk eden övgü manzumelerinden ziyade, akletmeye, tefekküre götüren yol gösterici bilgilere müracaat etmek, bunları esas alan toplantı ve konferansların sayısını ve niteliğini artırmak gerekir. Aslında Hz. Peygamber (as)'i Allah övmüştür, O'nun kulların övgüsüne ihtiyacı yoktur. Asıl kulların, yani ümmetlerinin O'nu bütün yönleriyle ve en doğru bir şekilde tanıma ve anlamalarına gerek vardır. Dolayısıyla kullara düşen O'nu övme yarışına girmek yerine, doğru tanıma, anlama ve örnek alma çabası sarf etmek olmalıdır. Dolayısıyla edebiyat faaliyetlerinin (şiir, hikaye, piyes vb.) Peygamberin tanıtımında ve takdimindeki ehemmiyetini (hatta çocuklar ve gençler için zaruretini) kabul etmekle birlikte, Allah Rasûlü'nün (sav) tanıtımını da, hissî boyuttan daha fazla, akli temellerle gerçekleştirilmesinin zarureti dikkatten uzak tutulmamalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günümüz insanının Hz. Peygamber (as)'i anlaması konusunda takip edilmesi gereken yollardan biri de, O'nun insanî-beşerî yönünün öne çıkarılarak takdim edilmesidir. Peygamberler ilahî tebliğin insanlara ulaştırılması için Allah tarafından seçilmiş müstesna şahsiyetlerdir. Onlara diğer insanlarda bulunmayan mucize, ismet sıfatı gibi beşer üstü özellikler verilmiştir, üstelik bunlar aynı zamanda peygamberliğin şartlarındandır. Ancak bununla birlikte onlar her şeyden önce birer insan olarak kabul edilmişlerdi ki, bizzat kelime-i şehadetin muhtevası bu hususu açık bir şekilde gösterir. Kur'ân'da da ifade edildiği gibi (İsra, 95; Enam, 9), insanlara gönderilecek bir elçinin ancak insan olması lüzumu vardır. Aksi takdirde insanların kendileri dışındaki bir varlığa (melek) tabi olmaları ve O'nun gibi davranış geliştirmeleri mümkün değildir. Bu değerlendirmelerden yola çıkarak günümüz insanına, Hz. Peygamber (sav)'in insani yönünü belirginleştiren bir sunum yapılması, başka bir ifadeyle Allah Rasûlü'nün (sav) peygamber olmakla birlikte, bir insan olarak tanıtılmasının gereğini vurgulamak gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İslam tarihi kaynaklarının önemli bir kısmında Hz. Peygamber (as)'in hayatının olağanüstü boyutta aktarıldığı ve genelde mucize merkezli bir peygamber takdiminin yapıldığı görülür. Örnek vermek gerekirse, hicret hadisesinden bahsedilirken öne çıkan hususlar Sevr Mağarası etrafındaki gelişmeler, yolculuk esnasındaki olağanüstü gelişmeler ile Süraka olayı öne çıkarılır. Halbuki bunlar hicretin mahiyeti ve önemi bahsinde esas konular olmadıkları gibi, hicretin gerek İslam tarihi, gerekse dünya tarihi açısından dönüm noktası olması yönünü geri plâna iter rivayetlerdir. Bu durum son peygamberin evrensel mesajının gerçek yönüyle anlaşılmasını da gölgeleyebilir. Kaynaklarda olağanüstü bir peygamber takdimi yapılmasında, insanların peygamberi ulaşılamaz bir varlık kabul etmelerinin ve özellikle de Hz. Peygamber (as)'in vefatından sonraki dönemlerde farklı din mensuplarıyla girişilen peygamber tartışmalarının etkisi mutlaka vardır. Ancak olağanüstü özellikleri öne çıkarılan ve mucize merkezli olarak sunulan bir peygamberin, insanlar tarafından örnek alınması ihtimali de ortadan kalkabilir. Çünkü insanlar tamamen beşer üstü hususiyetlerle bürünmüş bir insanı davranış geliştirme ve kendilerine model alma konusunda aciz kalacaklarını ifade edecekler, bu hususta mazur sayılmayı isteyeceklerdir. O zaman, bunun yerine, Peygamberin, vahyin tebliğcisi olmasının yanında beşerî vasıfların hemen tamamını üzerinde barındıran bir insan olduğu bilgisi ve fikrinin öne çıkarılması, O'nun insan olarak örnek alınacak pek çok hususiyete sahip olduğunun vurgulanması insani davranışlarının örneklenmesi, Müslümanları/insanları, O'nu tanıma ve O'nun davranışlarını kazanma yönünde ikna ve teşvik edecektir. Bu bahiste örnek vermek gerekirse, Allah Rasûlü (sav) insan olması hasebiyle, bir çocuktur, bir eştir, bir babadır, bir komşudur, bir komutandır, bir liderdir; özetle ortalama bir insanın pek çok konuda kendisiyle paralellik kurabileceği özellikleri haiz bir beşerdir. Bu durumda bilhassa Müslümanların peygamber sıfatıyla birlikte beşeri özellikleri de şahsında barındıran bir Peygamberi örnek almaları ve O'nun gibi davranmaları pekala mümkün olur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, Hz. Peygamber (as)'in günümüz insanına tanıtılmasında, başka bir ifadeyle, zamanımızda Allah Rasûlü'nün (sav) anlaşılmasında O'nun insanî yönünün ön plana çıkarılması demek, ilahî tarafının, gösterdiği mucizelerinin geri plâna alınması, kısacası O'nun risalet yönünün ikinci dereceye çekilmesi anlamına gelmez. Müslümanlar için şu mutlak bir gerçekliktir ki, Hz. Muhammed (sav) kendisine vahiy gelen, gerçekleştirdiği dönüşümün stratejisini ve içeriğini ilahî vahyin belirlediği, başarısının temelinde de vahyin bulunduğu bir şahsiyettir, son peygamberdir. Vahyin en açık işareti olan Kur'ân da O'nun en büyük mucizesidir. Hz. Muhammed (sav)'in hayatı veya hayatından bir kesit sunulurken mutlaka O'nun nitelikleri ve davranışında vahye, vahyin rolüne işaret edilmelidir. Bizim yukarıda kastetmeye çalıştığımız husus, günümüz Müslümanları ve insanlığı için Hz. Muhammed (sav)'in takdiminde, peygamberlik ile insani yönden hangisinin önemli ve öncelikli olduğu meselesi değil, konunun sunumunda meselenin pratik ve güncel boyutudur. Esasında Hz. Peygamber (as)'in günümüz insanına tanıtılmasında öncelikli olarak Kur'ân ve sahih hadisin temel alınması gerektiği şeklinde yukarıda ortaya konulan düşünce, vahyi ve peygamberliği açık bir şekilde meselenin merkezine koymaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Muhammed (sav) son peygamber ve âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O'nun mesajı belli bir bölgeye veya millete değil, bütün insanlığadır. Öyleyse O'nun mesajlarını bütün insanlığı içine alacak şekilde ele almak, O'nu evrensel mesajlar çerçevesinde insanlara tanıtmak gerekir. Allah Rasûlü (sav), İslam medeniyetinin üzerine inşa edildiği değerler sistemini hayata geçiren, onlara dinamiklik kazandıran bir şahsiyettir. O'nun bu özellikleriyle sunulması, çağımızda kimlik bunalımı yaşayan Müslümanlar ve tüm insanlık için büyük ehemmiyet arzeder. Ferdî ve ictimai düzeyde hayatı anlamlandıran, kimlik, kişilik oluşturan, güven ve dinamizm kazandıran, özetle medeniyetin çerçevesini çizen ana unsur değerler sistemidir. İslam medeniyetinin üzerine inşa edildiği inanç, aile, sevgi, saygı, doğruluk, adalet, eşitlik, dayanışma, çalışma, cömertlik, dostluk, merhamet, iyilik, tevekkül, hoşgörü, barış gibi belli başlı değerler ise Hz. Peygamber (as) tarafından en güzel şekilde hayata geçirilen, Müslümanlara ve tüm insanlığa örnek olarak sunulan evrensel değerlerdir. İslam medeniyetinin oluşum ve gelişme aşamalarında bu değerler Müslümanlara ruh vermiş ve bu ruh, zamanla eserlere ve kurumlara yansımıştır. Bu değerler merkezinde tanıtılan Hz. Peygamber (as), şüphesiz hem Müslümanlar için, hem insanlık için en büyük rehber olma özelliğini güçlü bir şekilde devam ettirecektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Peygamber (as)'in günümüz insanına tanıtılması ve O'nun doğru bir şekilde anlaşılması konusunda yapılması gereken öncelikli adım, bilhassa topluma önderlik yapan her meslek ve her gruptan insanı tatmin edebilecek nitelikli siyer eserlerinin neşredilmesidir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, bu bahiste meselenin esasından haberdar olmayan bazı ehliyetsiz şahısların uzman olmadıkları konularda kalem oynattıkları ve niteliksiz eserler verdiklerine sık sık şahit olmaktayız. Bilhassa geçen yıl gündeme gelen karikatür krizinden sonra bu ve benzeri faaliyetler daha da artmıştır. Bu tür girişimlerin menfî taraflarını en aza indirmenin yolu, siyer alanının mütehassısı konumundaki ilim adamlarının çeşitli yönlerini ele alarak nitelikli ve yetkin siyer kitapları kaleme almalarıdır. Yayımlanacak bu eserler sadece Müslümanlara hitap eden bir kitap olmanın ötesinde, başka din ve kültür mensuplarıyla da buluşabilecek bir metod ve muhtevaya sahip olmalıdır. Özellikle inanç kültürlerinde "Yaratıcı" ve "Peygamberlik" itikadı bulunan toplumlara, Hz. Peygamber (as)'in ve O'nun evrensel mesajının rahatlıkla sunulması bu şekilde mümkün olacaktır. Şayet bu görev ihmal edilir, sadece içe dönük hatta hissî saiklerle siyer yazılmaya ve salt roman-şiir gibi edebî formlarda peygamber takdimi yapılması sürdürülürse, bütün insanlık ve özellikle de Müslüman ülke aydınları, Hz. Muhammed (sav)'i sadece müsteşriklerin kitaplarından ve onların peygamber tasavvurlarından tanımaya devam edeceklerdir ki, bunun sorumluluğu her şeyden önce Müslüman münevverlerin/araştırmacıların üzerine olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-3479327250612543531?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/3479327250612543531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=3479327250612543531&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3479327250612543531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3479327250612543531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2009/04/gunumuzde-hz-peygamber-savin-dogru.html' title='Günümüzde Hz. Peygamber (sav)&apos;in Doğru Anlatılması Meselesi Üzerine Düşünceler'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-1069968727067731701</id><published>2010-09-09T08:03:00.001+03:00</published><updated>2010-09-09T02:13:26.225+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayram'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal hayat'/><title type='text'>SEVİNÇ VE KUTLAMA GÜNLERİ BAYRAMLAR</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: justify; font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; " class="small"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#006600;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sargon ERDEM &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; " class="small"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#993300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;TDV Islam Ansiklopedisi, Cilt 5&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="small"&gt;&lt;a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/content/view/1024/1038/lang,tr/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;SonPeygamber.Info Sitesi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bayram kelimesi Arapça'da, sözlüklerde "âdet halini alan sevinç ve keder; bir araya toplanma günü" anlamlarıyla karşılanan "îd" kelimesidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Kâşgarlı Mahmud'un tespitine göre kelimenin aslı Farsça bezrem/bezrâm olup "sevinç ve eğlence günü" demektir ve beyrem/bayram telaffuzu Oğuz Türklerine aittir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Bayramlarda dikkati çeken başlıca özellik yeme içmeye fazla yer verilmesidir. Bunun sebebini sadece eğlenmeye zemin hazırlamakta aramamak gerekir. Çünkü eğlenmekle ilgisi olmayan dinî bayramlarda da yeme içmenin bayramın gereklerinden olduğu görülmektedir. Nitekim Müslümanlar için yılın her gününde oruç tutmak caiz olduğu halde bir aylık farz orucu takip eden Ramazan bayramının birinci günü ile bilhassa kurban bayramında dört gün oruç tutmak yasaklanmıştır. Yine birer dinî bay­ram sayılabilecek aşure günü ve kandil gecelerinde de özel yiyecekler (aşure çor­bası, helva, kandil simidi) yapılmakta ve komşulara dağıtılmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İslam'dan Önceki Arap Bayramları &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Câhiliye devri Araplarının bayramları hakkında yeterli derecede bilgi mevcut değildir. Ancak aralarında millî birlik bu­lunmayan ve kabileler halinde yaşayan bu devir Araplarının hep beraber kut­ladıkları bir bayramlarının olmadığı, her kabile ve şehrin kendi geleneklerine gö­re törenler tertip ettiği bilinmektedir. Her kabilenin en az bir putu ve her pu­tun da takdis edildiği muhtelif kutlama günleri vardı. Bu günlerde ayrıca pazar ve panayırlar kuruluyor, dinî bayramlar şiir, müzik, içki ve kadınların yer aldığı eğlencelerle birlikte kutlanıyordu. Çeşitli kabileler tarafından ortakla­şa kutlandığı söylenebilecek tek bay­ram, Hicaz bölgesinin ve özellikle Mek­ke'nin en büyük bayramı olan "hac"dır. Zilkade ayında biri Ukâz'da, diğeri Me-cenne'de olmak üzere iki panayır kurulur, bunlardan sonra Zülmecâz pa­nayırı gelir ve oradan Arafat'a çıkılırdı. Bu günlerde her türlü saldırı, zulüm ve haksızlıktan uzak durulur, en güzel kı­yafetler giyilir ve Mekkeliler tarafından uzaktan gelen "Kabe'nin misafirleri"ne ev sahipliği yapılırdı. Mek­ke yakınlarında yılda bir defa kutlanan bir bayram da Zâtü Envât bayramı idi. Zâtü Envât büyük, yeşil bir ağaçtı; Arap­lar her yıl gelirler, kılıçlarını ağacın dallarına asarlar, çevresinde tapınırlar ve kurban keserlerdi. Yine kaynakların yazdığına göre Kabe'yi tavaf edecekleri zaman da bürdelerini bu ağaca asarlar, Harem böl­gesine öylece girmek suretiyle Kabe'ye olan saygılarını gösterirlerdi. Bunlar­dan başka yılda bir defa Zemzem Kuyusu'nun etrafında tören yapılır, böyle­ce suyun bütün yıl eksilmeyeceğine ina­nılırdı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Medinelilerin kendilerine has bir millî bayramları yoktu, İranlılardan aynen aldıkları iki ünlü Mecûsî bayramını kut­luyorlardı. Bu bayramların birincisi ilk­baharın başladığını belli eden Nevrûz, di­ğeri ise sonbaharın başlangıcı olan Mihricân bayramıydı. Medinelilerin bunlardan başka şe­hirdeki Yahudilerden ve Hıristiyanlardan aldıkları anlaşılan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;yevmü's-seb' &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;(yedinci gün) ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;yevmü's-sebâsib &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;(aslı şe'ânîn) gi­bi bazı bayramları daha olduğu bilinmek­te, ancak bunları da ne şekilde kutla­dıkları ayrıntılarıyla tesbit edilememek­tedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İslam'da Bayramlar &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; İs­lâm dininde Ramazan ve Kurban olmak üzere iki bayram vardır. Arapçada "îdü'l-fıtr" ve "îdü'1-adhâ"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;şeklinde adlandırılan her iki bayram da hicretin II. yılından iti­baren kutlanmaya başlanmıştır. Ra­mazan bayramında mü'minler bir önceki ayı ibadetle geçirmenin ve Allah'ın rah­metine nail olma ümidinin sevincini ta­şırlar. Kurban bayramı ise Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i kurban etmek istemesi ve İsmail'in de buna razı olması, nihayet Allah'a karşı gösterilen büyük sadaka­tin karşılığı olarak hayvan kurban edil­mesinin hatırasını taşımakta ve mü'min­ler bu günlerde kurban kesmek sure­tiyle bu iki peygamberin Allah'a karşı verdikleri başarılı imtihanın sevincini ya­şamaktadırlar. Ayrıca bu iki bay­ramın, İslâm toplumunun eski dönem­lerin izlerinden arınması ve müstakil bir kimliğe bürünmesinde de rol oynadığını söylemek gerekir. Nitekim Medine'ye hicret ettikten sonra, bura sâkinlerinin İran'dan alınma Nevruz ve Mihricân bay­ramlarını kutladıklarını gören Hz. Pey­gamber, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Allah sizin için o iki günü da­ha hayırlı iki günle, Kurban ve Ramazan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;bayramlarıyla değiştirmiştir"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;(Müsned, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;III, 103, 235, 250; Ebû Dâvûd, "Şalât", 245; Nesâî, "Şalâtü'l-îdeyn", 1) mealindeki hadisiyle İran menşeli bu iki bayramın kutlanmasını yasaklamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;namaz kılmaktır."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; (Buhârî, "îdeyn", 3; Müslim, "Edâhî", 7) mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayram­larının bayram namazının kılınmasıyla başladığını söylemek mümkündür. Bu­nunla birlikte Kurban bayramına ait arefe gününün ayrı bir fazileti vardır; çün­kü haccın en önemli rüknünü oluşturan vakfe bu günde yapılmaktadır. Bir ha­diste de bayram gecelerini ihya etme­nin ayrı bir fazileti olduğu ifade edilmiş­tir (İbn Mâce, "Sıyâm", 68). Kurban bay­ramında namazdan sonra ayrıca şartla­rına sahip olan kimseler tarafından kur­ban kesilir. Müslümanlar bu günlerde birbirlerini ziyaret eder, bayramlaşır, yer, içer ve meşru bir şekilde eğlenerek günlerini neşe ile geçirmeye çalışırlar. Hz. Peygamber, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslüman&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;ların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; {Ebû Dâvûd, "Şavm", 50; Tir-mizî, "Savm", 59; Nesâî, "Menâsik", 195) buyurmuştur. Bu sebeple Ramazan Bay­ramının ilk günü, Kurban Bayramında da dört gün oruç tutmak Hanefîlere göre tahrîmen mekruh, Şafiî ve Hanbelîlere göre haram kabul edilmiştir. Bu konu­da Şafiî ve Hanbelîlerin görüşünü pay­laşan Mâlikîler ise Kurban Bayramının dördüncü gününde oruç tutmayı haram değil mekruh saymışlardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Tebrik şekli olarak ashabın birbiriyle karşılaştık­larında, "Allah bizden de sizden de ka­bul etsin" dedikleri ri­vayet edilir.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bayram Hazırlıkları &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Bayramlara  önceden hazırlanılması, bu günlerde temiz ve güzel elbiselerin giyilmesi, gusledilmesi, dişlerin fırçalan­ması, güzel kokular sürülmesi, güler yüz­lü olunması, namazdan önce Ramazan Bayramında hurma vb. tatlı bir şey ye­nilmesi, Kurban Bayramında ise ilk ola­rak kurban etinden yenilmesi, namaza mümkünse yürüyerek gidilmesi ve dö­nüşte başka bir yolun kullanılması, çok­ça sadaka dağıtılması, fitrenin namaz­dan önce verilmesi, namaza giderken tekbir getirilmesi menduptur. Kurban bayramında farz namazlardan sonra teş­rîk tekbiri getirilmesi Hanefîlere göre vacip, Hanbelî ve Şâfiîlere göre sünnet, Mâlikilere göre ise menduptur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Bayram günlerinde İslâmî ölçüler için­de eğlenilmesi ve bazı oyunların oynan­ması caizdir. Bir bayram günü Âişe (r.a.) ile birlikte bulunan Hz. Peygamberin ya­nında Buâs Harbi'ne ait  ezgiler söyleyen iki kız çocuğuna müdahale etmek iste­yen Hz. Ebû Bekir'e Rasûlullah'ın, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Her &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;milletin bayramı vardır, bu da bizim bay­ramımız"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; dediği (Buharı, "îdeyn", 3; Müs­lim, "Salâtü'l-'îdeyn", 16), yine bayram günleri mescidde mızrak kalkan oyunu oynayanları seyretmek isteyen Hz. Âişe'ye yardımcı olarak onunla beraber sey­rettiği (Buhârî, "îdeyn", 2; Müslim, "Sa-lâtü'l-'îdeyn", 17) bilinmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Bu iki bayramın dışında cuma günü­nün de Müslümanlar için haftalık bir bayram olduğunu belirtmek gerekir. Bir hadiste cuma günü için &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Şüphesiz bu, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Allah'ın Müslümanlara tahsis ettiği bir bayram günüdür. Cumaya gelecek kim­se yıkanmalı, varsa güzel koku sürünmelidir; ayrıca misvak kullanmanızı da tavsiye ederim."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; (İbn Mâce, "kâmetü's-salât", 83) denilmiştir.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;h4 style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bayram Kutlamaları &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Dinî ve sosyal olmak üzere iki yönü bulunan Ramazan ve Kurban bayramı kutlamaları Asr-i saâdet'te musalla adı verilen geniş bir alanda, kadınların ve genç kızların da (bk. Tirmizî, "Cuma V, 36) katıldıkları bayram namazı ile başlardı. Hz. Peygamberin, bayramların kalaba­lıkla  ve büyük bir coşku içinde kutlan­masını arzu ettiği (bk. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Müsned, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;V, 84, 85; VI, 33, 55, 72, 91, 113, 134, 143, 204, 209, 235, 409; Dârimî, "Salât", 223; Buhârî, "Ha­yız", 7, 23, "İdeyn", 12, 15, 20, 21, "Salât", 2, "Hac", 81; Müslim, "Salâtü'l-îdeyn", 11, 12, 22), hatta bu arada silahlarla ya­pılan folklorik gösterilere dahi izin ver­diği ve Mescid-i Nebevi'nin toprak ze­mini üzerinde bir grup Habeşînin oynadı­ğı mızrak-kalkan oyunlarını eşi    Hz. Âişe ile birlikte seyredip Hz. Ömer'in müda­halesini de doğru bulmadığı bilinmek­tedir. Ayrıca kendisi seyretmemekle birlikte Hz. Âişe'nin yanında cariyelerin def çalıp oynamalarına da izin vermiştir. (bk. Buhârî, "îdeyn", 3; Müslim, "Salâtü'l-îdeyn", 16-20). Hz. Peygamberin Ramazan bayramla­rında musallaya çıkmadan önce hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş ve bu telakki bayramda tatlı ikramı ge­leneğini doğurmuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms; color: rgb(153, 255, 255);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-1069968727067731701?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/1069968727067731701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=1069968727067731701&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1069968727067731701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/1069968727067731701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2008/09/sevin-ve-kutlama-gnleri-bayramlar.html' title='SEVİNÇ VE KUTLAMA GÜNLERİ BAYRAMLAR'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-9146974617995107580</id><published>2010-09-05T23:10:00.003+03:00</published><updated>2010-09-05T23:15:14.302+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuran-ı kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><title type='text'>Kadir Gecesi ve Kur'an-ı Kerim</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  color: rgb(255, 255, 255); -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family:'Times New Roman';font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:arial;color:#993300;"&gt;&lt;img src="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/diyanet/ocak1999/vinyet2.jpg" border="0" height="91" width="103" align="LEFT" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666600;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Lütfi Şen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666600;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;türk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#993300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#993300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Diyanet Dergisi, s. 97&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Ramazan-ı Şerifin 27. gecesi İslam dünyasında "KADİR GECESİ" olarak bilinir ve kutlanır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kadir gecesi, gecelerin en feyizlisidir. Çünkü bu gecede yapılan ibadet, içinde kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha hayırlıdır. Nitekim aynı adı taşıyan sure-i celilede şöyle buyurulmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;“Doğrusu biz Kur'an'ı kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. Gece tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Zaman ve mekanlar kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar. Kadir gecesi hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir. Çünkü bu gecede kadri yüce bir kitap olan Kur'an-ı Kerîm inmeye başlamıştır. Kur'an-ı Kerîm gibi insanlık için bir hidayet rehberi olan kitabın böyle bir gecede inmesi ona müstesna bir şeref kazandırmış, kadrini yüceltmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Allah tarafından Cebrâil aleyhi's-selâm adındaki melek aracılığıyle peygamberimize vahyolunan, onun hayatında tamamen yazılıp tespit edilen ve daha sonra da mushaf haline getirilen Kur'an-ı Kerîm, peygamberimize vahyolunduğu gündenberi hiçbir değişikliğe uğramadan nesilden nesile geçerek bize kadar gelmiştir. Bu özelliği taşıyan, yani ilk nazil olduğu şekilde bir kelime eklenmeden ve bir kelime eksilmeden günümüze kadar gelen tek kitap hiç şüphe yok ki Kur'an-ı Kerîm'dir. Çünkü onun her türlü değişiklikten korunacağını Cenâb-ı Hak va'd buyurmuştur. Hicr sûresinin 9. âyetinde meâlen: “Doğrusu Kur’anı biz indirdik, onun koruyucusu da biziz" buyurulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, eşi olmayan bir kitaptır. Çünkü o, insan sözü değil, Allah kelâmıdır. Lafzı da manası da Allah'ındır. Peygamberimiz sadece onu insanlara tebliğe vasıta olmuştur.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bakara sûresinin 97. ayetinde şöyle buyurulmuştur: "De ki her kim Cebrâil'e düşman ise bilsin ki o, Kur’an’ı Allah'ın izniyle, kendisinden öncekini tastik ederek yol gösterici ve mü'minlere müjdeci olarak, senin kalbine indirmiştir". Yani o, senin değil, Allah'ın sözüdür. Cebrâil aleyhi's-selam da onu indirmeye memurdur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, kendisinin Allah tarafından vahyedilmiş olduğunu bildirmiş, bunda şüphesi olanları ona benzer bir eser meydana getirmeye çağırmış, bunun başarılamıyacağını da haber vermiştir. İsrâ sûresinin 88. ayetinde: “De ki, insanlar ve cinler birbirine yardımcı olarak bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak için biraraya gelseler, andolsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar” buyurmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bakara sûresinin 23. ayeti de meâlen şöyle: “Kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur’an'da şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz Allah'tan başka güvendiklerinizi de yardıma çağırın".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, Arapların şiir ve hitabette doruk noktasında oldukları bir devirde nazil olmuştur. Mekke müşrikleri, Kur'an'ın gönülleri aydınlatan nurunu söndürmek için, "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki galip gelirsiniz" demeye varıncaya kadar her çareye başvurdukları halde onun bir tek sûresinin benzerini vücuda getirememişler, bu yüzden silaha sarılmak zorunda kalmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm’in İngilizce mütercimlerinden Palmer, tercümesinin başına koyduğu önsözde şöyle demiştir: "En güzide Arap yazarları değer itibariyle Kur'an'a eş olabilecek bir eser yazamamışlarsa hayret edilmemelidir. Çünkü Kur'an, nazire yapılamayacak tek eserdir".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, İslâmiyetin ana kitabıdır. Dinin esasıdır. Dinî hükümlerin dayanağı olan dört delilin birincisidir. Bütün dinî esasları ihtiva eden Kur'an-ı Kerîm, semavî kitapların da özetidir. İtikadî, ahlâkî, amelî, ictimaî her bakımdan insanı ve insan topluluklarını maddî manevî mutluluğa ulaştıracak her şeyi bildirmiştir. Nahl sûresinin 89. ayetinde meâlen şöyle buyurulmuştur:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Ey Muhammed, sana, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kur'an'ı indirdik".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, insanlar için bir hidâyet kaynağı olarak gönderilmiştir. Bu husus, önemine binâen birçok ayette sık sık tekrarlanmıştır. Bu ayetlerden birisi de İsrâ sûresinin 9. ayetidir, meâlen şöyledir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Doğrusu bu Kur'an, en doğru yola hidâyet eden ve yararlı işler yapan mü'minlere büyük ecir olduğunu, ahirette inanmayanlara yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm'in ilk sûresi olan Bakara süresinin ilk ayetlerinde de, Kur'an'ı Kerîm'in Allah'a karşı gelmekten sakınanlara hidâyet eden, yol gösteren bir kitap olduğuna dikkat çekilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, son semavî kitap olarak gönderildiğinden talimatı da bütün insanlığı içine alacak şekilde geniştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, herşeyden evvel Allah'ın varlığını, birliğini, O'nun yüksek sıfatlarını, yaratıklara olan rahmet ve mağfiretinin genişliğini tesbit ve talim eder. Batıl ve sapık akîdeleri, putperestliğin her çeşidini reddeder. İnsanları yükselten en önemli ve ölmez prensipleri ortaya kor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, aile hayatı ile karı ile kocanın karşılıklı hak ve vazifelerinden milletlerarası münasebetlere; selâmlaşmaktan evlere izin alarak girme adabına varıncaya kadar sosyal hayatın bütün kurallarını gösterir; en yüksek en güzel ahlâk prensiplerini öğretir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm, insana büyük değer verir. İnsanın en güzel sûrette yaratıldığını, yaratıkların en şereflisi olduğunu, ondan başka kâinatta her ne varsa hepsinin emrine âmâde bulunduğunu açıklar. Onun onurunu kıracak, kalbini incitecek davranışları yasaklar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur'an-ı Kerîm; zina, fuhuş, sarhoşluk, adam öldürmek, yalan söylemek, iftira etmek, haksızlık yapmak, israf etmek, hıyanette bulunmak, gıybet etmek ve toplumu birbirine düşürecek şekilde bozgunculuk yapmak gibi toplumu temelinden sarsan kötülükleri yasaklar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kuran-ı Kerîm, daima ilerlemeyi emreder. "Babamızdan böyle gördük" diyerek, akıl ve ilim ile açıklaması mümkün olmayan alışkanlıklardan, ayrılmak istemiyenleri ayıplar, körü körüne taklidi reddeder.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;İlk inen âyeti "Oku" diye başlayan Kur'an-ı Kerîm, daima ilme teşvik eder. Fenne ve müsbet ilimlere karşı asla tavır almaz. Akla ve düşünceye müstesna yer verir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kâinat ve ondaki yaratılış inceliklerini düşünmeye davet eder. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" diyerek ilmin üstünlüğünü vurgular.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Hulâsa Kur'an-ı Kerîm, insanı dünya ve ahirette mutlu kılacak, Allah Teâlâ'nın rızasını kazandıracak herşeyi ihtiva eden bir Kitab-ı Mübîn'dir. Böyle bir kitabı rehber edinen yanılmaz. O’na sımsıkı sarılan sapkınlığa düşmez, O’nun gösterdiği yoldan yürüyen şaşırmaz ve O’nu okuyanın ecri az olmaz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kur’an-ı Kerîm'in inmeye başladığı böyle mübarek bir gecede yapacağımız ibadetlerden birisi de Kur’an okumak ve anlamı üzerinde düşünmektir. Çünkü Kur’an-ı Kerîm Cenâb-ı Hakk’ın insanlığa son mesajıdır. O’nun iyi anlaşılması ve uygulanması halinde insanlık mutlu olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bu duygularla okuyucularımızın kadir gecelerini tebrik ediyor, daha nice kadir gecelerine sağlıkla erişmemizi ve bu gecenin dünyanın pek çok yerinde haksızlığa ve saldırıya uğramış müslüman kardeşlerimizin kurtuluşlarına vesile olmasını Cenâb-ı Hak'tan diliyorum ve gecenin fazileti ile ilgili bir Hadîs-i Şerif'in meâliyle bitiriyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;"Kim kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı ecri hesaba katarak, ibadetle ihya edecek olursa geçmiş günahları bağışlanır".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/diyanet/ocak1999/kadir.htm"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;http://www.diyanet.gov.tr/turkish/diyanet/ocak1999/kadir.htm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-9146974617995107580?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/9146974617995107580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=9146974617995107580&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/9146974617995107580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/9146974617995107580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2010/09/kadir-gecesi-ve-kuran-kerim.html' title='Kadir Gecesi ve Kur&apos;an-ı Kerim'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-116053998467952933</id><published>2010-08-25T04:09:00.002+03:00</published><updated>2010-08-25T07:58:10.923+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><title type='text'>Benlik-Nefis-Ruh Münasebeti ve Kamil İnsan</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#993300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Dr. Selim AYDIN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Her insan, yaşadığı çağın birikimleri ve geçmişin mirası ışığında kâinatı ve hayatı anlamlandırır. Yirmi birinci yüzyılın bilim anlayışı, insan ve kâinatın içiçe geçmiş bir sistemler ağı kabullenmesi üzerinde gelişecektir. İnsan, kâinat ve hayat üçgenini; Kuran-ı Kerim'in mesajları doğrultusunda birbirine bağlamamızı ve bu üç hakikatin bütüncül bir resminin çizildiğini görmemizi mümkün kılacak bilgi parçaları, yeterli seviyede, ancak dağınık parçalar halinde üretilmiş bulunmaktadır. İhtiyaç duyulan şey, "bütüncü-sistemci" düşünebilmeyi öğrenmek, muradımızı ve gayretimizi bu sentezi yapmaya yoğunlaştırmaktır. Kur'ân perspektifinden insan, kâinat, hayat üçgenini anlamaya çalıştığımızda, Kur'ân'ın, bu üç hakikatin çekirdeklerini içerdiğini ve "insan, hayat, kâinat" üçlemesinin, kâinat kitabında, kudret kalemiyle detaylı şekilde resmedildiğini görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın özünde var olan iyilik (hissî potansiyel), güzellik (fizikî potansiyel) ve doğruluk (zihnî potansiyel); büluğ çağına girildiğinde aktif hale geçen nefis ve güçleri tarafından bencillik maskesiyle gizlenmeye başlar, insanın ruhu ile bedeni arasında bir perde oluşturan nefis güçlendikçe, kötülük yeşerir. Nefsanî isteklerin sınırsızca karşılanması ruhun kendi güzelliklerini sistemde ifade etmesine engel olur. İnsanın nefis-akıl-kalp üçgeninde cereyan eden imtihanında; nefis, kötülüğün ve negatif kuvvetlerin merkezi ve şeytanın kullanabileceği bir santraldır. Şeytanî özellikler nefis üzerinden insana hâkim olurken, melekî-insanî özellikler, kalp ve vicdan üzerinden insana yayılır. Akıl ise; iyilik ve kötülüğü, doğru ile yanlışı, faydalı ile zararlıyı ayırt eden bir âlettir. Dolayısıyla akıl; nefse de, kalbe de hizmet edebilir. İnsan nefsinde üç temel his olan; öfke, şehvet ve akıl, "akleden kalbin" kontrolüne verilirse, insanın kötülüğe meyli azalır. Akleden kalbin kontrolündeki nefsin üç gücünden öfke gücü, yiğitliği; şehvet gücü, iffeti; akıl gücü de hikmeti üretir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an'da nefsin yedi mertebesinden bahsedilir. Nefs-i emmare, levvame, mülhime cismanî merkezli hayata hâkim olan nefis çeşitleri iken; nefs-i mutmainne, zekiyye, raziyye, safiyye ise, ruhî hayata hâkim nefis çeşitleridir. Bazı İslâm âlimleri nefsi, üçlü motif üzerinde de gruplamışlardır. Bu perspektiften insandaki nefis, nefs-i emmare (arka beynin ve limbik sistemin kumandasında olan nefis); nefs-i levvame (önbeynin devreye girdiği ve arka beyni ve limbik sistemi kontrol edebildiği ve şuurî farkındalığın oluştuğu nefis) ve nefs-i mutmainne (gelişimini tamamlamış, kendini kontrol edebilen ve hakka teslim olmuş nefis) şeklinde üçe ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan; hayra, iyiliğe ve güzelliğe yatkın yaratılmıştır. Bediüzzaman, Kur'ân penceresinden bakıldığında, kâinatta hayır ve güzelliğin esas, şer ve çirkinliğin de zahiri olduğunu belirtir. Ancak insan, bu dünyaya imtihan için gönderildiğinden, insanın bu imtihanı kazanması ve fıtratındaki hayır ve güzellikleri temsil edip, kendini Yaratan'a ayinedârlık edebilmesi, nefsini terbiye edebilmesine bağlıdır. Bir başka deyişle, nefisteki şehvanî ve gadabî güçlerin isteklerinin, aklın kontrolünde, meşru çizgide karşılanmasına bağlıdır. Ancak kontrol altına alınmamış nefsin, O'na ayinedârlık etmesi mümkün olmadığından, İslâm'da nefis terbiyesi ve insanın kendini tanıması önemli yer tutar. Nefsin veya benliğin mahiyetini oluşturan zihnî (akıl), hissî (his) ve fizikî (mide-beden) kapasitelerin; az yemek, az konuşmak, az uyumakla kontrol edilmesi, İslâm'ın önemli bir terbiye metodudur. Nefsin terbiyesine tefekkür ve okumakla da katkıda bulunarak, kalbin yolculuğunda denge gözetilmiş olur. Bediüzzaman'ın "akleden kalp" ifadesinde buna işaret vardır. Nefsî güçlerin üç faziletinin (iffet, yiğitlik ve hikmet) ortaya çıkışını ve devamını sağlayan adaletin gerçekleşmesi de, akleden kalbin sisteme hâkim olmasına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâmil insan olma nefsin ve benliğin terbiyesiyle mümkündür. İnsan-ı kâmil olma yolculuğu, nefse hizmet eden aklı, nefsin kumandasından çıkarmaya; istekleri meşru daire ile sınırlandırıp, aklı kalbin kumandasına vermeye bağlıdır. Yolculuk esnasında da ifrat ve tefrite düşmemek için, kalbî hayatı; akıl, mantık ve adaletle dengelemek gerekir. Kişi, bu nefis terbiyesini, ya velâyet yolu ile (az konuşma, az yeme, az uyuma) ya da zikir, fikir ve şükürle veya ikisinin birleşimi olan "akleden kalp -reşha" ile yapabilir. Şeytan, nefsin isteklerini kullanarak insanın kalbine fısıldar ve ona fesatlık eker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı bir gemiye benzetirsek, tayfa personeli, nefsi ve nefsin arzularını temsil eder, geminin tertip ve düzeninden sorumludur. Kaptan da ruhu ve onun tahtı olan kalbi temsil eder; gidilecek hedefe gemiyi götürmekten sorumludur. Akıl, hem tayfaya hem de kaptana hizmet eden, ihtiyaçları gideren ve hayatın sırlarını çözen bir unsurdur. İslâm'da nefis, terbiye edildikten sonra, benlik hapishanesinden çıkılır. Kâmil insan olmak için kalbin zümrüt tepelerine yolculuk başlar. Ruhî ve kalbî hayat yaşandığında, nefsin ihtiyaçları meşru dairede karşılanır. Ancak beden merkezli hayat sürdürüldüğünde de çoğu kez, kalp ve ruhun kendini ifade etmesi ve tekâmülü engellenir. İnsan, nefsini ıslah ettiğinde, kalp ve nefis arasındaki zıtlaşma da sona erer; kalp ilhama açık hale gelir. Kalpten beslenen akıl da, ilham ve sezgilerden beslenme imkânına kavuşur. İslâm'da nefis öldürülmez ancak ıslah edilip, ruhun inkişafına mani olmayacak seviyede arındırılır. Ve kendine özgü varlık mertebelerine doğru yükselir. Nefsin ölmesi demek, biyolojik sistemin çökmesi ve ruhun ahiret âlemine göç etmesi anlamına gelir. Vicdan, ruhun bir alt bileşeni olarak, insana doğruyu, iyiyi ve güzeli hatırlatır. Ruhun sözcülüğünü vicdan yaparken, nefsin sözcülüğünü, insî ve cinnî şeytanlar yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi, dikkat ve enerjisini ön beyniyle kontrol edip şuurlu şekilde yönlendirmek isterse (nefs-i emmareden, nefs-i levvame derecesine) kendi üzerinde gözlem yapması, kişilik ve benlik hapishanesinin motiflerini keşfetmesi gerekmektedir. Normalde hayatını arka beynin kontrolünde sürdürmeye yatkın olan insanın asıl vazifesi, şuurlu bir hayat sürmek, ülfet-gaflet tuzağına düşmeden şükür ve tefekkür çizgisinde Allah'a ayinedârlık yapmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetlersek, insanın kendini tanıması, her işin başlangıç kısmını oluşturur. Eski çağlarda filozofların kapısında "Kendini bil!" yazılı imiş. "Kendini bilen, Rabbini bilir; kendini unutan, Rabbini de unutur." sözü de bu açıdan çok anlamlıdır. Kur'ân'da tefekkürün enfüsî ve afakî olmak üzere iki tarzda gerçekleştiği belirtilir. Bediüzzaman, enfüsî tefekkürü tamamlamayan veya buna girmeyen bir insanın afakî tefekkürde muvaffak olamayacağı üzerinde durur. Enfüsî tefekkür; insanın kendi mahiyetini keşfetmesi, iç gözlem ve iç sorgulama yapması, üstün ve eksik taraflarının farkına varması ve bunları şuurlu bir şekilde kontrol edebilmesi gibi faaliyetleri kapsar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Trebuchet MS';color:#003333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Trebuchet MS';color:#003333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#993300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kaynak: İlim Bahçesi Sitesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;a href="http://www.ilimbahcesi.com/seckin_yazilar/benlik_nefis_ruh_munasebeti.htm"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666600;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;http://www.ilimbahcesi.com/seckin_yazilar/benlik_nefis_ruh_munasebeti.htm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-116053998467952933?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.ilimbahcesi.com/seckin_yazilar/benlik_nefis_ruh_munasebeti.htm' title='Benlik-Nefis-Ruh Münasebeti ve Kamil İnsan'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/116053998467952933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=116053998467952933&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/116053998467952933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/116053998467952933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2006/10/benlik-nefis-ruh-mnasebeti-ve-kamil.html' title='Benlik-Nefis-Ruh Münasebeti ve Kamil İnsan'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-6721130258762421133</id><published>2010-08-18T19:22:00.002+03:00</published><updated>2010-08-18T19:24:29.628+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Hz. Peygamber (sav)'in Bir Ramazan Günü</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  line-height: 18px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family:Georgia;font-size:13px;"&gt;&lt;table class="mceVisualAid" height="46" width="491" align="center" border="0"   style="text-align: justify;  font-family:Georgia !important;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;tbody   style="  ;font-family:Georgia !important;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;tr   style="  ;font-family:Georgia !important;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;td class="mceVisualAid" border="" width="100%"   style="text-align: justify; padding-right: 0px; border-right-width: medium; border-right-style: none; border-right-color: initial; border-top-width: 1px; border-top-style: solid; border-top-color: initial; border-left-width: medium; border-left-style: none; border-left-color: initial; border-bottom-width: 3px; border-bottom-style: solid; border-bottom-color: initial; font-size:10pt !important;color:#800000;"&gt;&lt;span style=" ;font-family:verdana,geneva;font-size:10pt !important;color:#800000;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;"Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, onun yeme-içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Bu Ramazanı nasıl geçirmeliyim?..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-size: 10pt !important; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; "&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" color: rgb(0, 0, 153); font-family:georgia;"&gt;Kuşkusuz birçoğumuzun zihnini kurcalıyor bu soru Ramazan heyecanı hissedilmeye başlandığından beri. Nelere &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="000001" src="http://www.sonpeygamber.info/newpics/news/030820100011140023887.jpg" align="right" style="text-align: justify;border-top-style: solid; border-right-style: solid; border-bottom-style: solid; border-left-style: solid; border-width: initial; border-color: initial; font-size: 10pt !important; margin-top: 8px; margin-right: 10px; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; border-right-color: rgb(185, 185, 185); border-right-width: 3px; border-top-color: rgb(185, 185, 185); border-top-width: 3px; border-left-color: rgb(185, 185, 185); border-left-width: 3px; border-bottom-color: rgb(185, 185, 185); border-bottom-width: 3px; " /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;dikkat edersek bu Ramazan'ı kilo almayarak atlatabileceğimizden denize hangi şartlarda girersek orucumuzun bozulmayacağına dek çeşitli konulardaki tartışmalara daha Ramazan ayını karşılamadan basın yoluyla şahit olduk.  Peki, tüm bunların ötesinde orucun asıl manevi atmosferine girebilmek için ne yapmak lazım?.. Bir Ramazan gününü nasıl geçirmek lazım?..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Bu soruları yönelttiğimiz Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Prof. Dr. İbrahim Hatiboğlu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;, günümüzde orucun artık sadece yeme ve içmeden uzak durma gibi tek bir boyuta indirgendiğini dile getirdi.  Ancak bunların oruç ibadetinin sadece görünen boyutunu teşkil ettiğini ve Ramazanın asıl ruhunu yakalamak için örnek alınması gereken yegâne kişinin Hz. Peygamber olduğunu söyledi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;"Yegâne Örneğimiz Hz. Muhammed"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Prof. Dr. İbrahim Hatiboğlu ayrıca şunları kaydetti: "Hayatımızın her aşamasında ve her hususta bizler, hatta insanlık için vazgeçilmez örnek Sevgili Peygamberimizdir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Ramazan gün ve gecelerinin ihyasında da bizim için yegâne örnek O'dur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Zira Peygamber Efendimiz biz müminlerin varlık sebebidir. Efendimiz'in Ramazan'daki gece ibadetini, uzun uzun dualarını, az konuşup çok tefekkür etmesini, Kur'ân okumasını, itikâfını, umresini, verdiği sadakaları vb. daha ziyade arttırmasını Rabbi ile birlikteliğini sonsuzlaştırma aracı kıldığı şeklinde değerlendirmeliyiz."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;table class="mceVisualAid" height="46" width="551" align="center" border="0"  style="text-align: justify; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;tbody  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;tr  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;td class="mceVisualAid" border="" width="100%"   style=" padding-right: 0px; border-right-width: medium; border-right-style: none; border-right-color: initial; border-top-width: 1px; border-top-style: solid; border-top-color: initial; border-left-width: medium; border-left-style: none; border-left-color: initial; border-bottom-width: 3px; border-bottom-style: solid; border-bottom-color: initial; font-size:10pt !important;color:#800000;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span style=" ;font-family:verdana,geneva;font-size:10pt !important;color:#800000;"&gt;&lt;span style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;"Bizim orucumuzla Ehl-i Kitap'ın [Yahudi ve Hristiyanlar] orucu arasındaki fark, sahur yemeğidir"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in Bir Ramazan Günü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Biz de bu noktadan hareketle Hz. Peygamber'in sahurdan teravihe bir Ramazan gününü nasıl geçirdiğini ana hatlarıyla belirlemeye çalıştık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Sahur&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber, bir Ramazan gününü mutlaka sahur yaparak başlatırdı. Sahur yapmanın faziletine ve bereketine dair Hz. Peygamber bir hadisinde "Bizim orucumuzla Ehl-i Kitap'ın [Yahudi ve Hristiyanlar] orucu arasındaki fark, sahur yemeğidir"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;buyurarak sahuru, Müslümanlar için ayırt edici bir özellik olarak vurguluyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in sahur yemeğinde zaman zaman misafir bulundurduğunu da çeşitli hadislerden öğreniyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in sahurla ilgili önemli bir uygulaması da sahur yemeğini geciktirmesi ve bunu tavsiye etmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in oruç tutarken vazgeçmediği uygulamalardan birisi de oruca niyet etmesidir. Niyet edilmeden tutulan hiçbir orucun, oruç sayılmayacağını beyan etmiştir.  Ayrıca sahura kalkmanın da oruca niyet sayılacağı belirtilmekte...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;İmsak-İftar Arası&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in, oruçlu olduğu günlerde günlük işlerini ve diğer ibadetlerini aksatmadığını kaynaklar bize aktarıyor. Ancak Ramazan günlerinde müminleri, sözgelimi gıybet ve yalan söyleme gibi, bazı konularda her zamankinden daha çok uyardığını şu hadisinden öğreniyoruz: "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, onun yeme-içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;table class="mceVisualAid" height="46" width="563" align="center" border="0"  style="text-align: justify; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;tbody  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;tr  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;td class="mceVisualAid" border="" width="100%"   style=" padding-right: 0px; border-right-width: medium; border-right-style: none; border-right-color: initial; border-top-width: 1px; border-top-style: solid; border-top-color: initial; border-left-width: medium; border-left-style: none; border-left-color: initial; border-bottom-width: 3px; border-bottom-style: solid; border-bottom-color: initial; font-size:10pt !important;color:#800000;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span style=" ;font-family:verdana,geneva;font-size:10pt !important;color:#800000;"&gt;&lt;span style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Allah'ım Sen'in rızan için oruç tuttum, Sen'in verdiğin rızkla orucumu açtım, kabul et. Sen dualarımızı işiten ve kabul edensin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in imsak ve iftar arası en çok dikkat ettiği hususlardan biri de bedensel temizlik... Ağız ve diş temizliği için misvak kullandığını, ayrıca sıcak yaz günlerine denk gelen Ramazan aylarında serinlemek için başına su döktüğünü hadislerden öğreniyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;İftar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber sahur yemeğini ne kadar geciktirmeye gayret ettiyse iftarını açmak için de o kadar acele etmiş ve akşam namazını kılmadan önce orucunu açmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber'in tatlı bir yiyecekle, özellikle de hurmayla orucunu açtığı bilinmektedir. Hurma bulamadığı zamanlarda ise orucunu suyla açmış ve böyle yapılmasını tavsiye etmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in, orucunu açarken ettiği dua ise şu şekildedir: "Allah'ım, senin rızan için oruç tuttum, senin verdiğin rızkla orucumu açtım, kabul et. Sen dualarımızı işiten ve kabul edensin."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;b  style=" ;font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Teravih&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber, Ramazan akşamlarını özellikle teravih namazı kılarak geçirmiş ve ashabını da bu namazı kılmaya teşvik etmiştir. Hz. Peygamber, teravihi kimi zaman cemaatle kimi zaman da tek başına kılmıştır. Teravihi cemaatle sürekli kılmamasının sebebi olarak da bunun zorunlu bir ibadet olarak yerleşmesini istemediği, zira ümmetine ağır geleceğini düşündüğü yorumu yapılmaktadır.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hz. Peygamber'in Ramazan'a dair uygulamaları tabi ki sadece bunlardan ibaret değildi. İtikaf ve fitre başta olmak üzere bu aya mahsus çeşitli ibadetleri bizzat yerine getirmiş ve tavsiye etmişti. Bu konulara ise daha geniş biçimde önümüzdeki günlerde uzmanların görüşlerinden hareketle yer vereceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="text-align: justify; line-height: 18px; text-indent: 50px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; font-size:10pt !important;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/Hz-Muhammed-(sav)in-Bir-Ramazan-G%C3%BCn%C3%BC_1490.html"&gt;http://www.sonpeygamber.info/tr/Hz-Muhammed-(sav)in-Bir-Ramazan-Günü_1490.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-6721130258762421133?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.sonpeygamber.info/tr/Hz-Muhammed-(sav)in-Bir-Ramazan-G%C3%BCn%C3%BC_1490.html' title='Hz. Peygamber (sav)&apos;in Bir Ramazan Günü'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/6721130258762421133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=6721130258762421133&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6721130258762421133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/6721130258762421133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2010/08/hz-peygamber-savin-bir-ramazan-gunu.html' title='Hz. Peygamber (sav)&apos;in Bir Ramazan Günü'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-4675339337288669378</id><published>2010-08-13T19:45:00.000+03:00</published><updated>2010-08-14T20:29:28.756+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><title type='text'>Nimetlerin Farkına Varmak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TGbRmqUmORI/AAAAAAAAACs/Bl4Uq_odj84/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 243px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TGbRmqUmORI/AAAAAAAAACs/Bl4Uq_odj84/s320/1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5505318056632924434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Isa aleyhisselam bir agacin altinda dua eden birini gördü. Dikkatlice      baktiginda adamin ayaklari yürümeyen bir kötürüm oldugunu anladi. Iki gözü      de görmüyordu. Vücudunda ise bars hastaligi oldugu anlasiliyordu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     Ama adam bütün bunlara ragmen ellerini kaldirmis söyle dua ediyordu: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Ey nice zenginlere vermedigi nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana agaçlarin      yapraklari sayisinca sükürler olsun!. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     Hazret-i Isa kötürüm adama yaklasti: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Ayagin yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sihhatli görünmüyor. Buna      ragmen çogu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildigini düsünmekte,      bunun için de büyük bir mutlulukla sükretmektesin. Hangi nimettir nice      zenginlere verilmedigi halde sana verilen? Kapali gözleriyle sesin geldigi      yana yönelerek dedi ki: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermis ki, o kalple O'nu taniyorum. Öyle      de bir dil vermis ki, o dille de O'na sükrediyorum. Halbuki, dünyanin      serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde O'nu tanima sevinci,      dilinde de O'na sükretme mutlulugu yoktur. Ama gel gör ki, ayaklari topal,      gözleri kör, bedeninde hastaliklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu      sevgiyi ihsan eylemis, bu nimetin farkina varma tefekkürünü lütfeylemis.Iste      bunu düsününce kendimi tutamiyor da: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Nice zenginlere vermedigi nimeti bana veren Rabbime agaçlarin yapraklari      sayisinca sükürler olsun!. diye sevinç dualari etmekten kendimi alamiyorum.     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     Kafa gözü kapali da olsa kalp gözü açik olan bu kötürüm adama yaklasan Isa      aleyhisselam: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Ver su elini öyle ise! diyerek adamin elinden tutar, egilerek görmeyen      gözlerinden öper. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     Peygamberin dudaklarinin degdigi gözler aninda açilir. Karsisindakinin Isa      aleyhisselam oldugunu görünce heyecanlanan adam: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Sen su ölüleri dirilten, hastalara sifalar bahseden mucizelerin sahibi      peygamber degil misin? der. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Belli olmuyor mu? deyince: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Gözlerimden belli oluyor da ayaklarimdan henüz belli degil, der. Tebessüm      eden Hz. Isa: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Sen hele bir ayaga kalkmayi dene! deyince, silkinen kötürüm adam dimdik      ayaga kalkar. Ayaklari üzerine dikilebildigini anlayinca söyledigi ilk sözü      su olur: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Ey Allah'in Nebisi, sendeki bu mucizeler de O'ndan degil mi? Öyle ise izin      ver de geç kalmayayim, O'na bir sükredeyim, diyerek hemen yere iner basini      secdeye koyarak der ki: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Rabbim! Seni taniyan bir kalple, sükreden bir dil nimetinin sükrünü      yapmaktan acizken, simdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da      lütfettin. Artik bilemiyorum nasil ödeyecegim bu nimetlerin karsiligini?.     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     Bu sirada çevreden toplanan halk, gösterdigi bu mucizelerden dolayi Isa      aleyhisselamin elini öpmek isterler. Ama Allah'in Nebisi isaret eder: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Benim degil su secdedeki kötürüm adamin elini öpün!.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     Derler ki: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Onu secdeye indiren nimetlere biz bastan beri sahibiz. Ama hiç böyle      mutluluk duymadik. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;     - Öyle ise der, tefekkür edin, siz de düsünün. Düsünen insan sahip oldugu      nimetin farkina varir. Düsünmeyen ise mahrumiyet duygusunda kalir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#996633;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;a href="http://www.ilimbahcesi.com/seckin_yazilar/nimetlerin_farkina_varmak.htm"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#996633;"&gt;Ilim Bahcesi Sitesi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#996633;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#996633;"&gt;Resim: flickr.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-4675339337288669378?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/4675339337288669378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=4675339337288669378&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/4675339337288669378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/4675339337288669378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2007/12/nimetlerin-farkina-varmak.html' title='Nimetlerin Farkına Varmak'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GufqY9Hled0/TGbRmqUmORI/AAAAAAAAACs/Bl4Uq_odj84/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-115992581664453026</id><published>2010-08-06T04:31:00.000+03:00</published><updated>2010-08-06T20:17:13.204+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuran-ı kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlu zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibadet'/><title type='text'>Elmalılı Tefsirinde Ramazan Ayı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Bakara, 185- O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;185-ŞEHR: Esasen şöhret kökünden masdar olup bir şeyi açığa çıkarmak mânâsınadır. denir ki, kılıcı kınından çıkarıp gösterdi, demektir. Nitekim dilimizde de "silah teşhir etmek" denir. Bu mânâdan alınarak: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;1- Gökte görülen aya, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;2- Bu ayın görünüp, ışık verir bir hale gelmesi ve nihayet kaybolup, tekrar doğması suretiyle bir devrinden ibaret olan zaman süresine şehr denmiştir ki, yirmi dokuzla otuz gün arasında dönüp dolaşır. Gök bilimcileri bunu, "ayın güneş ile iki kavuşumu arasında geçen süre" diye tarif ederler. Fakat bu tarif, ilimde ileri gelenlere mahsus olup, halk için şehr kelimesine uygun olan meşhur mânâ, hilalin iki görünüşü arasındaki süredir. Lügatın yapısı da budur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;3- Hilal nazar-ı itibara alınmayarak sırf gün hesabıyla otuz günlük süreye de adet olarak şehr denir. Güneş yılının bölümlerinden her birine ay, şehr, mâh denmesi de bu mânâdan alınmıştır.&lt;br /&gt;Ramazan kelimesinde iki görüş vardır: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;1- Mücahid'den rivayet edildiği üzere Allah'ın isimlerinden bir isimdir. Ramazan ayı demek "Allah'ın ayı" demektir. Bir hadis-i Nebevî olmak üzere şöyle rivayet edilmiştir: "Ramazan geldi, Ramazan gitti, demeyiniz. Ramazan ayı geldi, Ramazan ayı gitti, deyiniz. Çünkü Ramazan Allah'ın isimlerinden bir isimdir." Bununla beraber Beyhakî, bu hadise zayıf demiştir.&lt;br /&gt;2- Receb, Şaban gibi belirli bir ayın ismidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Birincisine göre "şehr" dahil olmak üzere: "Ramazan ayı" terkibinin tamamı bir özel isimdir. İkincisine göre isim yalnız Ramazan olup, "Şehrü Ramazan" genel olanın, özel olana izafeti cinsinden bir izafet-i beyâniyedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Gerçekten Kamerî aylardan üçü: Şehr-i Ramazan (Ramazan ayı), Şehr-i Rebiu'l-evvel (Rebîu'l-evvel ayı), Şehr-i Rebîü'l-âhir (Rebîü'l-âhir ayı) şehr kelimesiyle beraber özel isimdir. Şu kadar ki, kolaylık için "şehr" kelimesinin söylenmediği zamanlar da vardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Ramazan'dan şehr kelimesinin hazfedilmesinin tenzîhen mekruh olduğu İmam Muhammed'den rivayet edilmiş ise de, kötü bir vehme sebep ve karışıklık olmayacak yerlerde kolaylık için sadece Ramazan demek mekruh değildir. Nitekim Hadis-i Nebevî'de de: "Her kim inanarak ve mükafatını Allah'tan bekleyerek Ramazan'da oruç tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır." buyurulmuştur. Geri kalan dokuz ayın isimleri: Muharrem, Safer, Cumadelûlâ, Cumadelâhire, Receb, Şaban, Şevval, Zilkade, Zilhıcce, Şehr'siz olarak özel isimdir. Yalnız Receb ayının, Ramazan gibi olduğu da söylenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Ramazan isminin türetilmesine gelince, bunda da dört yol zikredilmiştir.&lt;br /&gt;1- İmam Halil'den nakledildiği üzere yaz sonunda güz mevsiminin başında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur mânâsına 'den alınmıştır. Bu yağmurun yeryüzünü yıkadığı gibi Ramazan ayı da iman edenleri günahlardan yıkayıp kalblerini temizlediği için bu adla anılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;2- Çoğunluğun görüşüne göre Ramazan 'dan alınmıştır. Ramaz; güneşin hararetinin şiddetinden taşların son derece kızmasıdır ki, böyle pek kızgın yere de Ramdâ denir. Bu bakımdan Ramazan, "Ramdâ"dan yanmak mânâsına fiilinin masdarıdır. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir. Bu mânâda "Kızgın yerde ayağı yandı." denir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Baş tarafına "şehr" kelimesi eklenerek "şehrü Ramazan" bu mübarek aya özel isim yapılmıştır. Çünkü bu ayda açlık, susuzluk hararetinden ıztırab çekilir. Yahut orucun harareti ile günahlar yakılır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Bir de deniyor ki, Araplar ayların isimlerini, eski dillerinden değiştirdikleri zaman, her ayı rastladığı mevsime göre isimlendirmişlerdi. Eski dilde, "Nâtik" ismiyle anılan bu ay da o sene şiddetli bir sıcağa rastladığından buna "şehrü Ramazan" adını verdiler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;3- Ezherî'den nakledilen görüştür ki, Ramazan, fiilinden alınmıştır ki, kılıcın namlusunu veya ok demirini inceltip keskinletmek için iki kaygan taş arasına koyup döğmektir. Bu aya bu ismin verilmesi de Araplar'ın bu ayda silahlarını bileyip hazırladıklarından dolayıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;4- Ramazan isminin esmâ-i hüsnâ (Allah'ın güzel isimlerin)'dan olduğu sahih ise Ramazan ayı bizzat bununla isimlendirilmiş ve bunda özellikle Allah'ın rahmeti ile günahların yanması dikkat nazarına alınmıştır. Bu mânâ ile oruç ayı, "Allah'ın ayı" olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Kısaca Ramazan'ın sözlük mânâsında temizlik, yanmak, keskinlik mânâları bulunduğu gibi, dinî bakımdan günahların yanması, Allah'a izafe mânâları etken olmuştur...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Devami icin tiklayiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.kuranikerim.com/telmalili/bakara2.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;http://www.kuranikerim.com/telmalili/bakara2.htm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-115992581664453026?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/115992581664453026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=115992581664453026&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/115992581664453026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/115992581664453026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2006/10/elmall-tefsirinde-ramazan-ay.html' title='Elmalılı Tefsirinde Ramazan Ayı'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-114205537287987100</id><published>2010-08-04T07:12:00.004+03:00</published><updated>2010-08-06T20:20:53.298+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuran-ı kerim'/><title type='text'>Insan, Zaman ve Sabir Uzerine</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: justify;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Elmalili Te&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;fsirinde Asr Suresi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Vav 'da olduğu gibi yemin içindir. "Kamus"ta anlatıldığı üzere "asr" kelimesi lügatte, isim olarak: dehr (gece ve gündüz), gündüzün zevalden önce ve sonra iki tarafı gadat (tan yeri ağırmasından, güneş doğuncaya kadar olan zaman) ve aşiyy (zeval ile akşam veya akşam ile yatsı arası) ve özellikle öğleden sonra güneşin kızarmasına kadar olan ikindi vakti, insan toplumu aşiret ve yağmur. Masdar olarak da: Hapsetmek, yasaklamak, vergi vermek, sıkıp suyunu çıkarmak mânâlarına gelir. Ve bir şeyin özel vaktine, aynın üç harekesi ile "asr, ısr, usr, usur" denilir. Nitekim "geldi, fakat vaktinde gelmedi; uyudu, fakat vaktinde uyumadı" demektir. Gündüzle geceye ve sabah ile akşama asrân (iki asır) denilir. Cins lamı ile yerine göre bunların her birinin cinsine ve mutlak halinde hepsine muhtemel olduğu gibi, ahd lamı ile de içlerinden belli birine ve mesela bir ikindi vaktine veya herhangi bir şeyin muayyen bir zamanına sarfedilmiş olur. Ondan dolayı dilimizde "asr" mutlak zaman ve özellikle içinde bulunulan zaman ve "karn" (yani seksen veya yüz senelik bir zaman) mânâlarında yaygın olmuştur. Burada tefsirciler başlıca : İkindi namazı, ikindi vakti, dehr ve zaman, özellikle Muhammed Aleyhisselam'ın asrı, yani Resulullah'ın gönderildiği zaman, ahir zaman mânâları üzerinde yürümüşlerdir. İbnü Cerir, "dehr, öğle saatlerinden bir saat, ikindi mânâları" hakkındaki rivayetleri zikrettikten sonra der ki: Bu hususta doğru olan görüş şudur: Rabbimiz Teâlâ asra yemin etmiştir. Asr, zamanın ismidir, ikindidir, gece ve gündüzdür. Bu ismin içerdiği mânâlardan birini tahsis etmemiştir. Onun için bu ismin lazım olduğu her mânâ bu yeminde dahil olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Demek olur ki "asr", çeşitli mânâlara gelen bir müşterek lafız olduğu ve birini tayinde ipucu bulunmayıp hepsine de yüklenmesi sahih olabileceği cihetle "asr denilen her şey" mânâsıyla tümüne hamletmek en doğrusudur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;O halde burada tefsircilerin zikrettikleri mânâlardan herbir yönünü düşünmek gerekir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;1- İkindi namazı: Mukatil demiştir ki: Allah Teâlâ ikindi namazına yemin etmiştir. Zira "Namazları ve orta namazı koruyun." (Bakara, 2/238) âyetinde "salat-ı vusta" (orta namaz) çoğunluğa göre ikindi namazı olduğu için onun bir özel fazileti vardır. Hendek vak'asında Peygamber (s.a.v.) "Bizi, orta namaz olan ikindi namazından alıkoydular." buyurmuştu. Bir hadiste de "İkindi namazı geçen, sanki ehli ve malı yok edilmiş gibidir." diye rivayet edilmiştir. İkindi vakti, gündüzün sonuna doğru insanların en çok kazanç ve ticaret için dünya işlerine daldıkları meşguliyet zamanı olması itibarıyla, ikindi namazının o sırada, zorluğuyla beraber yüksek bir uyarıcı özelliği vardır. Şu halde ona yemin ile faziletine dikkat nazarını çekmekte önemli bir mânâ vardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;2- İkindi vakti: Katade demiştir ki: İkindi namazının vakti olması ve kuşluk vaktine karşılık birtakım kudret delillerini içermiş olması bakımından Allah Teâlâ "duhâ" (kuşluk vakti)ya yemin ettiği gibi ikindi vaktine yemin etmiştir. Gerçekte ikindi vakti gündüzün sonu olması bakımından, dünyada diğer yaratık ve hayvanların yaratılışından sonra yaratılan ve bundan dolayı yaratılış gününün ikindisinde yaratılmış demek olan insan türünün yaratılış zamanını andırdığı gibi, dünyada bir gün değerinde demek olan insan ömrünün de son demlerini andırdığı ve ikindi vakti geçip de bir şey kazanamadan evine dönecek olanların hali de pek acıklı, hüsranlı olduğu için, önceki sûredeki çokla öğünmenin aldatmasını açıkladıktan sonra bu sûrede insanların zararı anlatılırken ikindi vaktine yemin olunarak dikkat nazarı celbedilmesinin de ikindi namazına yemin olunmak gibi önemli bir mânâsı vardır. Bununla beraber şu mânâ daha geniş kapsamlıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;3- "Dehr": İnsan Sûresi'nde açıklandığı üzere "dehr"in asıl mânâsı, Rağıb'ın dediği gibi, âlemin varlığının başlangıcından sona ermesine kadar olan müddet, yani zaman-ı kül (tüm zaman)dür. Bu mânâca tüm zamana ve bir kısmına söylenilen zamandan daha özeldir. Zaman ona da, kısımlarına da söylenir. Bununla beraber "dehr", uzun zamana ve âlemin yaşama müddetine, yani ömrüne ve mutlak zaman mânâsına da kullanılır ki daha kapsamlıdır. Bundan dolayı çoğunlukla "asr"ı, "dehr" ile tefsir ederken tefsirciler "dehr" ve "zaman" demişler ve "asr"ı dehr ile tefsirin tarzında, dehr ve zamana yeminin hikmetinde de bir kaç açıklama şekli göstermişlerdir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Birincisi: İbnü Cerir'in rivayet ettiği üzere Hz. Ali (r.a)'den: yani "Asra ve dehrin belalarına, nöbet nöbet gelen musibetlerine yemin olsun ki, doğrusu insan bir hüsran içindedir ve zamanın sonuna kadar onun, o hüsranın içindedir." diye okuduğu işitilmiş ve bu, bir tefsir sayılmıştır. Demek ki "asr", dehr (zaman) mânâsınadır. Ve zamana yeminin hikmeti de onun insana devamlı musibetler yağdıran acı ve büyük olaylarına ve değişmelerine karşı uyarmadır. Bir de bu tefsirde hüsran (zarar)da kalanların ebedî olarak kalacaklarını beyan etme vardır. Bununla birlikte denebilir ki, bunda asrın yalnız zaman mânâsına değil, sıkmak ve hapsetmek mânâsına da bir işaret vardır. Ancak bu mânânın, yeminin müstesna tarafını değil, müstesna minh (kendisinden istisna olunan) tarafını takviye etmekte olduğu açıktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;İkincisi: Denilmiştir ki: "Dehr" (zaman) yaratıcı Allah'ın kudretine delalet eden her türlü acaiblikleri, gariplikleri içerir. Onun için ona "Ebu'l-Aceb" (Aceb'in babası) denilmiştir. Küllî (tümel) veya cüz'î (tikel), alışılmış veya alışılmamış, acı veya tatlı, kârlı veya zararlı her türlü hareket ve olay, değişim ve başkalaşımlar onda vaki olur. Devletler, milletler, nimetler, felaketler onda ortaya çıkar, onda büyür, onda son bulur, onda kalır. Hatta dehir ve zaman denilen şey kendisi "Acebü'l-acaibat" (şaşılacak şeylerin en şaşılanı)dır. O, bir taraftan ardı arkası kesilmeyen bir hareket ve cereyan arzeden bir değişim ölçüsü, bir taraftan da o hareketlerin ötesinde bir sükun (durgunluk) ve sabitlik ifade eden sade bir süreç (devamlılık ölçüsü) olarak görünür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Yokluğa benzer bir varlık, varlığa benzer bir yokluk gibidir. Râzî der ki: "Akıl ona yok diye hükmedemez, çünkü devirler, seneler, aylar, günler, saatlerle kısımlara bölünür. Fazla, eksik ve uyuşmakla, geçmiş ve gelecek olmakla hükmedilirken nasıl yok olur? Bununla beraber mevcut diye de hükmolunamaz. Çünkü şimdiki hal, bölünmeyen bir andır. Geçmiş ve gelecek ise yokturlar. Yokluğa ise varlıkla nasıl hükmedilir." Onun için felsefeciler ve Kelamcılar, "Zaman mevcut mudur, yok mudur, mevhum mudur? Bizim onu bilişimiz (bedihi) açık mıdır, intizai (soyutlama) mıdır! diye konu edip durmuşlardır.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);font-family:georgia;" &gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-family:georgia;" &gt;devami&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="color: rgb(204, 0, 0); font-family: georgia;" href="http://www.kuranikerim.com/telmalili/asr.htm"&gt;http://www.kuranikerim.com/telmalili/asr.htm&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-114205537287987100?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kuranikerim.com/telmalili/asr.htm' title='Insan, Zaman ve Sabir Uzerine'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/114205537287987100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=114205537287987100&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/114205537287987100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/114205537287987100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2006/03/insan-zaman-ve-sabir-uzerine.html' title='Insan, Zaman ve Sabir Uzerine'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-531179714554214221</id><published>2010-06-04T03:56:00.003+03:00</published><updated>2010-06-04T04:02:01.670+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mevlana'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuran-ı kerim'/><title type='text'>Kur'ân'ın Mânevî Bir Tefsiri Mesnevi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666600;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#990000;"&gt;Doç. Dr. Hüseyin Güllüce &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#663300;"&gt;Atatürk Üniv. İlâhiyat Fak. Öğrtm. Üyesi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=88&amp;amp;konu_id=1346&amp;amp;yumit=bolum2"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Yeni Ümit Dergisi Nis-May-Haz 2010&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Hicrî 604-672, Miladî 1207-1273 yılları arasında yaşayıp, 66 yaşında sevgili Mevlâ’sına kavuşan, bu sene itibariyle vefatının 737. yıl dönümü münasebetiyle andığımız Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, İslâm güneşinin insanlık semasını aydınlatmaya devam ettiği 1400 seneyi aşkın zamandan beri, aynı semanın en parlak yıldızlarından biri olmuş ve olmaya devam etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;İnsanlık tarihinin mânen en karanlık dönemlerinden birini yaşadığımız bu günlerde de ışığını Kur’ân ve Allah Resulü’nden alan Mevlânâ, yolumuzu bulmak için bütün parlaklığıyla bizlere rehberlik etmekte, yolumuzu aydınlatmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Mevlânâ’nın dün olduğu gibi bugün de bize en çok ışık saçtığı ve rehberlik ettiği eseri dünya klâsiklerinin en önemlilerinden biri olan Mesnevî-i Mânevî’dir. Mesnevî’ye bu değeri kazandıran özellik ise elbette ki onun sönmeyen mânevî bir güneş olan Kur’ân-ı Kerîm’in ve yine mânevî bir dolunay olan Hz. Peygamber’in değerli sözlerinin tefsiri ve izahı olması ve ışığını onlardan almasıdır. Mesnevî şarihlerinden İsmail Ankaravî, Mesnevî’ye yazdığı Şerhi’nin başında şöyle demektedir: “Mesnevî kitabını Kur’ân tefsîrleriyle, nebevî hadîslerden meydana gelen iki denizin birleştiği bir yer (mecma’u’l-bahreyn) yapan Allah’a hamdolsun.”2&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;İyi bir Mesnevî uzmanı olan Ankaravî’nin bu sözlerinin mânâsı şudur: Mesnevî, Allah’ın kelâmı olan Kur’ân-ı Kerîm’in bir tefsîri ve hadîs-i şerîflerin bir şerhi mahiyetindedir. Ancak, Mesnevî’nin asıl yazılış gayesi; müritler ve hak yolcuları için bir rehber ve irşâd kitabı olması nedeniyle, bilinen ve müteâref tefsîr kitaplarından ve hadîs şerhlerinden farkı vardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Mesnevî’ye “Mağz-ı Kur’ân” (Kur’ân’ın özü) de denilmiştir.3 Bu söz Mesnevî için tâ yazıldığı yüzyıldan beri söylenegelmiştir. Bu sözün mânâsını, asrımızın ilim adamlarından Ali Nihat Tarlan şöyle açıklamaktadır: “Mesnevî’ye “Mağz-ı Kur’ân”, yani “Kur’ân’ın içi ve özü” derler. Eğer böyle bir teşbîhe cevâz verilirse, Kur’ân bir gül bahçesi, Mesnevî ise gülyağıdır. Gülyağında gülün şekli, zerâfeti, harikulâde tenâsüp ve âhengi yoktur. Fakat onun rûhu vardır. Birincisi Allah, ikincisi kul işidir. Gül şekil ile rûhtur. Gülyağı yalnız rûhtur. Bir kaç damla gülyağında bir gülistan mucizesini görebilecek gözler, onun üzerine eğilebilirler.”4&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Mesnevî’yi baştan sona, kendi vezninde, manzûm olarak Sultan Ahmed zamanında Osmanlıcaya çeviren Süleyman Nahîfî ise: “Hz. Mevlânâ’nın bu güzel Mesnevî’si, ilim esnafının tahkîk madenidir. Mesnevî beğenilen bir güzeldir. Bîbedeldir, güzeldir, sevgilidir. Lakin herkese cemâlini arz etmez. Sohbetinin mahremleri, hâl sahipleridir. Cahiller onun güzelliğini, cemâlini inkâr edicidirler. Vâsıllarsa, hüsnünün şevkinden nasiplenmişlerdir.”5 derken, Mesnevî’yi anlamak, ondan faydalanmak için hâl sahibi olmanın gerektiğini belirtmek istemiştir. Yine Mesnevî uzmanlarından Cevrî Dede de Mesnevî hakkında, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;“Kitâb-ı Mesnevî kim, nüsha-i ilm-i hakîkattir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;O kim, mânâsını idrâk eder, sahib-i kerâmettir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Serâpâ şerh-i remz-i nükte-i mânâ-i Kur’ân’dır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Beyan eyler usûl-i dini, her beyti bir âyettir.”6 demekte; Mesnevî’deki beyitlerin gerçek mânâlarını anlama hususunda ise şunları söylemektedir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;“Ne Kâşânî bilir, te’vîl ve mânâsın ne Cürcânî&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Eğer ki, onların her biri, bir sâhib-i fazîlettir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Meğer feyz erişe Mollâ Celâleddîn-i Rûmî’den&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Ki, zira ol edîb-i âlim gayb-ı hüviyyettir.”7&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Bediüzzaman Said Nursî de Mesnevî’nin tefsîr kitapları içindeki yerini şöyle belirtir: “Selef-i Sâlihîn’in bıraktığı kudsî tefsîrler iki kısımdır: Bir kısmı, ahkâma dair tefsîrlerdir. Diğer bir kısmı da âyât-ı Kur’âniyyenin hikmetlerini ve iman hakikatlerini tefsîr ve izah ederler. Selef-i sâlihinin bu türlü tefsîrleri çoktur, hususen Gavs-ı A’zam Şâh-ı Geylânî, İmam-ı Gazâlî, Muhyiddîn-i Arabî, İmam-ı Rabbânî gibi zevât-ı kirâmın eserleri bu kısım tefsîrlerdir. Bilhassa Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin Mesnevî-i Şerîfi de bu tarz bir nev’i mânevî tefsîrdir.”8&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Mevlânâ, Mesnevî’nin mukaddimesinde, bu eserini “Keşşâfu’l-Kur’ân” yani “Kur’ân’ın mânâsını keşfedip açıklayan bir kitap” olarak tavsif etmektedir. Bunu demesinin sebebi şudur: Mesnevî, diğer tefsirlere nazaran daha çok Kur’ân’ın asıl maksadını açıklamakta ve izah etmektedir. Kur’ân’ın asıl maksadı ise insana hakikatini haber vermek ve onun nereden gelip nereye gitmekte olduğunu bildirerek, bu duruma uygun hareket etmesini sağlamaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Kur’ân-Mesnevî münasebetine dair bizzat Mevlânâ şöyle bir karşılaştırma yapar: “Şunu bilmek lâzımdır ki, Kur’ân, güzel yüzlü, latif sözlü, türlü elbise ve ziynetlerle süslenmiş, hatadan ve kusurdan hâlî, şek ve şüpheden arı duru bir gelin gibidir. Fakat gayret ve ibret peçesi altında gizli kalmıştır. Nitekim buyurmuşlardır ki: ‘Kur’ân gelini, yüzündeki peçeyi, iman başkentini (kalbi) kavgadan, gürültüden (mâsivâdan) temizlenmiş, sakin gördüğü vakit açar.’ Bizim Mesnevîmiz de böyle manevî bir dilberdir. (...)”9&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Mesnevî’yi anlayabilmek için ise şu hususların gereğini vurgular: “Mesnevî’nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak (ve onda geçen) âyetlerin, hadîslerin mânâlarını, hikâyelerinin tertibini, aralarındaki münasebetleri kavramak için, büyük bir itikad, devamlı bir aşk, tam bir istikamet, selim bir kalb, son derece keskin bir zekâ ve anlayış ile birçok muhtelif ilimleri bilmek lâzımdır ki, onun içinde insan seyredebilsin ve onun sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer kişi sâdık bir âşıksa, bu vasıtalar olmadan da Mesnevî’yi anlamak hususunda, aşkı ona kılavuzluk edebilir ve bir menzile erişebilir. Allah, başarı sağlayıcı, doğru yolu gösterici, insanların yardımcısı ve idarecisidir.”10&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Osmanlı döneminin son edebiyat tarihçilerinden Nihat Sami Banarlı, bu hususta şu açıklamayı yapar: “Mesnevî’yi, Kur’ân-ı Kerîm’in şiir ve hikâye sanatı ile ve Mevlânâ tarzı bir duygu ve düşünce üslûbuyla ifadelenmiş, manzûm tefsîri diye karşılamak mümkündür. Mevlânâ, Mesnevî vasıtasıyla öğrettiği Allah’a varma yollarını Kur’ân’dan âyetler getirerek, Hz. Muhammed’den hadîsler hatırlatarak ve bunları derin anlayışlarla açıklayarak tanıtmak sevgisindedir.”11&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Bu bahsedilenlere hem bir delil hem de birkaç örnek teşkil etmesi bakımından Mesnevi’de geçen âyet tefsirlerinden şunları gösterebiliriz:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;1. “Ve düşün ki, Rabbin, Meleklere: ‘Ben yeryüzünde muhakkak bir halîfe yaratacağım’12 dediği vakit melekler: ‘Biz hamdederek Sen’i tesbih ve takdis edip dururken, orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın?’ dediler. Allah da ‘Şüphesiz ki ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim.’ dedi.” (Bakara, 2/30)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Mevlânâ, Yüce Allah’ın insanı kendisine halîfe yapmasının hikmetini, insanın Allah’a tam bir mazhar/meclâ oluşu ile açıklamakta ve bu halîfeliğin yeryüzündeki seyrini şöyle anlatmaktadır:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;“Cenâb-ı Hak, kemal sırrına ayna olmak üzere, bir gönül sahibini halîfe edindi. Ona hadsiz hesapsız safâlar ihsan etti. Sonra da ona zulmetten bir zıt yarattı. Siyah ve beyaz iki bayrak yaptı. Biri Âdem’di, biri yol kesen İblis. Bu iki asker arasında nice meşhur savaşlar oldu. İkinci devrede Hâbil idi. Onun temiz nurunun zıddı Kâbil’di. Böylece bu iki adalet ve cevr bayrağı, devir devir Nemrud’a kadar vâsıl oldu. O, İbrahim’in zıddı ve hasmı oldu. İki asker, birbirine düşman kesilip çarpıştılar. Savaşın uzamasından hoşlanmayınca iki hasmın arasını ateş ayırdı. O ikinin müşkili halledilsin diye ateş, hem hakem, hem de hizmetkâr oldu. Devir devir, asır asır bu iki bölük, ta Firavunla Mûsâ’ya kadar, nice yıl aralarında savaştılar. Haddi geçip usanç artınca, Cenâb-ı Hak, hak kimindir belli olsun diye deniz suyunu hakem yaptı. Böylece Mustafa (sas)’nın mübarek devrine kadar devam etti. O’na da Ebu Cehl, cefaya kalkıştı.”13&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;2. Mevlânâ’nın eserlerinde âyetler, birçok tefsir metodunun birlikte kullanılması ile açıklanıldığı gibi, bir veya iki metot ile de tefsir edilmektedir. Meselâ gelecekteki âyetlerin tefsiri dirayet ve işârî tefsir metotlarının bir arada kullanılması ile yapılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;“Ey örtünen! Gecenin birazı hariç olmak üzere kalk! Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt, yahut artır. Kur’ân oku, yavaş yavaş, güzel güzel...! Çünkü biz senin üzerine ağır bir söz vahyedeceğiz...” (Müzzemmil, 73/1-5) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;“Ey Abasına Bürünüp Yatan (Peygamber)” Âyet-i Kerimesinin Tefsîr-i Şerîfi:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Şu cihetten Peygamber’e, abaya bürünen vasfı verilip, “Ondan çık!” emri geldi. Yüzünü örtüp gizlenme, zîrâ cihan bir beden, sense onun aklısın. Kuru iddiacılardan gizlenme, meydana çık, sen ki, vahiy mumuyla nurun tâ kendisi oldun, “Geceleri kalk”, çünkü mum da şüphesiz geceleri ayakta durur. Aydın gün bile sensiz geceye döner; lütfun olmasa aslan hummaya tutulur. Safâ denizinin gemisi senin hükmünde; çünkü ey Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) Sen, ikinci bir Nuh’sun. Akıllılar, yol için bir yol bilen ister, bâhusus bu yol, deniz yolu olursa. Kervan yolunu kaybetmiş, bir bak! Her taraf gemicilik taslayan gulyabanilerle dolu. Sen vaktin Hızır’ı, gemilerin imdadına yetişensin; İsa gibi yapayalnız yürüme! Sen ki, bu cemiyette güneş gibisin, bizden kesilip halvete girmen canları karartır. Halvetten cemiyete gel, bizden yüzünü çevirme. Hidayet, Kâf Dağı; Sen’se, Hümâ’sın. Dolunay geceleyin gökte dolaşırken, onun seyrini, köpeklerin ulumaları men edemez. Kınayanlar da senin dolunayın nuruna karşı, köpekler gibidir, yüceliğine karşı havlar dururlar!.. Bu köpekler, “ensıtû-susunuz” emrine14 karşı sağırdırlar; kıskançlıklarından dolunayına havlarlar! Ey hasta gönüllerin şifası, sağıra kızıp körün değneğini alma. “Yolda köre mukayyed olan, Hakk’ın yüzlerce ecrine nail olur. Kim bir köre kırk adım delil olursa o, Mevlâ’nın ğufranına erişir.”15 diye Sen buyurdun. Öyleyse ey meded edici, bu cihanda bunca katar katar körlere rehber ol. Sen ki, doğru yolu göstericisin, doğru yolu gösterenin de işi budur; vaktin matem çekenleri seninle şâd olsun. Ey Hak’tan sakınanların önderi, bu hayale dalanları hakikate sen götür…”16&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Verilen örneklerde de görüldüğü gibi gerçek bir İslâm âlimi ve mutasavvıfı olan Mevlânâ, ortaya koyduğu misyonu ve eserleriyle Kur’ân ve nebevî hadîslere hizmet etmiş, onları izah etmiştir. Bu yüzden onu, Kur’ân’ı açıklayan bir müfessir; eserlerini bilhassa Mesnevî’yi de bir tefsir kitabı olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Nitekim Mevlânâ’nın 20. yüzyıldaki takipçisi ve talebesi sayılan Muhammed İkbal’in, “O ki Pehlevî (Farsça) dili ile Kur’ân (a tefsir) yazmıştır”17 ve Nihad Sami Banarlı’nın “… Bu yüzdendir ki, onun büyük Mesnevî’si hakikatte ve hemen baştan sona kadar Kur’ân-ı Kerîm’in Mevlânâ çapında bir evliya tarafından yapılmış heybetli bir tefsiridir.”18 şeklindeki ifadeleri, Mesnevî’nin Kur’ân-ı Kerîm ile olan sıkı ve yakın ilgisini ve ayrıca diğer Kur’ân tefsirleri arasındaki yerini göstermesi bakımından dikkate değer ifadelerdir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Şunu da belirtmek gerekir ki Mevlânâ’nın eğitim-öğretim açısından önemi büyük olan temsil ve hikâyelerle Kur’ân’ı tefsir etmesi, üslûp olarak da şiir dilini kullanması, Mesnevî’nin bu yönünün bir kısım gözlerden kaçmasına, dolayısıyla asıl gayesinin anlaşılamamasına sebep olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-531179714554214221?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/531179714554214221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=531179714554214221&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/531179714554214221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/531179714554214221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2010/06/kurann-manevi-bir-tefsiri-mesnevi.html' title='Kur&apos;ân&apos;ın Mânevî Bir Tefsiri Mesnevi'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-3305624078695301291</id><published>2010-05-04T05:42:00.006+03:00</published><updated>2010-05-15T23:12:03.948+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefekkür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahlak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erdem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal hayat'/><title type='text'>4 Kelime 4 Söz 4 Hastalık</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:'Times New Roman';font-size:medium;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;a href="http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;amp;Book=MesneviiNuriye&amp;amp;Page=57"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CC0000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Mesnevi-i Nuriye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelimeyle dört kelâm öğrendim; tafsilen beyan edilecektir. Burada, yalnız icmalen işaret edilecektir. Kelimelerden maksat, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar’dır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;. Şöyle ki: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Cenab-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır. Mânâ-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatâdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Evet, herşeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakka bakar, diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakka bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakka bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır. Binaenaleyh, nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ve keza, nazarla niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder. Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i İlâhiyedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Birinci kelâm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mesn/b452.gif" /&gt; &lt;b&gt;Ben kendime mâlik değilim&lt;/b&gt;. Ancak mâlikim kâinatın mâlikidir. Fakat kendime mâlik nazarıyla bakıyorum ki, Mâlik-i Hakikînin sıfâtını ve sıfatların bir derece mâhiyetini ve hududunu bileyim. Evet, mevhum, mütenahi hududumla Mâlik-i Hakikînin sıfatlarının bir cihette gayr-ı mütenahi hududunu bildim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İkinci kelâm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mesn/b453.gif" /&gt; &lt;b&gt;Ölüm haktır&lt;/b&gt;. Evet, bu hayat ve bu beden şu azîm dünyaya direk olacak kabiliyette değildir. Zira onlar demir ve taştan değildir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ancak et, kan ve kemik gibi mütehalif şeylerden terekküp etmiş; kısa bir zamanda tevafukları, içtimaları varsa da iftirakları ve dağılmaları her vakit melhuzdur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Üçüncü kelâm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mesn/b454.gif" /&gt; &lt;b&gt;Rabbim birdir&lt;/b&gt;. Evet, herkesin bütün saadetleri, bir Rabb-i Rahîme olan teslimiyete bağlıdır. Aksi takdirde pek çok rablere muhtaç olur. Çünkü insan, câmiiyeti itibarıyla bütün eşyaya ihtiyacı ve alâkası vardır. Ve herşeye karşı, hissederek veya etmeyerek, teessürü, elemleri vardır. Bu ise tam cehennem gibi bir hâlettir. Fakat erbab tevehhüm edilen esbab yed-i kudretine bir perde olan Rabb-i Vâhide teslimiyet, firdevsî bir vaziyettir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Dördüncü kelâm:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mesn/b455.gif" /&gt; ile tâbir edilen &lt;b&gt;benlik&lt;/b&gt;, yani kendisine bir vücut, bir kıymet vermektir ki, bu &lt;b&gt;ene&lt;/b&gt;, Cenab-ı Hakkın sıfâtını, şuûnatını bilmek için bir santral ve bir vahid-i kıyasîdir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şu hatime, dört çeşit hastalıkları beyan eder ve tedavi çarelerini gösterir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Birinci hastalık: "Yeis"tir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Arkadaş! Amele ve tâate muvaffak olamayan azaptan korkar, ye’se düşer. Böyle bir me’yusun gözüne, dinî meselelere münafi ednâ ve zayıf bir emare, kocaman bir bürhan görünür. Böyle birkaç emareyi elde eder etmez, diğer emarelerin sâikasıyla ilân-ı isyan ederek İslâm dâiresinden çıkar, şeytanın ordusuna iltihak eder. Binaenaleyh, a’mâle muvaffak olamayanlar, ye’se düşmemek için şu âyete müracaat etsin. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mesn/b496.gif" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İkinci hastalık: "Ucb"dur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Arkadaş! Ye’se düşen adam, azaptan kurtulmak için, istinad edecek bir noktayı aramaya başlar. Bakar ki, bir miktar hasenat ve kemâlâtı var. Hemen o kemâlâtına bel bağlar. Güvenerek der ki: "Bu kemâlât beni kurtarır, yeter" diye bir derece rahat eder. Halbuki, a’mâle güvenmek ucubdur, insanı dalâlete atar. Çünkü, insanın yaptığı kemâlât ve iyiliklerde hakkı yoktur. Mülkü değildir; onlara güvenemez. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hem insanın vücudu ve cesedi bile onun değildir. Çünkü kendisinin eser-i san’atı değildir. O vücudu yolda bulmuş, lakîta olarak temellük de etmiş değildir. Kıymeti olmayan şeylerden olduğu için, yere atılmış da insan almış değildir. Ancak, o vücut, hâvi olduğu garib san’at, acip nakışların şehadetiyle, bir Sâni-i Hakîmin dest-i kudretinden çıkmış kıymettar bir hane olup, insan o hanede emaneten oturur. O vücutta yapılan binlerce tasarrufattan, ancak bir tane insana aittir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ve keza, esbab içerisinde en eşref, en kuvvetli bir ihtiyar sahibi insan iken, ef’âl-i ihtiyariye namıyla kendisine mal zannettiği ef’âlin ekl, şürb gibi en âdi bir fiilin husûlünde, yüz cüz’ünden ancak bir cüz’ü insana aittir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153);   "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ve keza, insanın elindeki ihtiyar pek dardır. Havâssının en genişi hayal olduğu halde, o hayal akıl ve aklın semerelerini ihata edemez. Bunları, bu kadar büyük iken, nasıl daire-i ihtiyarına idhal edip, onlarla iftihar ediyorsun?"De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." Zümer Suresi, 39:53:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:'Times New Roman';font-size:medium;"&gt;&lt;p align="LEFT" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ve keza, şuurî olmaksızın, senin lehine ve aleyhine çok fiiller cereyan etmektedir. O fiiller şuurî oldukları halde, şuurun taallûk etmediğinden sâbit olur ki, o fiillerin fâili bir Sâni-i Zîşuurdur. Ne sen fâilsin ve ne senin esbabın... Binaenaleyh, mâlikiyet dâvâsından vazgeç. Kendini mehasin ve kemâlâta masdar olduğunu zannetme. Ve kat’iyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünkü, sû-i ihtiyarınla, sana verilen kemalâtı bile tağyir ediyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir. Binaenaleyh,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="LEFT" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mesn/b497.gif" /&gt; de.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="LEFT"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Üçüncü hastalık: "Gurur"dur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Evet, gururla, insan maddî ve mânevî kemâlât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemâlâtına tenezzül etmeyip kendi kemâlâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nâkıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslâf-ı izâmın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama mâruz kalarak, bütün bütün çizgiden çıkarlar. Halbuki, eslâf-ı izâmın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı, bunlar kırk senede bulamazlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="LEFT"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Dördüncü hastalık: "Sû-i zan"dır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 153); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı, sû-i zan sâikasıyla başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden takbih etmesin. Binaenaleyh, eslâf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek sû-i zandır. Sû-i zan ise, maddî ve mânevî içtimaiyatı zedele&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;r. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15231621-3305624078695301291?l=hikmetbahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/feeds/3305624078695301291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15231621&amp;postID=3305624078695301291&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3305624078695301291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15231621/posts/default/3305624078695301291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2010/05/4-kelime-4-soz-4-hastalk.html' title='4 Kelime 4 Söz 4 Hastalık'/><author><name>Hikmet Bahcesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03352420444307855473</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15231621.post-4714525127761731446</id><published>2010-04-16T06:57:00.005+03:00</published><updated>2010-04-16T07:05:52.259+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz. peygamber (sav)'/><title type='text'>Konsun Yine Pervazlara Güvercinler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a rel="nofollow" href="http://flickr.com/photos/yoshiko314/1948194499/"&gt;&lt;img border="0" width="400" height="270" src="http://farm3.static.flickr.com/2014/1948194499_e4fb442b1c.jpg?v=0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family:'Times New Roman';font-size:medium;"&gt;&lt;table width="100%" cellpadding="15"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#993300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Seccaden kumlardı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Devirlerden, diyarlardan&lt;br /&gt;Gelip göklerde buluşan&lt;br /&gt;Ezanların vardı!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Mescit mü'min, minber mü'min...&lt;br /&gt;Taşardı kubbelerden Tekbir,&lt;br /&gt;Dolardı kubbelere "Amin!"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Ve mübarek geceler, dualarımız,&lt;br /&gt;Geri gelmeyen dualardı...&lt;br /&gt;Geceler ki pırıl pırıl,&lt;br /&gt;Kandillerin yanardı!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kapına gelenler, ya Muhammed,&lt;br /&gt;Uzaktan, yakından-&lt;br /&gt;Mü'min döndüler kapından!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;&lt;br /&gt;İki dünyada aziz ümmet,&lt;br /&gt;Muhammed ümmetiydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Konsun -yine- pervazlara&lt;br /&gt;Güvercinler;&lt;br /&gt;"hu hu" lara karışsın&lt;br /&gt;Aminler...&lt;br /&gt;Mübarek akşamdır;&lt;br /&gt;Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Şimdi seni ananlar,&lt;br /&gt;Anıyor ağlar gibi...&lt;br /&gt;Ey yetimler yetimi,&lt;br /&gt;Ey garipler garibi;&lt;br /&gt;Düşkünlerin kanadıydın,&lt;br /&gt;Yoksulların sahibi...&lt;br /&gt;Nerde kaldın ey Resul,&lt;br /&gt;Nerde kaldın ey Nebi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Günler, ne günlerdi, ya Muhammed;&lt;br /&gt;Çağlar ne çağlardı;&lt;br /&gt;Daha dünyaya gelmeden&lt;br /&gt;Müminlerin vardı...&lt;br /&gt;Ve birgün, ki gaflet&lt;br /&gt;Çöller kadardı,&lt;br /&gt;Halime'nin kucağında&lt;br /&gt;Abdullah'ın yetimi,&lt;br /&gt;Amine'nin emaneti ağlardı!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Hatice'nin koncası,&lt;br /&gt;Aişe'nin gülüydün.&lt;br /&gt;Ümmetinin gözbebeği,&lt;br /&gt;Göklerin resulüydün...&lt;br /&gt;Elçi geldin, elçiler gönderdin...&lt;br /&gt;Ruhunu Allah'a,&lt;br /&gt;Elini ümmetine verdin.&lt;br /&gt;Beşiğin, yurdun, yuvan&lt;br /&gt;Mekke'de bunalırsan&lt;br /&gt;Medine'ye göçerdin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Biz dünyadan nereye&lt;br /&gt;Göçelim ya Muhammed?&lt;br /&gt;Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet&lt;br /&gt;Altın devrini yaşıyor...&lt;br /&gt;Diller, sayfalar, satırlar&lt;br /&gt;(Ebu Leheb öldü) diyorlar:&lt;br /&gt;Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;&lt;br /&gt;Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Neler duydu şu dünyada&lt;br /&gt;Mevlid'ine hayran kulaklarımız:&lt;br /&gt;Ne adlar ezberledi, ey Nebi,&lt;br /&gt;Adına alışkın dudaklarımız!&lt;br /&gt;Artık, yolunu bilmiyor;&lt;br /&gt;Artık, yolunu unuttu&lt;br /&gt;Ayaklarımız!&lt;br /&gt;Kabe'ne siyahlar&lt;br /&gt;Yakışmamıştır, ya Muhammed,&lt;br /&gt;Bugünkü kadar!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Haset, gururla savaşta;&lt;br /&gt;Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...&lt;br /&gt;Onu da yaralarlar kanadından,&lt;br /&gt;Gelse bir şefkat meleği...&lt;br /&gt;İyiliğin türbesine&lt;br /&gt;Türbedar oldu iyi!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Vicdanlar sakat&lt;br /&gt;Çıkmadan yarına.&lt;br /&gt;İyilikler getir, güzellikler getir&lt;br /&gt;Adem oğullarına!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Şu gördüğün duvarlar ki&lt;br /&gt;Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir...&lt;br /&gt;Fethedemedik, ya Muhammed,&lt;br /&gt;Senelerdir!&lt;br /&gt;Ne doğruluk, ne doğru;&lt;br /&gt;Ne iyilik, ne iyi...&lt;br /&gt;Bahçende en güzel dal,&lt;br /&gt;Unuttu yemiş vermeyi...&lt;br /&gt;Günahın kursağında&lt;br /&gt;Haramların peteği!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bayram yaptı yabanlar:&lt;br /&gt;Semave'yi boşaltıp&lt;br /&gt;Save'yi dolduranlar...&lt;br /&gt;Atını hendeklerden -bir atlayışta-&lt;br /&gt;Aşırdı aşıranlar...&lt;br /&gt;Ağlasın Yesrib,&lt;br /&gt;Ağlasın Selman'lar!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Gözleri perdeliyen toprak,&lt;br /&gt;Yüzlere serptiğin topraktı...&lt;br /&gt;Yere dökülmeyecekti, ey Nebi&lt;br /&gt;Yabanların gözünde kalacaktı!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;td valign="top"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Konsun -yine- pervazlara&lt;br /&gt;Güvercinler;&lt;br /&gt;"hu hu"lara karışsın&lt;br /&gt;Aminler...&lt;br /&gt;Mübarek akşamdır;&lt;br /&gt;Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Ne oldu, ey bulut,&lt;br /&gt;Gölgelediğin başlar?&lt;br /&gt;Hatırında mı, ey yol,&lt;br /&gt;Bir aziz yolcuyla&lt;br /&gt;Aşarak dağlar taşlar,&lt;br /&gt;Kafile kafile, kervan kervan&lt;br /&gt;Şimale giden yoldaşlar?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Uçsuz bucaksız çöllerde,&lt;br /&gt;Yine, izler gelenlerin,&lt;br /&gt;Yollar gideceklerindir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Şu Tekbir getiren mağara,&lt;br /&gt;Örümceklerin değil;&lt;br /&gt;Peygamberlerindir, meleklerindir...&lt;br /&gt;Örümcek ne havada,&lt;br /&gt;Ne suda, ne yerdeydi...&lt;br /&gt;Hakkı göremiyen&lt;br /&gt;Gözlerdeydi!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Şu kutu, cinlerin mi;&lt;br /&gt;Perilerin yurdu mu?&lt;br /&gt;Şu yuva-ki bilinmez,&lt;br /&gt;Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?-&lt;br /&gt;Kuşlarını, bir sabah,&lt;br /&gt;Medine'ye uçurdu mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Ey Abva'da yatan ölü&lt;br /&gt;Bahçende açtı dünyanın&lt;br /&gt;En güzel gülü;&lt;br /&gt;Hatıran, uyusun çöllerin&lt;br /&gt;Ilık kumlarıyla örtülü!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span
